Yazar -Nigar

Habercilikte Yapay Zeka Dönemi Başlıyor

Gazeteciler tarafından yapılan çeşitli yayın organlarından haber, manşet ve fotoğraf seçimini bundan sonra yapay zeka yapacak. ABD’li teknoloji devi Microsoft, internet sitesi MSN’de haber seçimi için yapay zeka programı kullanmayı planlıyor.

Son dönemlerde kullanımı giderek artan yapay zekanın bu önlenemez yükselişinden gazetecilik ve editörlük mesleği de nasibini aldı. Zira Microsoft, ABD’de haber denince akla gelen en önemli internet sitelerinden olan ve 140 ülkeden 500 milyon kişiye ulaşılan MSN.com için gazeteciler tarafından yürütülen ve çeşitli yayın organlarından haber, manşet ve fotoğraf seçimini “otomatikleştirilmiş sistemler”e yani yapay zeka programına yaptırtmayı planlıyor. Şirket internet sitesinde içeriklerini kullanmak için farklı haber kuruluşlarına ödeme yaparken; bu haberlerin seçimi ve nasıl sunulacağı Microsoft bünyesinde çalışan gazeteciler tarafından yapılıyordu. Microsoft yetkilileri konuya ilişkin yaptığı açıklamada bu kararın Corona salgınının sonucu olmadığının altını çizerek diğer şirketler gibi kendilerinin de işlerini düzenli olarak değerlendirmeden geçirdiklerini ve bunun da zaman zaman bazı yerlere daha fazla yatırımla, bazılarının yeniden düzenlenmesiyle sonuçlanabileceğini kaydetti.

Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-us-canada-52860247

Yeni Bir Çağa Hazır mısınız? Uzay Yolculukları Geliyor

SpaceX’in iki NASA astronotunu uzaya götürme planı, hava şartları nedeniyle iptal edilse de yeni deneme Cumartesi günü gerçekleştirilecek. Söz konusu lansman uzay yolculukları için bir milat olabilir zira kapsülün yolculuğunu başarıyla tamamlaması demek bundan sonraki uzay yolculuklarının daha uygun fiyatlı olması anlamına geliyor.

1950’lerde başlayan ve o dönem uydu ve sonda yollamak, Ay’a insan indirmek gibi çabaları içeren uzayı keşfetme macerası, günümüzde bambaşka bir yola evrildi. Şimdilerde karadeliklerin fotoğrafları çekiliyor, derin uzay çalışmaları gerçekleştiriliyor hatta Mars’a insanlı yolculuğun planları yapılıyor. Bu baş döndürücü gelişmeler arasında şüphesiz ki Tesla’nın kurucusu Elon Musk ve 2002 yılında kurulan uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in çalışmalarını da ayrı bir yerde tutmak gerekiyor.

SpaceX, yıllar süren çalışmaların sonunda ilk kez önümüzdeki günlerde uzaya astronot gönderecek. Her ne kadar şirketin Douglas Hurley ve Robert Behnken adındaki iki NASA astronotunu uzaya gönderme planı, 27 Mayıs Çarşamba günkü, geri sayım devam ederken kalkıştan yaklaşık 20 dakika önce, kalkış bölgesi olan Florida’daki elektrik yüklü bulutların rokete zarar verme ihtimali nedeniyle iptal edildi. Yeni denemenin ise 30 Mayıs Cumartesi günü yeniden yapılması planlanıyor. Astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu’na götürecek olan Crew Dragon isimli kapsül, NASA’ya ait Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden Musk’ın şirketi tarafından üretilen Falcon 9 roketiyle fırlatılacak. İki NASA astronotuna “taksi hizmeti” verecek Falcon 9 roketi aynı zamanda uzun yıllardır Amerika Birleşik Devletleri topraklarından uzaya gönderilen ilk astronotları taşıyor olacak.

 

NASA’dan şirketlere teşvik

Söz konusu kapsülün başarıyla yolculuğunu tamamlaması, uzay yolculuğunun daha uygun fiyatlı olması için yapılan çalışmalar açısından da dönüm noktası olacak. Zira testin başarılı olması durumunda yeni başlayan özel uzay uçuşu endüstrisini destekleyebileceği ve aya veya Mars’a yapılan görevler de dahil olmak üzere diğer ticari girişimlerin de yolunu açabileceği tahmin ediliyor. Bu arada SpaceX, Crew Dragon kapsülünü insansız olarak geçen yıl başarıyla uzay istasyonuna fırlatmıştı.

Elon Musk bir yandan en büyük hayalinin “insanoğlunun bir gün çok gezegenli bir canlı türü olması” olduğunu söylerken; NASA da uzay yolculuklarını ticarileştirmeyi teşvik ediyor. Bu bağlamda SpaceX’e 3,1 milyar dolar, Boeing’e 4,5 milyar dolar veren NASA, şimdiden 48 astronotu 12 fırlatmada uzaya götürmesi için SpaceX’ten 2,5 milyar dolarlık rezervasyon yaptırmış durumda. Boeing’in CST-100 Starliner kapsülünü ise 2021’e kadar fırlatması beklenmiyor.

Kaynak:

https://tr.euronews.com/2020/05/27/ilk-astronotlu-spacex-roketi-27-may-s-ta-f-rlat-lacak-yeni-bir-uzay-cag-icin-milat-olabili

 

https://www.nbcnews.com/science/space/spacex-launch-today-countdown-begins-stormy-weather-looms-n1215401?utm_source=aposto&utm_medium=email

 

Telefonunuzu Tanıyan Maske Geliyor

Korona virüs salgını nedeniyle maske takarken, telefonunuzun yüz tanıma sistemi ile kilidini açmak için mücadele mi ediyorsunuz? Çinli bir teknoloji şirketi, şimdilerde hem kendini temizleyebilen hem de telefonların yüz tanıma kilidini açabilecek şeffaf bir N95 benzeri yüz maskesi üzerinde çalışıyor.

Korona virüs salgını ile beraber hayatımıza pek çok kavram ile nesne girdi. İzolasyon, pandemi, sosyal mesafe, koruyucu yüz maskeleri bunlardan sadece birkaçı… Özellikle yüz maskeleri artık hayatımızın her alanında ve anında… Dünyada birçok şehir, sakinlerinin halka açık yerlerde maske takmasını isterken; pek çok büyük havayolu şirketi, uçuşlarda yüz maskesinin zorunlu hale getireceklerini açıkladı. Yüz maskeleri bir yandan sağlığımız için kritik bir rol oynarken bir yandan da kimi sıkıntılar doğurdu ki bunların başında yüz tanıma kilidine sahip akıllı telefonlarda yaşanan uyumsuzluk geliyor. İşte bundan yola çıkan Huami, yüzün büyük bir kısmını kapladığı için yüz tanıma kilitlerini geçersiz kılan standart N95 maskelerine alternatif olacak şeffaf bir N95 maskesi üzerinde çalıştığını açıkladı.

Yüz tanıma sistemleriyle uyumlu

Değiştirilebilir bir N95 filtresine sahip ve kendi kendini dezenfekte eden maskenin insanların havayı güvenle solurken yüz ifadelerini ve duygularını açığa vurabilmesi de amaçlanıyor. Apple iPhone ve Google Pixel 4 gibi akıllı telefonlardaki yüz tanıma sistemleriyle uyumlu olacak şekilde tasarlanan maskeler değiştirilebilir filtre pedine, yarı saydam bir çerçeveye, buğu önleyici ön kısma, havalandırma fanına ve dahili bir UV ışığa sahip… Yüzün tamamının görünebilmesini sağlayan maske, yumuşak ve esnek malzemelerden yapıldığı için yüze sıkıca oturuyor. Birçok maske makinede yıkanabilirken, bu maskeler ise kendi kendini dezenfekte etmek için dahili bir ultraviyole ışık kullanıyor. Aynı zamanda kullanıcılar, sıcak ve nemli ortamlarda maskeyi soğutabilecek bir havalandırma fanı ve hava kalitesi, nem, solunum hızı ve son kullanma tarihi hakkında gerçek zamanlı bilgi verebilecek bir AQI cihazıyla kişiselleştirilebiliyor. Şirket şu anda maskelerinin prototipleri üzerinde çalışırken; ürünü pazara sunmanın muhtemelen altı aydan bir yıla kadar süreceğini açıkladı. Fiyatlandırma için henüz çok erken olsa da bir Huami sözcüsü maskeleri “uygun fiyatlı” yapmayı hedeflediklerini de söyledi.

 

Kaynak:

https://www.cnet.com/news/this-n95-like-face-mask-concept-amazfit-aeri-would-allow-you-unlock-your-phone-with-face-id/

Temiz Enerjili Jet Motoru Üretildi

Dünyadaki karbon salınımının nedenlerinden biri olarak gösterilen hava yolculuğunda artık “temiz” bir dönem başlayabilir. Zira bilim insanları geliştirdikleri yeni bir jet motoru prototipi sayesinde karbon salınımını ortadan kaldırdı. Sadece hava ve elektrikle çalışan jet motoru, herhangi bir fosil yakıt kullanmadan kendi kendine itme gücü uygulayabiliyor.

Birçok sektörde özellikle de ulaşımda fosil yakıtlara oldukça bağımlı bir dönemden geçiyoruz. Bununla beraber fosil yakıtlar hem sürdürülemez hem de sera gazı emisyonunun kaynağı olduklarından dolayı oldukça riskli durumdalar…  Dünya çapında bu bağımlılığı azaltacak çalışmalar devam ederken; Wuhan Üniversitesi Teknolojik Bilimler Enstitüsü’nden bir grup bilim insanı herhangi bir fosil yakıt kullanmadan kendi kendine itme gücü uygulayabilen yeni bir jet motoru geliştirdi. Geliştirilen bu teknolojinin önemi oldukça kritik zira bu yeni jet motoru, uçakların bir gün sadece elektriği ve etrafındaki havayı yakıt olarak kullanabileceği anlamına geliyor.

Geleneksel motorlarla aynı güçte

Söz konusu prototip sayesinde karbon salınımının önüne geçilerek temiz bir hava yaratılabiliyor. Küresel ısınmanın etkilerini azaltmayı amaçlayan yeni jet motoru, havayı sıkıştırarak ve mikrodalgalarla iyonize ederek itici plazma üretiyor. Fosil yakıt kullanan motorlarla benzer bir güce sahip prototip, çapı 24 milimetre olan 1 kilogramlık bir çelik bilyeyi havaya fırlatmayı başardı. Wuhan Üniversitesi’nden Baş Araştırmacı Jau Tang, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, sonuçların mikrodalga hava plazmasına dayanan motorun fosil yakıt kullanan motorlara uygun bir alternatif olabileceğini gösterdiğini söyledi. “Çalışmalarımızın motivasyonu, insanların fosil yakıtlı içten yanmalı motorları otomobil ve uçak gibi makinelere güç vermek için kullanması nedeniyle ortaya çıkan küresel ısınma problemlerinin çözülmesine yardımcı olmak” diyen Tang, ayrıca tasarımlarında fosil yakıta ihtiyaç olmadığını, bu nedenle sera etkilerine ve küresel ısınmaya neden olacak karbon emisyonunun ortadan kalktığını kaydetti.

Havacılık sektörü küresel ısınmanın önemli etkenlerinden biri olarak gösteriliyor. Zira Avrupa Komisyonu’nun bir raporuna göre uçak yolculukları, AB’de sera gazı salınımının yüzde 3’ünü, dünya genelinde ise yüzde 2’sini oluşturuyor.

 

Kaynak:
https://www.eurekalert.org/pub_releases/2020-05/aiop-ffj050420.php

 

İnsan Sağlığı Giyilebilir Sensörlere Emanet

Aralarında Türk bilim insanı Canan Dağdeviren’in de olduğu MIT araştırmacıları, kişinin hayati belirtilerini izlemek için kıyafetlere işlenmiş sensörler geliştirdi. İnsanların vücut sıcaklığı, solunum ve kalp atış hızı gibi hayati belirtilerini izlemek için kullanılabilecek sensör, ilk aşamada hastaları, sporcuları ve astronotları takip edecek.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları, insanların vücut sıcaklığı, solunum ve kalp atış hızı gibi hayati belirtilerini izleyebilmek adına kumaşlara yapıştırılarak kullanılabilecek elektronik sensörler geliştirdi. Sensörlerin gömülü olduğu giysiler, makinede yıkanabiliyor, onları giyecek olan kişilerin vücuduna yakın olacak şekilde özelleştirilebiliyor ve çıkarılarak farklı bir giysiye aktarılabiliyor. Henüz prototip aşamasında olan teknolojinin evde veya hastanede hasta olan insanları, sporcuları veya astronotları izlemek için kullanılabileceği belirtiliyor.

Parçalar özelleştirilebiliyor

Araştırmacı ekip arasında bulunan LG Elektronik Medya Geliştirme ve Yardımcı MIT Profesörü Canan Dağdeviren, projeye ilişkin olarak yaptığı açıklamada “Her gün giydiğimiz tekstil ürünlerinin içine piyasada bulunan herhangi bir elektronik parçayı veya özel laboratuvar yapımı elektronikleri ekleyerek kendimize uygun giysilere sahip olabiliriz” diyerek bu parçaların özelleştirilebilir olduğun dikkat çekiyor ve bu nedenle vücutlarından sıcaklık, solunum hızı ve benzeri gibi bazı fiziksel verilere ihtiyaç duyan herkes için giysiler yapılabileceğini vurguluyor. Dağdeviren aynı zamanda ana hedeflerinin de vücudun fiziksel aktivitelerini aynı vücut kısmından, herhangi bir fikstür veya bant gerektirmeden ölçmek olduğunu da belirtiyor.

Veriler kablosuz olarak akıllı telefonlarda

Elektronik sensörler, epoksi ile kaplanan ve daha sonra kumaştaki dar kanallara dokunan uzun, esnek şeritlerden oluşuyor. Bu kanallar, aynı zamanda sensörlerin cilde maruz kalmasına izin veren küçük açıklıklara sahip. Bu çalışma ile birlikte araştırmacılar, 30 adet sıcaklık sensörü ile birlikte kullanıcının hareketini, kalp atış hızını ve solunum hızını ölçebilen bir ivmeölçer içeren bir prototip tasarladı. Sıradan bir tişört gibi görünen bu kıyafet, vücudu sıkıştırarak sensörlerin aktif kısımlarını cilde temas ettiriyor. Bu şekilde giysi içerisinde toplanan veriler, kablosuz olarak bir akıllı telefona aktarılabiliyor istenirse de cloud (bulut) vasıtasıyla doktorun bilgisayarına gönderilebiliyor.

Hastalar uzaktan izlenebilecek

Canan Dağdeviren, bu tür bir teknolojinin kişiselleştirilmiş tele-tıp için yararlı olabileceğini ve doktorların evdeki hastalarını uzaktan izlemelerine veya uzayda bulunan astronotların sağlığını takip etmelerine olanak sağlayabileceğini söylüyor. Sensör sayesinde doktora gidilmesine veya görüntülü arama yapılmasına gerek duyulmayacağını belirten Dağdeviren, “Bu tür veri toplama sayesinde, doktorların daha iyi değerlendirmeler yapıp hastalarına daha iyi bir şekilde yardım edebildiğini düşünüyorum” diyor.

Kaynak: http://news.mit.edu/2020/sensors-monitor-vital-signs-0423

Pandemide IoT ile Ventilatör Takibi

İTÜ ARI Teknokent firmalarından Borda’nın, “Ventilatör Cihazlarının Ulusal Düzeyde Merkezi Takibi ve Yönetimi” TÜBİTAK projesi COVID-19 ile mücadele kapsamında desteklendi! Borda’nın çalışması, desteklenen 35 proje arasından bilişim alanında seçilen 5 projeden biri oldu.

Borda’nın “Ventilatör Cihazlarının Ulusal Düzeyde Merkezi Takibi ve Yönetimi” projesi, ülke genelindeki ventilatör cihazlarının anlık durum, kullanım, lokasyon ve bakım bilgilerini merkezi sistem üzerinden göstermeyi amaçlamakta. Bu sayede;

  • Hasta taşıyan ambulanslar çevredeki hastanelerin kullanıma hazır ventilatör cihazlarına göre yönlendirilebilecek,
  • Âtıl ventilatörler gerekli bölge ve hastanelere kaydırılabilecek,
  • Kaynaklar daha doğru planlanabilecek.

Hubble’dan 30’uncu Yıla Özel Kozmik Kareler

NASA, Hubble Uzay Teleskobu’nun uzaya gönderilişinin 30’uncu yılını, kozmostan çok özel görüntüler paylaşarak kutladı. Komşu galaksideki yıldız oluşturan bir bölgenin nefes kesen göksel enstantanesini paylaşan Hubble, uzayın akıl almaz güzelliğini ve gizemini bir kez daha ortaya koydu.

24 Nisan 1990’da faaliyete giren ve kendi yörüngesinde Dünya’yı turlayan dev teleskop Hubble’ın 30’uncu kuruluşu dolayısıyla internet sitesinde, Dünya’dan yaklaşık 163 bin ışık yılı uzaklıktaki Samanyolu Gökadası’nın yakınında yıldız oluşturan bir bölgenin görüntüsü paylaşıldı. Paylaşılan görüntüde yer alan dev kırmızı bulutsu şekil “NGC 2014”, daha küçük mavi oluşum ise “NGC 2020” olarak adlandırılırken; bilim insanları görüntüyü deniz altı dünyasına benzediği gerekçesiyle “Kozmik Resif” olarak tanımladı. Aynı zamanda söz konusu görüntü Hubble’nin gözlemlediği “en net yıldız oluşum bölgesi” olarak değerlendiriliyor.

Uzayın derinliklerini gözlemliyor

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA), Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü (STScl) ile ortaklaşa geliştirdiği Hubble Uzay Teleskobu, dünya yörüngesinde uzay gözlemleri yapıyor. Yeryüzünden yaklaşık 600 kilometre uzakta olan ve bugüne değin Güneş Sistemi dışındaki yıldız, gezegen ve hâlâ gizemini koruyan kara delikler gözlemleyen Hubble sayesinde, uzayın bilinmeyen derinlikleri yüksek çözünürlüklü mercekler sayesinde fotoğraflandı. Hubble Uzay Teleskobu’nun yakaladığı görüntüler arasında bir zamanlar bilim insanlarının hayal bile edemeyeceği görüntüler de bulunuyor. Bunlar arasında özellikle kara deliğin ilk görüntüsü, kütle çekim dalgaları, Güneş Sistemi’nin ötesindeki bir gezegende bulunan su buharı gibi ilkleri saymak mümkün… Bu katkılar dışında 1,4 milyon gözlem yapan teleskop vasıtasıyla elde edilen veriler kullanılarak 17 binden fazla bilimsel makale yayımlandı.

İlham vermeye devam edecek

Washington’daki NASA Genel Müdürlüğü’nde Bilim Müdürü olarak görev yapan Thomas Zurbuchen, “Bize yakın gezegenlerden şimdiye kadar gördüğümüz en uzak gökadalara kadar evren hakkında çarpıcı bilgiler veren Hubble, bugün hâlâ devrimci bilim sunuyor. Hubble’ın sağladığı muhteşem görüntüler, 30 yıl boyunca hayal gücünü yakalamayı başardı ve daha uzun yıllar insanlığa ilham vermeye devam edecek” diyor.

NASA, aynı zamanda Hubble Uzay Teleskobu’nun 30’uncu yılına özel olarak bir video da hazırladı. Bugüne kadar çekilen 600 uzay fotoğrafının birleştirilerek hazırlanan videonun yanı sıra internet sitesinde hizmete soktuğu küçük bir arama motoruyla insanlar, doğum günlerinde Hubble’ın çektiği fotoğraflara da erişebiliyor.

 

Kaynak:

https://www.nasa.gov/feature/goddard/2020/hubble-marks-30-years-in-space-with-tapestry-of-blazing-starbirth/

 

Einstein’in İddiası Bir Yıldız Tarafından Doğrulandı

Gökbilimciler ilk kez Samanyolu’nun merkezinde süper kütleli ve  kara deliğe çok yakın çekim sahasından geçen bir yıldızın hareketini gözlemledi. Bu hareket teorik fizikçi Albert Einstein’ın genel görelilik teorisini destekledi. 104 yıl önce ünlü bilim insanı tarafından ortaya atılan Genel Görelilik Kuramı’ndan yola çıkılarak hesaplanan bir yörünge hareketi, ilk kez bir yıldızda gözlemlendi.

Avrupa Güney Gözlemevi’nin Şili’deki Atacama Çölü’ndeki Very Large Teleskopu (VLT) ile 30 yıldır sürdürülen gözlemlerin sonucunda bilim dünyasınca zirve noktası olarak kabul edilen bir olay gerçekleşti. Güneş’in 4 milyon katı büyüklüğünde olan ve Dünya’ya en yakın süper kütleli kara deliğin yüksek hızda dönen bir grup yıldızla çevrili olduğu ve “S2” adındaki bir yıldızın da yörüngesinin “rozet” şeklinde olduğu belirtildi. Çarpıcı nokta ise yıldızın Einstein’in Genel Görelilik Teorisi’nin öngördüğü biçimde hareket ediyor olması.

Genel Görelilik lehine ilk kanıt

Almanya’daki Max Planck Dünya Dışı Fizik Enstitüsü’nden (MPE) Reinhard Genzel liderliğindeki uluslararası ekibin bu ölçümlerinin, Einstein’ın genel görelilik teorisinde öngörüldüğü gibi kütle çekim etkisindeki deneylerde ışıktaki kızıla kayma etkisini açıkça ortaya koyduğu vurgulandı. Einstein’ın hemen hemen 100 yıl önce ortaya attığı genel görelilik kuramının benzer hareketler için yaptığı öneriye şu ana kadar bir kanıt bulunamamıştı. Ancak söz konusu yıldızın hareketi ünlü bilim insanının teorisini kanıtlamış oldu. Einstein’in Genel Görelilik kuramının bir nesnenin başka bir nesne etrafındaki bağlı yörüngesinin Newton’un kütle çekimindeki gibi kapalı olmadığını, bunun yerine hareket düzlemindeki devinimin devam ettiğini öngördüğünü söyleyen Genzel, “İlk kez  gezegeninin Güneş etrafındaki yörüngesinde görülen bu ünlü etki, Genel Görelilik lehine ilk kanıttı” diyor.

Genel Görelilik Kuramı nedir?

1916 yılında Albert Einstein tarafından yayımlanan kütle çekimin geometrik kuramı ve bugün modern fizikteki kütle çekimini tanımladığı düşünülen kuram olan Genel Görelilik Kuramı, özel görelilik ve Newton’ın evrensel kütle çekim yasasını genelleştirerek kütle çekimin uzay ve zaman ya da uzay-zamanda tanımlanmasını sağlıyor.

 

Kaynak:

https://lite.cnn.com/en/article/h_4a950518e2406069439d7fee5784af62

PEOPLISE ve LOGO Yazılım Birlikte Daha Dijital

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Peoplise PEOPLISE artık LOGO YAZILIM bünyesinde.

Kurumların işe alım süreçlerini tamamen dijital hale getiren,  yenilikçi bulut insan kaynakları teknoloji girişimi Peoplise, 2013 yılında Ankara’da kuruldu. Peoplise (Elba HR A.Ş.), 2015’de San Francisco’da katıldığı hızlandırma programı T-JUMP sonrası, 2016 yılında Revo Capital ve 2017 yılında 500Startups yatırımlarını çekerek ekibini güçlendirmişti. 2019 itibarıyla Türkiye’nin en büyük 100 firmasının 3/4’üne hizmet veren Peoplise, 13 dilde sunduğu ürünlerle, 10 ülkede bulut işe alım çözümleri sunuyor.

Firmanın ODTÜ ve İTÜ ARI Teknokent’ te geliştirdiği video tabanlı otomasyon işe alım ürünleri arasında, kullanıcıların adaylarına uygulamak üzere 200’e yakın test seçebildikleri değerlendirme pazaryeri, online görüşme kayıt ve kopya önleyici proctor kamerası, dünyanın ilk online vaka yöneten chatbotu ve 100% dijital işe başlatma platformu Harmonise var.

Bu stratejik yatırımın Logo’nun kurumsal bulut çözümler üretme ve bulutta dünya çapında insan kaynakları ürün geliştirme hedefini tamamlayacağı, Peoplise platformunun Logo’nun güçlü altyapısı ve müşteri ağı sayesinde hem Globalde hem de Türkiye’de çok hızlı büyüyeceği öngörülüyor.

Güçlü Özenci, Çağatay Güney ve Tuğrul Tekbulut pandemi dönemi öncesi görüşmeleri başlattıklarında

Finansal yatırımcılar Revo Capital ve 500Startups ile birlikte, kurucu ortaklardan Güçlü Özenci ve Mehmet Ali Özenci, bu stratejik yatırımla hisselerinin tamamını Logo’ya devretti. Yönetici Ortak Çağatay Güney ve ekibe 2018’de katılan ortak ve CTO Doruk Molo ise yeni büyüme döneminde yönetici ve ortak olarak görevlerine devam edecekler. 2020’ye hızlı başlayan ve mevcut konjonktürde bile oldukça önemli ve başarılı kazanımlar yapabilen Peoplise, yıl sonlanmadan yeni çözümlerini ve başarılarını duyurmayı hedefliyor.

Fast Company Kadın Kurucular 100 Listesi’nde Yer Aldılar

İTÜ ARI Teknokent’in birinden başarılı kadın girişimleri Fast Company’nin Kadın Kurucular 100 Listesi’nde yer aldı.  Bizler de bu vesileyle sizler için onların hikayelerini bir araya getirdik.

Aslı Elif Tanuğur Samancı, BEE’O Kurucu Ortağı 

Türkiye’nin ilk ve tek yerli TÜBİTAK İnovasyon ödüllü propolis üreticisi BEEO’nun kurucularından Aslı Elif Tanuğur Samancı, aynı zamanda ulusal ve uluslararası 32 farklı ödüle layık görülmüş bir kadın girişimcidir. 1996 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra 20 yıl boyunca arı ürünleri sektöründe Ar-Ge ve Kalite Direktörü olarak görev yaptı. Yüksek lisans öğrenimimi İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü’nde tamamlamıştır. Yönetti projeler, TÜBİTAK-TEYDEB, İstanbul Ticaret Odası ve Eurowards Türkiye tarafından da ödüllendirilmiştir. Türkiye’de daha önce üretilmeyen propolisi Türkiye’de ilk kez “Sözleşmeli Arıcılık” modeli ile üretmek ve proses yöntemini geliştirerek insan tüketimine uygun hale getirmek için eşi Ziraat Yüksek Mühendisi Taylan Samancı ve hocası Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ile birlikte 2013 yılında KOSGEB destekli Ar-Ge projesiyle firmasını İstanbul Teknik Üniversitesi, İTÜ ARI Teknokent’te kurmuştur. 130 çalışan ve 4000 metrekare tesis, 3000 sözleşmeli arıcı ve 400.000 arı kovanı ile Türkiye’nin en büyük yerli propolis, arısütü, polen, arı ekmeği ve ham bal üreticisidir. Gerçekleştirdiği AR-GE projeleri ve geliştirdiğimiz ürünler ile ulusal ve uluslararası arenada toplam 32 ödüle layık görülmüştür.

Buse Berber Örçen – Genel Müdür, Nanomik

Buse Berber Örçen, Marmara Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği lisansı sonrası, Gıda Mikrobiyolojisi üzerine yüksek lisans eğitimimi tamamladı. Şu anda Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik ABD bölümünde doktora tez aşamasındadır.

Nanomik, gıda ve tarım ürünlerinin tarladan sofraya uzanan yolculuğunda kullanılan sentetik koruyucuların yerini alabilen doğal çözümler geliştirmektedir. Günümüze kadar 4 devlet desteği ve 3,5 milyonun üzerinde Ar-Ge fonu ile geliştirilmiş mikroenkapsülasyon teknolojileri sayesinde, doğada bulunan etkili ama sanayide kullanımı uygun olmayan aktifleri daha dayanıklı hale getirerek biyolojik koruyucu olarak kullanımını mümkün kılan Nanomik, yurt içi ve yurt dışında “Deep-Tech” ödülü dahil onlarca ödülün sahibi olmuştur.

 

 

Duygu Yılmaz – Kurucu Ortak, Biolive

Duygu Yılmaz 2013 yılında Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, bir bal şirketinde kalite uzmanı olarak çalışmaya başlamış ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ne devam etmiştir.  Okul arkadaşları A. Fatih Ayaş ve M. Emin Öz ile zeytin çekirdeğinin insan sağlığı üzerindeki etkisini araştırmaya başlayarak 2015 yılında ortakları ile birlikte zeytin çekirdeği atıklarından biyoplastik üretmek için bir şirket kurmaya karar vermiştir. Vestel Ventures’dan yatırım alarak 3 ortak Biolive’i kurmuştur. Dünyada zeytin çekirdeklerinden biyoplastik üreten ilk firmanın ortaklarından olan Yılmaz, kısa sürede birçok ulusal ve uluslararası ödül almıştır. Yılmaz, son olarak JCI tarafından ‘Dünya’nın En Başarılı 10 Bilim İnsanı’ arasına girmiştir. Yılmaz, Türkiye’de bulunan tonlarca zeytin çekirdeği atıklarından biyoplastik üreterek yeni istihdam alanları yaratmıştır. Mevcut plastiklerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkilerinden dolayı, Avrupa ve ABD’de rakip ürünlerden çok daha iyi özelliklere sahip biyoplastik granüller üretmektedir. Üretilen biyoplastik granüller, çevre dostu otomobiller, tek kullanımlık plastik gıda malzemeleri, elektrik elektronik endüstrisi, termos vb. ürünler, çocuklar ve bebek ürünleri için kullanılabilir. 30 Milyon $ değerleme ile yatırım alan Biolive ekibi, önümüzdeki süreçte üretim tesisi kurarak ürünlerini tüm dünyaya tanıtmayı amaçlamaktadır.

Gözde Alemli – Genel Müdür, Blesh

Gözde Alemli, 16 boyunca e-ticaret, iş geliştirme, pazarlama teknolojileri ve reklamcılık alanlarında görev almıştır. Profesyonel kariyerine ilk olarak Marsh&McLennan’da danışman olarak başlayan Alemli; AlaMarka, Altincicadde.com, Sociomantic Türkiye, Martech yazılım şirketi Tealium’da ve kendi girişimi olan Swell Consultancy’de farklı görevlerde yer almıştır. Alemli, 2018 yılında Blesh’in değişimine yön vermek ve sektördeki büyümesini gerçekleştirmek üzere CEO olarak katılmıştır. Blesh, kurulduğu ilk yıllarda konum teknolojilerini Nesnelerin İnterneti (IoT) alanında yoğun olarak kullanırken, son yıllarda özellikle mobil ve lokasyon teknolojilerini pazarlama teknolojileriyle birleştirerek veri odaklı anlık iletişim üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır. Konum bazlı ve akıllı bir platform haline gelerek, 300’ün üzerinde mobil uygulama ağına sahiptir. Blesh, aylık 6.7 milyon tekil kişiye ulaşmaktadır. 250’den fazla markanın pazarlama ve reklam faaliyetlerinde çözüm ortağı olan Blesh, özellikle perakende, finans, otomotiv, seyahat ve sağlık başta olmak üzere pek çok sektörden müşterilere hizmet vermektedir.

Hülya Kahveci – Yönetim Kurulu Üyesi ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı, ARDIÇ

Hülya Kahveci’nin, İTÜ Elektrik Mühendisliği’nden mezuniyetinden sonra Türkiye, Avrupa ve Asya’da uluslararası şirketlerde telekomünikasyon alanında proje geliştirme, satış ve pazarlama konularında devam eden kariyer hayatında teknoloji hep başrolde olmuştur. 2008 yılında Türkiye’ye dönerek kurucu ortağı olduğu ARDIÇ Teknoloji’nin yenilikçi teknoloji geliştirme vizyonu ile Türkiye’de ve dünyada birçok başarılı projeleri ve ürünleri hayata geçirmiştir. İlk yerli mobil işletim sistemi olan endüstriyel Android işletim sistemi, ilk yerli Nesnelerin İnterneti Platformu, yurt dışına teknoloji ihracatı başta olmak üzere ‘disruptive’ teknoloji geliştirme konusunda öncülerden olmaya devam ARDIÇ’ta Yönetim Kurulu üyesi ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmalarına devam etmektedir.

 

Nilüfer Durak – COO ve Customer Success Genel Müdürü, Solvoyo

Nilüfer Durak, M&A, risk yönetimi ve tedarik zinciri operasyonlarında 20 yılı aşkın kurumsal deneyime ve proje yönetimi, süreç iyileştirme konularında derin uzmanlığa sahiptir. Durak, kariyerine en büyük küresel sigorta brokerlerınden biri olan Marsh & McLennan ile risk yönetimi alanında başlamıştır. Bu deneyim ile geliştirdiği beceriler ve aldığı kararlar, Connecticut’taki genel merkez ve Londra’da kurumsal hazine departmanının bir parçası olarak ona GE’ye geçişini ve Six Sigma sertifikasını getirmiştir.

Solvoyo’da COO ve Customer Success Genel Müdürlüğü yapan Durak, global platformda edindiği kurumsal deneyimini, diğer kişileri de geliştirerek büyütmekte. Solvoyo, tedarik zinciri planlama ve analitiği alanında B2B iş modeli ile hizmet veren bir SaaS şirketidir. Dünya genelinde 40’tan fazla proje yapmış Solvoyo’nun vizyonu, firmaların tedarik zinciri süreçlerini uçtan-uca otonom karar vermeyi sağlayan bir yazılım ile yönetmelerini sağlamak. İstanbul ve Atina’da Ar-Ge merkezleri bulunan Solvoyo’nun genel merkezi ise Boston’dadır.

Durak, kadın profesyonel ağ gruplarında aktif olarak yer alıyor ve kadınları kurumsal dünyada liderlik rollerine teşvik etmek için fırsatlar aramakta. ÇaIışanların başarıya giden en temel taşlardan olduğunun altını çizerken, Solvoyo’daki konumu ile teknoloji ve girişimcilik alanlarında kadınların liderliğini savunma ihtiyacı ile ilgili farkındalığı da arttırmaya devam etmektedir.

Nur Gökman – Genel Müdür, Hitit

İstanbul’da 1949 yılında dünyaya gelen Nur Gökman, THY’de başladığı çalışma hayatındaki birikimlerini, havacılığa karşı hevesi, teknolojiye tutkusu ve Türk mühendislerine olan inancıyla harmanlayarak 26 yıl önce Türkiye’nin ilk yerli havacılık bilişim şirketi olan Hitit Bilgisayar Hizmetleri’ni kurarak bir ilke imza atmıştır. İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü mezunu olan Nur Gökman, THY’de Bilgi İşlem, Ürün Geliştirme, Yazılım Geliştirme departmanlarında yöneticilik ve Eğitim Bölüm Başkanlığı görevlerinden sonra Dilek Ovacık’la birlikte Hitit’i kurmuştur. Alanında dünyanın ilk beş firmasından biri olmayı başaran Hitit, 22 ülkeden 30’u aşkın havayolu firmasına teknoloji hizmeti vermekte. Global bir oyuncu haline gelen Hitit’in kurucusu Gökman halen, 300’e yakın kadrosuyla Türkiye’nin teknoloji üretimi ve ihracatında önemli bir yeri olan Hitit’in Genel Müdürlüğünü yürütmektedir.

 

Tülin Yücel Altaş – Kurucu, Piri

Tülin Yücel Altaş, üniversitedeyken, 10 yıl önce sivil toplum kuruluşu YGA’ya seçilmiş ve gönüllü şekilde çalışmaya başlamıştır. Daha sonrasında YGA ofiste çalışmış ve o dönemde pek çok sosyal inovasyon projesinde sorumluluk almıştır. Son 5 yıl ise görme engelli teknolojilerinden sorumlu olarak çalışmıştır. Görme engellilerin sesli entelektüel içeriklere erişimi için geliştirdikleri mobil uygulama ile Forbes, Birleşmiş Milletler, GSMA gibi dünya çapında ödülleri Türkiye’ye getirdiler. Altaş, seyahat ederken karşılaştığı problemlere yönelik, dünyadaki birkaç çözümü denemesine rağmen eksikler olduğunu görerek daha iyisini yapabileceklerine inanarak Piri’yi kurdular.

Piri, kültürel mirasları tanıtırken, gezginlerin hayatını teknolojiyle kolaylaştırmayı amaçlamakta. Bunun için de kişilerin dünyayı özgürce keşfedebileceği dijital sesli turlar sunmakta. Toplamda 500 bin gezgine hizmet vererek, 20 ülke, 30 şehirde, 150’den fazla sesli dijital tur, 3000’den fazla sesli içerik bulunmakta. Sesli dijital turları Saffet Emre Tonguç, Ali Canip Olgunlu ve Vedat Milor gibi uzman isimlerin ve seyahat yazarlarının sesli anlatımlarıyla sunmakta. Tüm kullanıcılar uygulama üzerinden müzeleri, şehirleri, en ünlü eserleri, farklı kültürleri dinleyerek, anlatılan yerlerin fotoğrafını görüntüleyerek evlerindeki zamanı kaliteli ve keyifli şekilde geçirebilmekte.

Prof. Dr. Zehra Çataltepe – Kurucu Ortak ve Genel Müdür, Tazi

Bütün eğitim ve çalışma hayatı boyunca hep AI ve ML (machine learning) alanında çalışan Prof. Dr. Zehra Çataltepe, 1991 Bilkent Bilgisayar Mühendisliğinden mezun olduktan sonra, Yüksek Lisans için Amerika’ya, California Institute of Technology’e kabul edilmiştir. Orada doktorasını tamamladıktan sonra Siemens Corporate Research’te enerji santrallerinin ve AC motorların izlenmesi ve sensör verilerinin görüntülenmesi için yapay öğrenim algoritmaları ve yazılımı tasarlamış ve uygulamıştır. Üç makale ve 13 patent yayınlanmıştır.

2005’de Türkiye’ye gelerek İTÜ’de öğretim üyesi olarak görev almıştır. İTÜ’deki Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’ndeki hoca ve öğrencilerle beraber çok sevdiği projeler ve araştırmalar yapmıştır. Eşi Tanju Çataltepe ile birlikte Tazi’nin olduğu yapay öğrenme ve akan veri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Türkiye’de ve Dünya’da veriye dayalı akıllı sistemler ve otomasyon alanında bir açık olduğunu düşünerek bütün bilgi ve deneyimimizi bir araya toplayarak, kendi şirketleri olan Tazi’yi, kurmaya karar verdiler. Tazi, iş uzmanlarının (ve veri bilimcilerinin) Yapay Öğrenme ile kolayca model oluşturma, güncelleme, uygulama ve işlem yapmalarını sağlamaktadır. Tazi modelleri anlaşılabilir ve sürekli olarak verilerden ve insanlardan öğrenmektedir. Tazi, yapay zekayı herkes için ulaşılabilir olmasını sağlamakta; finans, bankacılık ve sigorta sektörlerinin daha akıllı iş kararları almasına yardımcı olmaktadır.  Tazi’nin Otomatik Yapay Öğrenim platformu, Gartner tarafından “Cool Vendor in AI Core Technologies” (Mayıs 2019) seçilmiş ve Data Science Central tarafından “Yeni Nesil Yapay Öğrenme” olarak kabul edilmiştir.

Gizliliğe genel bakış

En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.