İTÜ ARI Teknokent firması Bioeksen, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü (HSGM) Viroloji Laboratuvarı ile koronavirüs tanısını 90 dakika gibi kısa bir sürede koyabilen patojen kiti geliştirdi. Seri üretimine başlanan kitin, tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüsle mücadelede sağlık personelinin elini güçlendirmesi bekleniyor. Bioeksen Kurucusu Canan Zöhre Ketre Kolukırık: “Koronavirüs salgını ortaya çıktığında, zaten iş birliği içerisinde olan HSGM ve Bioeksen, Dünya Sağlık Örgütü rehberliğinde hızlı bir aksiyon alarak, 2 hafta gibi kısa bir süre içerisinde salgına yol açan korona virüsün (SARS-CoV-2) tespiti ile ilgili bir kit geliştirdi ve Bioeksen bu kitin üretimine geçti. Geliştirdiğimiz kitin dünyadaki diğer muadillerinden farkı, virüsün kesin tanısında klinik olarak doğru sonuçları yaklaşık 90 dakika gibi kısa bir sürede vermesidir.”
İTÜ ARI Teknokent’in biyoteknoloji firmalarından Bioeksen, koronavirüs tanısını 90 dakika gibi kısa bir sürede koyabilen patojen kiti geliştirdi. Geliştirilen kit, T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü (HSGM) Viroloji Laboratuvarı’nın ortak Ar-Ge çalışması sonucu ortaya çıktı. Seri üretimine başlanan kitin, tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüsle mücadelede sağlık personelinin elini güçlendirmesi bekleniyor.
Bioeksen Kurucusu Canan Zöhre Ketre Kolukırık, iki hafta gibi kısa bir sürede geliştirdikleri kitle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Kolukırık, Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümü’ndeki lisans eğitiminin ardından, İTÜ Çevre Biyoteknolojisi Bölümü’nde yüksek lisans yaptığını ifade ederek, “İTÜ Çevre Biyoteknolojisi Bölümü’nde devam eden doktora eğitimimde tez aşamasındayım. Akademik çalışmalarım sırasında edindiğim bilgi ve tecrübeyi inovatif ürünlere dönüştürme isteğimle Bioeksen firmasını kurdum.” bilgilerini verdi.
Akademik çalışmaları sırasında, İTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nden akademisyenlerin oluşturduğu Mikrobiyal Ekoloji Grubu’na (MEG) katıldığını anlatan Kolukırık, “MEG’de birlikte çalıştığımız akademisyen arkadaşlarımızla, Ar-Ge çalışmalarımız sırasında edindiğimiz bilgi ve tecrübeyi, inovatif ticari ürünlere dönüştürmek istedik. Bu kapsamda, 2014 yılında KOSGEB Ar-Ge İnovasyon desteğini alarak şirketimizi kurduk. 2014 yılından bu yana 32 farklı Ar-Ge projesini TÜBİTAK, Kalkınma Bakanlığı ve KOSGEB desteğiyle gerçekleştirdik ve bu projeler sonucunda 162 farklı moleküler biyoteknoloji ürünü ortaya çıktı. 2019 yılında ürünlerimizin Türkiye çapında rutin satışına başladık. Ürünlerimiz kısa sürede sahada karşılık buldu ve Sağlık Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Tarım ve Orman Bakanlığı gibi hayati öneme sahip kamu kurumlarının temel nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamaya başladı.” diye konuştu.
– “Yüzde 100 yerli ilk robotik moleküler analiz cihazını geliştirdik”
Kolukırık, İTÜ ARI Teknokent firması Bioeksen ekibinde moleküler biyolog, gıda mühendisi, çevre mühendisi, biyomühendis, biyokimya uzmanı, veteriner hekim, laboratuvar teknikerleri gibi farklı branşlardan insanlar bulunduğunu ifade ederek, ürettikleri tıbbi cihazları kullanıcı bildirimleri ve uluslararası literatüre dayanarak sürekli geliştirmeye çalıştıklarını söyledi.
Firmalarının insan sağlığı, hayvan sağlığı ve gıda güvenliği alanlarında, moleküler biyoteknoloji araçlarıyla hızlı patojen tanısına yönelik ürünler geliştirdiğini anlatan Kolukırık, şunları kaydetti: “Patojen tanısında günler süren analizleri saatler mertebesine indiren inovatif çözümlerimiz, bulunduğumuz sektörde hızla ilerlememizi sağladı. Bioeksen sadece bir sarf üreticisi olarak kalmayıp, Türkiye için bir ilki gerçekleştirmiş, yüzde 100 yerli ilk robotik moleküler analiz cihazını geliştirmiş ve üretimine geçmiştir. En büyük müşterilerimiz arasında, aynı zamanda Ar-Ge partnerimiz de olan Sağlık Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Ar-Ge ve rutin analiz laboratuvarları bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan hastaneler, gıda ve veteriner kontrol laboratuvarlarına da doğrudan ya da distribütörler aracılığı ile satış yapmaktayız.”

– “Muadillerinden farkı, doğru sonuçları 90 dakikada vermesi”
Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne (HSGM) bağlı il halk sağlığı merkez laboratuvarlarının, 2019 yılından bu yana, Türkiye’de dolaşımda olan 24 farklı viral etkenin moleküler tanı çalışmalarını, Bioeksen’in ürettiğimi sistemler ile yürüttüğünü belirten Kolukırık, şöyle konuştu:
“Bioeksen personeli, Dünya Sağlık Örgütü ile yapılan bir hizmet anlaşması kapsamında, halk sağlığını tehdit eden viral etkenlerin Türkiye’de taranması kapsamında aktif bir rol oynamaya başladı. Koronavirüs salgını ortaya çıktığında, zaten iş birliği içerisinde olan HSGM ve Bioeksen, DSÖ rehberliğinde hızlı bir aksiyon alarak, 2 hafta gibi kısa bir süre içerisinde salgına yol açan koronavirüsün (SARS-CoV-2) tespiti ile ilgili bir kit geliştirdi ve Bioeksen bu kitin üretimine geçti. Geliştirdiğimiz kitin dünyadaki diğer muadillerinden farkı, virüsün kesin tanısında klinik olarak doğru sonuçları yaklaşık 90 dakika gibi kısa bir sürede vermesidir.
Bioeksen’in tespit sistemleri SARS-CoV-2’nin (salgın koronavirüsü) negatif olduğu durumlarda, hastalığa neden olabilecek diğer 24 viral etken tipinin taranmasını sağlayarak, hastalığın nedeninin ortaya konmasında büyük bir avantaj sağlamaktadır. Geliştirilen ürünün WHO acil durum listesine girmesi söz konusudur, ilgili süreç halen devam etmektedir.”
– “Türkiye’de koronavirüsü tehlikesinin yanı sıra Influenza A virüsü yaygın”
Canan Zöhre Ketre Kolukırık, Sağlık Bakanlığı’nın, koronavirüs konusunda çok hızlı ve etkin bir şekilde çalışmalar yaptığını ifade ederek, Bioeksen’in tespit sistemlerinin koronavirüs dışındaki tüm viral etken tiplerini de taradığı için, bu sene Türkiye’de dolaşımda olan etkenler hakkında bilgi sahibi olabildiklerini söyledi.
Kolukırık, “Sahadan aldığımız verilere göre, bu sene Türkiye’de koronavirüsü tehlikesinin yanı sıra Influenza A virüsü yaygın.” bilgilerini verdi.
Kolukırık, bugüne kadar KOSGEB, TÜBİTAK ve Kalkınma Bakanlığı’ndan Ar-Ge ile ürün geliştirme destekleri aldıklarını belirterek, son yıllarda kendi bütçeleriyle Ar-Ge yaptıklarını kaydetti.
Kısa vadede moleküler patojen tanısı alanında Türkiye’nin yurt dışı bağımlığını asgari seviyeye indirebilecek kalitede ve miktarda kit ve cihazı geliştirmek ve üretmek istediklerini anlatan Kolukırık, “Önümüzdeki 10 yıl içerisinde, muadili olmayan ve kritik problemleri çözen ürünler geliştirerek, bulunduğumuz sektörün dünya liderleri arasında yer almak gibi iddialı bir hedefimiz var.” diye konuştu.
İTÜ ARI Teknokent bünyesinde olmanın kendilerine bir prestij kattığını ifade eden Kolukırık, sözlerini şöyle tamamladı:
“İTÜ ARI Teknokent gerek vizyoner yaklaşımı gerekse bünyesindeki firmaları dünya çapında büyütmek için olan çabası ile birçok teknoparka göre farklılığını ortaya koymaktadır. Mevcut ekosistemde farklı sektörlerden firmalarla bir arada bulunmak bize farklı bakış açıları katmaktadır.
Bioeksen ailesi olarak, Ar-Ge partnerlerimizle birlikte, dakikalar mertebesinde kesin patojen tanısı yapabilecek sistemler geliştirerek, patojen tehlikesinin insana ulaşmadan tespiti ve kontrolünü sağlayacak ürünlerle, insanların hayatlarına pozitif bir şekilde dokunmak, en büyük hayalimiz.”


Türk tiyatrosunda sahne alan ilk Türk kadın oyuncu Afife Jale, 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. 1918’te Darülbedayi’ye talebe olarak kabul olunan Beyza, Refika, Behire ve Memduha adlı beş kızdan biriydi. Kendisi ve Refika hariç diğer kızlar ‘nasılsa sahneye çıkamayacakları’ gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı. Afife ile Refika ise yollarına devam etti. Aynı yıl Refika tiyatronun suflör, Afife de stajyer oyuncu kadrolarına alındı. Afife bir yıl süreyle bütün provalara devam etmesine rağmen bir türlü sahneye çıkamamıştı. 1920’nin 13 Nisan gecesi prömiyeri yapılacak olan, Hüseyin Suat’ın ‘Yamalar’ adlı oyununda, Emel rolü, Eliza Binemeciyan’ın tiyatrodan ayrılması sebebiyle ortada kaldı. Darülbedayi yöneticileri rolü Afife’ye oynatma kararı verdiler. Böylelikle Afife, 22 Nisan gecesi, Kadıköy’deki Apollon Sineması’nda Emel rolünü oynayarak sahneye çıkan ilk Türk kadını oldu. ‘Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!’ diyen Afife tiyatroya olan tutkusu nedeniyle, Müslüman kadınlara sahneye çıkma yasağını tanımayarak ağır bedeller ödese de bu sevdasından vazgeçmedi. Afife, 1923’de Atatürk’ün Müslüman kadınlara sahne yasağını kaldırması üzerine, tekrar oyunculuğa başladı ve turnelere çıktı. Zorlu sınavlardan geçen ve tiyatroya olan sevgisi için mücadele eden Afife, tutku ile bağlı olduğu sahnede birçok role hayat verdi.
Uçsuz bucaksız, mavi gökyüzünde süzülen bir uçak ve onu kullanan ilk kadın Türk pilotu Bedriye Tahir Gökmen… Uçmaya ve gökyüzüne olan sevdasını şöyle anlatmıştı o zamanlar: “Çocukluğumdan beri kuşların uçuşlarını, kanat çırpıntılarını, dönüşlerini büyük bir dikkatle seyreder ve bundan zevk alırdım. Tayyarecileri seyrederken tatlı bir heyecan duyar ve bu insanlar ne mesut, ben de böyle uçsam diye düşünürdüm. Benim nazarımda tayyareciler insanlığın fevkinde büyük bir kudret sahibi kimselerdi, onlara karşı kalbimde büyük bir hayranlık ve hürmet hisleri dolu idi, benim içim onlar bambaşka birer varlıktı.” 1932’de Vecihi Uçuş Okulu’nda havacılık eğitimine başlayan ve bir yandan memurluk yaparken bir yandan uçuş eğitimlerini sürdüren Gökmen, 1933’te bröve aldı. Brövelerin onaylanması için gerekli olan sınavın teknik nedenlerle yapılamamasından dolayı ise pilotluğu onaylanamadı. Havacılık uğraşısı yüzünden çok tepki alan ve engellemelerle karşılaşan Gökmen’in bu sebeplerle aylığından ceza kesildi, sonunda ise işinden kovuldu. O ise tüm yaşadıklarına rağmen kalbinden bu tutkuyu hiçbir zaman atamadı.
Türk edebiyatının ilk kadın roman yazarı olan Fatma Aliye, inandığı değerler uğruna ömrünü harcayan bir kadın aynı zamanda… Kendini geliştiren ve Fransızca’yı iyi bir şekilde öğrenen Aliye, evlenip dört çocuk sahibi olduktan sonra bile okumaya olan tutkusunu yitirmedi ve çeviriler yaparak edebiyat dünyasına adım attı. Başarılı çevirilerinin ardından roman yazmaya başlayan Aliye, 1892’de ‘Muhadarat’ adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı. Romanları edebiyat çevrelerinde o denli başarılı bulundu ki ‘Nisvan-ı İslâm’ ve ‘Udi’ adlı eserleri Fransızca’ya çevrildi. Romanlarında bireyleşmeye çabalayan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanları ele aldı. Kariyeri boyunca kadın sorunlarına ilişkin makaleler kaleme alan ve bu yazılarda kadın haklarını savunan Aliye, aynı zamanda ülkedeki ilk resmi kadın derneklerinden biri olan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’nin kurucusu oldu.
Başarısıyla kendini kanıtlayan bir isim Lale Orta… Sahip olduğu kariyerde pek çok ilki başardı. ‘Dünyada ve Türkiye’de futbol organizasyonları üzerine analitik bir yaklaşım’ teziyle ilk kadın futbol doktoru olan Orta, Türkiye’nin ilk kadın futbol takımı olan Dostlukspor’da kaleci ve kaptan olarak futbol oynadı. Tüm bunların yanında Türkiye’nin profesyonel futbol liglerinde antrenörlük ve teknik direktörlük yapabilecek diplomayı alarak ilk kadın futbol antrenörü olarak görev yaptı. 1986-2005 arasında futbol hakemi olarak profesyonel ve amatör toplamda bin 500’ün üzerindeki maçta görev alan Orta, Türkiye Profesyonel Birinci, İkinci ve Üçüncü Ligi’nde maç yöneten ilk kadın hakem oldu. Orta, Profesyonel Birinci Lig seviyesinde Avrupa’da hakem olarak görev yapan ilk kadın olmayı da başardı. Orta’nın başarıları sadece ulusal alanda kalmadı ve 1995’de FIFA tarafından seçilen 27 ülkeden 54 kadın hakem arasına girerek ‘Dünyanın ilk FIFA kokartlı hakemleri’ arasında yer aldı. Türkiye’nin ilk FIFA kokartlı kadın hakemi olarak 11 yıl uluslararası hakemlik yaptı ve 150 uluslararası maç yönetti. 2003‘de ise UEFA tarafından Avrupa Kıtası’nın 17 en iyi hakemi arasına seçilerek ‘First Class’ listesine alındı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın öğretmeni olan Refet Angın, henüz küçük bir çocukken öğretmen olmaya karar verdi. Okuma yazmayı annesinden öğrenen Angın’ın Mustafa Kemal Atatürk ile yolları birçok kez kesişti. Bu karşılaşmaların hikayesi ise şöyleydi: “Refet Angın, birinci karşılaşması olan ilkokul yıllarında Atatürk’ün ‘Büyüyünce ne olacaksın çocuk?’ sözüne, ‘Öğretmen’ diye cevap verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir ve Atatürk’e ‘Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte’ dediğinde, Atatürk onun Gelibolu’daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. ‘Matematik’ cevabını alınca ‘Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir’ sözü üzerine Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir.” Özellikle kız okullarında eğitim veren, köy enstitülerinde görev yapan ve binlerce öğrencinin hayatına dokunan Refet Angın, öğretmek için yaşadı. Aynı zamanda kız meslek liselerinin kuruluşunda görev alarak yaşamı boyunca genç kızların hayata karışması ve eğitim alması için çabaladı.
Dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanına sahip Sabiha Gökçen aynı zamanda toplumun dayattığı kuralların dışında bir rota çizebilen sıra dışı bir isim…. 1913’te Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın altıncı çocuğu olarak Bursa’da dünyaya gelen ve anne babasının ölümünün ardından abisinin yanında kalan Gökçen’in yaşamı 1925’te tamamen değişti. O yıllarda Bursa’da olan Atatürk’e ulaşan ve okumak istediğini söyleyen Gökçen, Atatürk tarafından alınarak evlat edinildi. Gökçen’in başarılı geçen bir eğitim hayatının ve kısa süreli sağlık sorunlarının ardından yaşamı 1935’te ikinci kez yeniden değişti. O yıl Türkkuşu’nun açılış töreninde planör gösterilerini izlerken havacılığa sevdalandı ve Atatürk’ün de desteğiyle Türk Hava Kurumu’nun Türkkuşu Sivil Havacılık Okulu’na kaydoldu. Ankara’da yüksek planörcülük brövelerini alan, sonrasında Rusya’ya gönderilerek yüksek planörcülük eğitimini tamamladı. 1936’da Eskişehir Askeri Hava Okulu’na girdi. Buradaki görevlerini başarıyla yerine getirerek dünyanın ilk ‘Kadın Savaş Pilotu’ unvanını kazandı. 1937’de Türk Hava Kurumu’nun yetiştirdiği ilk kadın pilot olması nedeniyle kurumun ‘9 numaralı Murassa (iftihar) Madalyası’ ile ödüllendirildi. 1955’e kadar Türk Hava Kurumu Türkkuşu’na başöğretmen tayin edildi. 1991’de Uluslararası Havacılık Federasyonu Altın Madalyası’nı alan Gökçen, 1996’da ise Amerika’da düzenlenen Kartallar Toplantısı’nda dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri seçilerek bu ödüle layık görülen ilk kadın havacı oldu.























