Yazar -Nigar

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Gözde Büyükacaroğlu ve Vivoo

24 yaşındaki Gözde Büyükacaroğlu, Vivoo’nun kurucu ortaklarından biri. İTÜ Çevre Mühendisliği’nde eğitim gören Büyükacaroğlu, kişinin yaşam kalitesini arttırmaya yönelik tavsiyeler sunan bir wellness asistanı üzerine çalışıyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan beşincisi Gözde Büyükacaroğlu ve girişimi Vivoo…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

“Çoğu girişimcinin çıkış noktası, kendini kanıtlama isteğidir” diye kabul gören bir kanı vardır. Bir şeyleri başarma, üretmeye olan tutkumuz; bunu tek başımıza başarma isteğimiz en temel motivasyonlarımız aslında.

2. Vivoo  nasıl doğdu?

3 yıl önce iki kadın kurucu ortak olarak Vivosens isimli ilk girişimimizi kurduk. Taşınabilir tanı üzerine çalışan bu girişimde ekibimizin çoğunluğu kadındı, 6 kişilik ekibimizde tek bir erkek arkadaşımız vardı. Vivosens’in Ar-Ge süreçleri hala devam ediyor. Ancak şuanda yeni bir fikirle Vivoo’yu kurduk ve aktif olarak Vivoo üzerinden devam ediyoruz. 7 kişilik ekibimiz var, bunlarda 5’i kadın. Bu bir tercih değil aslında, ancak süreç sonrasında hep kadınlarla devam ediyor oluyoruz, motivasyonlarımız genellikle daha yüksek.

3. Vivoo  nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Vivoo, idrar stripleri üzerinden kişinin yaşam kalitesini arttırmaya yönelik tavsiyeler sunan bir wellness asistanı. 10 parametreli idrar stripleri üzerine idrarınızı yaptıktan sonra, uygulama üzerinden fotoğrafını çekerek bu parametrelere göre sizlere tavsiyelerde bulunuyor. Bir idrar stribinin üzerindeki parametrelerle kullanıcının; böbrek, karaciğer, idrar yolları ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi oluyor, şeker hastası olup olmadığını öğrenebiliyor veya yeterli su alıp almadığını fark edebiliyoruz. Parametrelerin birbirleriyle olan ilişkileri sayesinde de çok farklı anlamlara gelen geniş bir yelpazeden kişinin genel durumunu anlayabiliyoruz. Bunlara bağlı olarak da beslenme alışkanlıklarıyla ilgili tavsiyeler vererek kişinin daha iyiye gitmesini hedefliyoruz.

Günümüzdeki uygulamaların çoğunluğu, kişiye her an ne yediklerini sistemlerine giriş yapmasını isteyen ve bunları baz alarak “genel” tavsiyeler sunan sistemlerdir. Örneğin, sabah tost yediğinizden akşam tükettiğiniz brokolinin kaç gram olduğuna kadar sisteme girip, ne kadar su içtiğinizi sürekli yazmanız gereken; ancak karşılığında “günde 3litre su içmelisin” şeklinde genele hitap eden tavsiyeler veren uygulamalardır. Hiçbirimizin, düzenli olarak her gün 15 dakikamızı bir uygulamaya girip yediğimiz içtiğimiz her şeyi bir veri tabanından çekerek/ekleyerek kaydetme alışkanlığımız yok. Wellness dediğimiz olgu, tamamen kişisel olması gerekirken genele hitap eden tavsiyeler ile insan hayatında geniş bir karşılığı yok. Bu yüzden bu tarz uygulamalar, genellikle “sadakat” problemi ile karşılaşmakta. Yapılan bir araştırmaya göre, wellness/mobil sağlık uygulaması indiren insanların %80’i, ilk iki hafta içerisinde uygulamayı telefonlarından kaldırıyorlar. Vivoo, kesinlikle kullanıcısından bu tarz girişler yapmasını beklemiyor. İdrar striplerinden baktığı parametrelere göre insan hayatında karşılık bulacak tavsiyeler veriyor, aynı zamanda bunları da idrardan baktığı için kişinin objektif verileriyle çalışıyor. Böylelikle Vivoo, dün akşam aldığınız alkolün karaciğerinizi ne kadar yorduğunu anlayabiliyor ve karaciğerinizi rahatlatacak besin önerileri sunuyor. Herhangi bir tanı ya da tedavi amacımız yok, sadece beslenme alışkanlıklarımızdaki ufak değişikliklerle nasıl daha iyiye götürebileceğinizi gösteriyor. Sisteme yakın zamanda egzersiz ve uyku takibi de ekleyerek bütün olarak bir wellness asistanı olmayı hedefliyoruz.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Vivosens’in Sanayi Bakanlığı’nın “Teknogirişim Desteği” ile kurduk. Daha sonra, Vivosens ile Arı Teknokent’in önderliğinde gerçekleşen “Big Bang 2015”in birincisi olduk. Ayrıca, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin “İlk İşim Girişim” yarışmasının birincisiyiz. Bunun dışında Amerika’da ve Türkiye’de çeşitli yarışmalardan ödüllerimiz var.

Aktif olarak yürüttüğümüz bir TÜBİTAK projemiz var. Ayrıca, Vivoo ile 500 İstanbul’dan yatırım aldık. Şuanda ortağım Miray, Amerika’da yatırım ve pazarlama üzerine çalışıyor. Önümüzdeki Nisan ayında kitlesel fonlama projesi ile Amerika’dan pazara açılacağız.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Türkiye’de yaşıyoruz, kadın olmanın zorluklarını hepimiz biliyoruz. Haberlerden, yaşananlardan etkilenmemek elde değil. Ancak girişimcilik ekosisteminde kadın ya da erkek olmanızın bir etkisi yok. Bireysel olarak girişimciliğin cinsiyetinin olmadığını düşünüyorum. Cinsiyetlerden öte fikirlerin konuşuluyor olması mutluluk verici. Ancak hedef pazarlarınız ve bunların yapısı oldukça önemli. Vivosens’de hayvancılık sektöründe çalışıyorduk, daha geleneksel bir pazar fakat insanlardan ve çiftliklerden genellikle iyilik gördük. Elbette tüm bu alanların tamamında ilginç şeyler yaşamadık mı, yaşadık. Ancak genellikle başarıya karşı olan ön yargı daha fazla. Bu ön yargıyı kırmak her zaman daha zor. Toplumun gözündeki kadın algısı ve bu algıyla yönetilen insanların hepimizin üzerinde kurmaya çalıştığı belirli düzenler veya baskıları yok saymak her zaman kolay olmasa da kişiyi bu özgürleştiriyor.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ekosistemde iki farklı kadın girişimci modeli var diyebiliriz. Bir yandan ailesine destek olmak amaçlı kurulan ufak işletmelerdeki geleneksel kadın girişimciler, bir yandan da daha çok teknoloji geliştiren startuplar ve buradaki eğitim düzeyi biraz daha yüksek olan girişimci kadınlar. Ancak kadınlar, Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin %10’unu oluşturuyor. Özellikle teknoloji geliştiren startuplardaki kadınlar ve kadın girişimcilere baktığımızda oranlar oldukça düşüyor. Hatta gittiğimiz her etkinliğin kadın sayı ortalamasını arttırıyoruz. Bunun en temel nedeni hala mühendislik, bilim, teknoloji konularının ve bu alanlardaki mesleklerin erkek egemen meslekler olması. Dolayısıyla Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini besleyen meslekler, erkek egemen meslekler olarak kalıyor. Daha sonrasında da gelecek kaygıları ve ekonomik bağımsızlığa olan ihtiyaçları daha fazla olan kadınlar, daha güvence veren meslek dallarında ilerlemeye karar vererek, hayallerinden vazgeçiyorlar.

Günümüzde hem dünyada hem de Türkiye’de bu durum gittikçe değişiyor, kadınların hayatın her yönünde varlığı gittikçe artıyor, arttıkça daha fazla rol model ile daha fazla kadın ile gelişmeye devam ediyoruz.  Ancak ne söylersek söyleyelim, “kadın girişimci” diyoruz. “Erkek girişimci” diye bahsetmiyoruz. Hala partilerimizin kadın kolları var. Her sektörde kadınların sayısının daha fazla artması ve cinsiyetlerle anılan meslekler mümkün olduğunca azalmalı.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Kadın erkek fark etmeden, hiçbirimizin hayallerinden vazgeçmek zorunda olmaması temel motivasyonu olmalı. Kendimize güvenerek, kendimiz ve çevremiz için en iyisi istediğimiz sürece başarabiliriz. Kendimizi gerçekleştirmek en temel motivasyonumuz olmalı. Toplumların kadınlara biçtiği rollerden sıyrılarak, hep daha özgüvenli ve daha istekli bir şekilde varlığımızı ortaya koymalıyız. Özgür olmalı, özgür düşünmeliyiz.

 

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Buse Berber Örçen ve Nanomik

Buse Berber Örçen, lisans ve yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde tamamladı. Gıda mikrobiyolojisi üzerine çalışmalar yapan Örçen, 2014 yılında Nanomik’i kurarak, meyve ve sebzelerin raf ömrünü uzatan doğal koruyucu üzerine çalışmalarını sürdürüyor. İTÜ Çekirdek 2017 girişimcisi Örçen, şimdilerde Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nde doktora eğitimine devam ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan dördüncüsü Buse Berber Örçen ve girişimi Nanomik…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Ben her zaman laboratuvarı seven bir öğrenciydim. Üniversite 2. sınıftayken 2 ayrı laboratuvarda derslerimden arda kalan zamanda gönüllü olarak çalışırdım. İlk girişimcilik denemem de üniversite 3. sınıftayken “fonksiyonel gıdaların geliştirilmesi” üzerine olmuştu. Bu girişimimizi hayata geçirip mezun olana kadar çalışmalarımıza devam ettik. İlk girişim denememizde de mikrobiyoloji üzerine çalışıyordum. Yaptığımız firma ziyaretleri sırasında bambaşka bir problemle karşılaştık. Genel olarak gıda firmaları ürün çeşidinden ziyade ürünlerin hızlı bozulmasından dolayı dertliydi. Sektördeki bu problemler çalışmalarımızı daha da derinleştirmemizi sağladı ve sonuçta “Teknogirişim Desteği” ile projemizi hayata geçirmeyi başardık. Uzun süre hazır paketli gıdalarda çalışmalar yaptıktan sonra hem ihracatta problem yaratan, hem de ciddi israflarla sonuçlanan meyve/sebze sektörüne yönelik çalışmalar yaptık. Belirlediğimiz kriterler sonucunda meyve/sebze sektöründe problemin daha acil olması, kayıpların ülkeler başta olmak üzere pek çok basamakta üretici ve tüketiciyi etkilemesi sebebiyle pazara taze meyve/sebzelerin raf ömrünü arttıran doğal koruyucumuz ile giriş yapmayı planladık.

2. Nanomik nasıl doğdu?

Nanomik, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Teknogirişim Sermayesi Desteği” ile 2014 yılında kuruldu. 2017 yılının başı itibariyle 8 biyomühendislik, ziraat mühendisliği, mikrobiyoloji, kimya ve pazarlama alanlarında doktora veya yüksek lisans eğitimini tamamlamış ekip lideri ve 4 stajyerden oluşan dinamik, multidisipliner bir ekibimiz var.

3. Nanomik nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’nün yayınladığı raporlara göre her yıl 2,5 milyar tonun üzerinde taze meyve sebze üretiliyor ve bunun minimum %25’ini küflenme sebebiyle israf ediyoruz. Üretici veya aracılar ürünleri küflenmeye karşı koruyabilmek için hem hasat öncesi hem de hasat sonrasında çok sayıda kimyasal koruyucu kullanıyorlar. Ancak bu kimyasallar uzun süre maruz kalındığında ciddi sağlık problemlerine yol açıyorlar. Aşırı kullanımı engellemek için her ülkenin ihracat/ithalat için belirlediği kullanım kotaları mevcut. Belirtilen dozdan fazla miktarda koruyucu kullanıldığından dolayı her yıl tonlarca meyve/sebze gümrük kapılarından geri dönüyor. Geniş çerçevesiyle aslında Nanomik’in çözmeyi hedeflediği sorun da bu. Nanomik’in geliştirdiği Myco-X isimli patentli koruyucu; probiyotik ve bitkisel etkenlerden oluşan %100 doğal bir formülasyona sahip. Hem insan sağlığına dost hem de ürünün üzerinde kimyasal kalıntıya sebep olmadığından dolayı ürünlerin gümrük kapılarından dönmesini engelleyebilecek nitelikte.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Ekibimiz ile şimdiye kadar TÜBİTAK, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TAGEM kurumlarından toplamda 1.5 Milyon TL’den fazla destek aldık. 2017 yılında Yıldız Teknopark ve Çalık Holding tarafından düzenlenen “İlk İşim Girişim” yarışmasında 1. olduk. Yine aynı sene İTÜ Teknopark kapsamında düzenlenen “Big Bang”de TTGV, ISO, INGBank, EnerjiSa ve HepsiBurada’dan 430.000 TL hibe, İTÜ Arı Teknokent ve TR Angels’tan da toplam 450.000 TL tutarında yatırım aldık. Son olarak Şubat 2018’de Cyberpark tarafından Türkiye ayağı düzenlenen “Get In The Ring” yarışmasında Türkiye Şampiyonu olarak Lizbon’daki Global Final’e katılmaya hak kazandık.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Takımımız 8 kadın 4 erkek çalışandan oluşuyor. Şu ana kadar ekip arkadaşlarımız arasında bir problem yaşamadık. İş hayatında cinsiyetten ziyade, azimli ve istekli olmanın daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla da kadın girişimci ve girişimci ekiplerdeki kadınlar genellikle işi daha çok sahiplenen, titiz çalışan ve ekipte birleştirici rol oynayan insanlar oluyorlar.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de kadın girişimciliği arttırmaya yönelik çok güzel programlar, destekler ve yatırım fonları var. Bu kapsamda bakıldığında aynı niteliklere sahip bir erkek girişimciye göre çok daha önemli avantajlara sahip olabilirler. Gün geçtikçe artan kadın girişimci sayısı da bence bu teşviklerin önemli bir getirisi.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Azimli ve hırslılarsa, yapmak istedikleri işe inanıyorlarsa hiç vakit kaybetmesinler. Kadın olmak bu süreçte dezavantaj değil, aksine avantaj olabilir.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Başak Süer ve Givin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu Başak Süer, kariyerine uluslararası bir şirkette satış pazarlama alanında başladı. Yaklaşık 6 yıl, İstanbul’da ve şirketin genel merkezi Lozan’da görev aldı. O süreçte iyi eğitimli ve şirketler için değer oluşturan kişilerin topluma daha fazla fayda sağlayacak işlere el atması gerektiğini düşünmeye başladı. Süreç içinde sosyal girişimcilikle tanıştı ve Türkiye’nin ilk kaynak geliştirme mobil uygulaması fikri ortaya çıktı.  Evli olan Süer, hem kendisinin hem de eşinin işi sebebiyle sıklıkla seyahat ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan üçüncüsü Başak Süer ve girişimi Givin…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Benim kafamda sürekli yeni fikirler dolaşır. Arkadaşlarıma iki buluşmadan birinde yeni fikirlerden bahsederdim ama Givin’e kadar hiçbirine yeterince eğilmemiştim. Çıkış noktam, “dünyadaki birçok sorunun çözümü eğitimden geçiyorsa, herşeyimizle eğitime destek olabileceğimiz, herkesin istediği şekilde bağış yapabileceği bir platform yaratmayı hayal etmek” oldu. Bununla birlikte TOMS’un hikayesi okuduktan sonra sosyal girişimcilikte tanıştım ve sosyal fayda için sürdürülebilir ve büyütülebilir iş modelleri inşa etme ve bu şekilde kazanç elde etme fikri benim için çığır açıcı oldu. Yani aslında dünyanın bir ucundaki bir sosyal girişim buraya kadar ilham oldu.

2. Givin nasıl doğdu?

Givin’i Ali Aksakarya ile iki kurucu ortak olarak Nisan 2017’de hayata geçirdik. Ali, aynı zamanda Solid-ICT yazılım geliştirme ofisinin de kurucusu. Bu sayede Givin’in yazılım tarafına yaklaşık 6 kişi emek verdi. Pazarlama ekibimizde 1 yarı zamanlı çalışan, 1 tane de stajyerimiz bulunuyor.

3. Givin nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Etrafımızda yardımımızı bekleyen çok fazla konu var. Bunlar için çalışan çok değerli sivil toplum toplum kuruluşları var ama onların da en büyük problem kaynak geliştirmek, yani bağış sağlamak. Bir çoğumuz iyi birşeylerin ucundan tutmayı istiyoruz ama günümüzün alışkanlık ve ihtiyaçlarıyla uyumlu, hayatımızın içine dahil olan bir yöntem yoktu. Alışveriş ise çok daha fazla hayatımızın içinde olan bir kavram. Kültürümüzde eşya vermek para verip bağış yapmaktan çok daha yaygın ve para kazanma motivasyonuyla eşyalarını satmayan da bir kitle var. Markalar içinse sosyal fayda sağlamak tüketicilerdeki algıları için çok çok değerli. Ancak hepsinin kolayca kendi markalarına da dönüş alırken fayda sağlayabileceği bir platform yoktu. Bu gerçeklerden yola çıkarak her türlü eşyanın ya da deneyimin bağış karşılığında verildiği, alışverişlerin bağışa dönüştüğü bir platform yaratalım ve hem bizim hem de markaların sahip olduğu kaynaklar #durmasındestekolsun dedik. Sadeleşirken ve alışveriş yaparken bağış sağlanmasını, markaların da duyarlı ve sevilen marka imajlarını güçlendirirken ürünlerini yeni kullanıcılara tanıtmalarını sağlıyoruz. Sanırım yine Türkiye’de ilk defa, daha çok bağış sağlayanlara ödüller veriyoruz!

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

 Givin’i Nisan ayında hayatata geçirdik. Şu anda tüm kanallardaki toplam kitlemiz 30 bin kişiye yaklaştı. Kayıtlı kullanıcımız ise 16 binin üstünde. Uygulamada yaklaşık 10 ayda bugüne, geliri bağışlanmak üzere yaklaşık 250 bin TL’lik ürün listelenmesi gerçekleşti. 68 bin liranın üstünde de bağış işlemi gerçekleşmesini sağladık. Bizi en çok sevindiren rakam Türkiye’deki bağış ortalamasına yaptığımız etki. Normalde karşılıksız para verilerek yapılan ortalama bağış tutarı 70 lirayken, Givin’de kullanıcılar, ortalama 280 liralık ürün listelemesi gerçekleştiriyorlar. Yani karşılıksız para değil de kullanılmayan eşyaları bağışa dönüştürmek istediğimizde bağış ortalamasını 4 katına çıkarmış olduk. Givin’in sosyal yardımlaşmanın çok daha yaygın olduğu Avrupa ülkelerinde de potansiyelinin çok yüksek olduğuna inanıyoruz.

Geçtiğimiz sene sonunda Boğaziçi Bilişim Ödülleri’nde “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldük ve 2017 yılında App Store’un “en sevdiği 20 uygulamadan biri” Givin’i oldu.

 5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Sanırım yoğun çalışan kadınlar toplumda çok kabul edilmiyor. Bunu kanıtlayan araştırmalar da varmış hatta. Benim de kadın olduğum için en çok yaşadığım zorluk bu oldu diyebilirim; çok çalışmaktan çok fazla eleştirildim. Muhtemelen bir erkek olsaydı, girişimcilik, iş kurma sürecinde olduğu için bu normal kabul edilip daha anlayışla yaklaşılabilirdi.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye – girişimciliği bir kenara koyalım – kadınların istediği saatte sokakta dolaşması için bile  gittikçe daha zor bir ülke haline geliyor. Bu koşullarda, kadın rollerinin de getirdiği toplumsal baskıya rağmen kendi hayallerinin peşinde gitmeyi başaran çok değerli kadın girişimciler var.

Bu kadın girişimci hikayeleri, başlarından geçenlerin görünürlüğü başka kadınlara, genç kızlara, kız çocuklara ilham olması açısından çok değerli. Bununla birlikte kadının toplumsal rolleri ve kendi istek ve değerlerinin arasındaki dengeyi bulmasının da bir işe girişme sürecinde çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle kadınları hedefleyen kurumların ellerini güçlü bir şekilde kadın girişimciliğini desteklemek için ellerini taşın altına koyması gerektiğine inanıyorum.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Öncelikle neden girişimci olmayı istediklerini sorgulamalarını öneririm. Çünkü bence girişimci olmayı istemekten önce bir problemi çözmeyi istemesi ve bir fark yaratabileceğine inanması gerekiyor. Girişimcilik onun arkasından geliyor. Girişimciyi ayakta tutan bence kafaya takılan o problemi çözmeye dair olan o istek ve inanç. Eğer onlar yoksa zorlu girişimcilik sürecinde yelkenleri indirmek olası.

Daha sonra ise adım atmak için cesaret. Benim gözlemim kadınların genel olarak erkeklerden daha cesur olduğu yönünde, sadece özgüven anlamında çoğunlukla karşı cinsten daha geride kalıyoruz. Ben bunu kendimde de gözlemliyorum. O zamanlarda da kendime “Bir erkek benim yerimde olsaydı, kendi kendini bu kadar eleştirir miydi, yoksa daha özgüvenli mi olurdu?” diye sorduğumda fark ettiğim şeyin kadınların çoğunda olduğunu gözlemliyorum. Aslında kendimize güvenmememiz için hiçbir sebep yok.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Aslı Elif Tanuğur ve SBS

Aslı Elif Tanuğur, İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun oldu. 2000-2013 yılları arasında bal sektöründeki firmalardan birinde Ar-Ge ve Kalite Direktörü olarak görev yaptı. Bu arada İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü’nde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Görevi süresince pek çok ulusal ve uluslararası proje gerçekleştirdi. Yönettiği projeler, TÜBİTAK-TEYDEB, İstanbul Ticaret Odası ve Eurowards Türkiye tarafından da ödüllendirildi. ISO 9001, ISO 22000, BRC ve ISO-17025 kalite ve gıda güvenliği yönetim sistemlerinin kurulup belgelendirilmesini sağladı.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan ikincisi Aslı Elif Tanuğur ve girişimi SBS…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Ben, oğlumda yaşadığım bağışıklık sorunu dolayısıyla propolis ve arı sütü ile tanıştım. Propolisin ülkemizde üretilmediğini ve Çin’den geldiğini öğrenince öncelikle oğlum için kendim üretmeye karar verdim. 6 ay kendi ürettiğim propolis özütü ve arı sütünü kullandıktan sonra bu ürünleri tüm annelere ulaştırma hayaliyle yola çıktım. Türkiye’de daha önce üretilmeyen propolisi yine Türkiye’de ilk kez “Sözleşmeli Arıcılık” modeli ile üretmek ve proses yöntemini geliştirerek insan tüketimine uygun hale getirmek için SBS’yi kurdum.

2. SBS nasıl doğdu?

Firmamızı KOSGEB destekli Ar-Ge projesiyle İstanbul Teknik Üniversitesi Arı Teknokent’te kurduk. Bu yola değerli eşim; ziraat mühendisi arıcılık uzmanı Taylan Samancı ve İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü’nde öğretim görevlisi, aynı zamanda benim de hocam olan Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ile birlikte çıktık. 2014 yılında 5 kişi iken; şu an geldiğimiz noktada 50 kişilik bir ekibiz. Her geçen gün ekibimize yeni değerler katarak büyümeye devam ediyoruz.

3. SBS nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Bağışıklık hayatın her döneminde her zaman önemli. Propolis, bağışıklığa destek amaçlı kullanılabilecek, antioksidan maddelerden oluşan doğal bir arı ürünü. Ülkemiz 7 milyon arı kovanıyla kovan sayısı bakımından dünyada 2.sırada olmasına rağmen, bal dışındaki diğer arı ürünlerinin üretimi yok denecek kadar az. Ne yazık ki bu ürünler ülkemize çoğunlukla Çin’den ithal ediliyor. Biz 2013 yılında firmamızı kurduk ve Türkiye’de üretilmeyen propolisin ülkemizde ilk kez “Sözleşmeli Arıcılık” modeliyle yerli üretimini başlattık. Anadolu coğrafyası tüm dünyadaki endemik bitkilerin üçte birini içeriyor. Yerli üretimle Anadolu’nun eşsiz bitkilerinden gelen bu değerli ürünleri tüketicilerle buluşturabiliyoruz. Türkiye’de üretimi yapılmayan bir ürünü artık hem üretebiliyor, hem de tüm dünyaya ihraç ediyoruz.

Aynı zamanda, uyguladığımız “Sözleşmeli Model” ile her bir arıcının ürettiği ürünleri kesin olarak hangi rakamdan alacağımızın taahhüdünü vererek bu şekilde “Adil Ticaret” sağlıyoruz. Tüm bunlar iyi arıcılık uygulamalarının sağlanabilmesi için yegâne tek yöntem olan “Sözleşmeli Arıcılık” modelinin sürdürülebilir olmasını ve hem arıcıların hem de üreticinin güven içerisinde karşılıklı bir çalışma hayatı yürütebilmesini olanaklı kılıyor.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Ürünlerimizi kovandan sofraya prensibiyle yurt içinde BEE’O, yurt dışında BEE&YOU markasıyla doğal besin içeriği ve biyolojik aktivitelerini koruyarak tüketicilerimize sunuyoruz. Türkiye’de online, eczane ve perakende kanalı olmak üzere toplam 5.000 noktaya ulaştık. Amerika’da online olarak www.bee-and-you.com web sitesi üzerinden tüm Amerika’ya, ayrıca distribütörler aracılığıyla New York, Boston, Florida ve New Jersey gibi bölgelere de dağıtımını gerçekleştiriyoruz. Amerika’da toplam 200 satış noktasına ulaştık. Ayrıca kendi web sitemize ek olarak; Amazon, Wallmart gibi e-ticaret sitelerinde de ürün satışını gerçekleştiriyoruz. Bunun yanı sıra Kore, Almanya, Hollanda, Suudi Arabistan ve Pakistan’a ürünlerimizi ihraç ediyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana ulusal ve uluslararası toplamda 12 farklı ödüle layık görüldük. Türkiye’de yerli üretimini başlattığımız Anadolu propolisini dünyaya tanıtma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Kadın girişimci olarak bu yola çıkıyor olmanın bazı zorluklarını yaşadım. Çevremdeki insanlar, teknik bilgi birikime sahip olduğumu fakat ticaretin farklı olduğunu ve zorlanabileceğimi belirttiler. Fakat ben tereddüt etmedim. Hedefimi çoktan belirlemiştim; kendime güvenim tamdı. Yalnızca hedefime odaklandım, durmadan çalıştım, gün geçtikçe ekibimi genişlettim ve çok emek vererek bugünlere gelmeyi başardım. Girişimci olmanın hele de kadın girişimci olmanın maddi ve manevi zorlukları var tabi ki ancak bunlar beni asla yıldırmadı ve çok zorlandığım anlarda bile pes etmedim. Network ve iletişim ağı çok önemli işinizi büyütürken. Sorunları; iletişim, bilgiyi doğru kullanma ve çok çalışma ile aştım.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kadın; erkek egemen bir toplumda teknik anlamda olduğu kadar ticari anlamda da başarılı bir girişimci olabileceğimi ispatlamak zorunda. Burada tek bir hakkımız var. Kadın başarısız olduğunda toplumun gözünde de aile içinde de ikinci bir hak verilmiyor. Erkeklere ise başarısız da olsalar defalarca yeniden iş kurmaları için hem maddi hem manevi destek sağlanıyor. Girişimcilikte, kimse yapmıyorsa bir nedeni vardır sen de yapamazsın deniliyor. Oysa felsefemiz kimsenin yapamadığını yapmak olmalı. Kimse yapamıyorsa ben mutlaka yapmalıyım demeliyiz. Bu inançla, yolunda emin adımlarla ilerleyecek kadın girişimcilerinin sayısının ülkemizde artarak ilerlemesini temenni ediyorum.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Bu yolda olan kadınlara tavsiyem; her şeyden önce kendilerine inanmaları, arzu etmeleri, çok çalışmaları ve risk almaktan çekinmemeleri olacaktır. İnsan bir işi gerçekten isteyerek, inanarak yaparsa ve emek verirse başarmaması için hiçbir sebep yok.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Pınar Akalın ve Sentromer DNA Teknolojileri

Ankara’da doğan Pınar Akalın, ortaokul ve liseyi Charles de Gaulle Fransız Lisesi’nde okudu. Muğla, Antalya ve İstanbul’da turizm sektöründe 8 yıl kadar çalıştıktan sonra yapmak istediği işin bu olmadığına karar verdi ve kimya-biyoloji eğitimi almak için Amerika’ya gitti. Burada Moleküler Biyoloji ve Genetik yüksek lisansı yaptı. Doktorası devam ederken Amerika’da iş hayatına atıldı. Şimdilerde 1.500 kişilik bir firma haline gelen bir biyoteknoloji startup’ının o dönemki ilk çalışanlarından biri oldu. Okul ve iş derken toplam 14 yıl Amerika’da kaldı. 2004 yılında ise Türkiye’ye dönüş yaptı. Ülkemizin sayılı biyoteknoloji firmalarından birinde 5 yıla yakın çalıştı, sonra İTÜ KOSGEB Tekmer’de Sentromer DNA Teknolojileri’ni kurdu. İTÜ’de doktorasına devam ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan ilki Pınar Akalın ve girişimi Sentromer DNA Teknolojileri…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Girişimciliğe, çalışma hayatında ve sektörde biriken deneyimim sonucunda kendi ideallerim doğrultusunda çalışmak üzere giriştim.  Elbette bu ideallerin hem bilimsel hem ticari hedefleri vardı. Benim için en büyük ilham, hızla gelişen genom çağında yapılacak çok şey olmasıydı. Şirketimi kurduğum yıllarda şanslıydım, Türkiye’de Ar-Ge destekleri artmıştı. Mümkün mertebe bu deseklerden faydalanmaya çalıştım, çok verimli akademik işbirlikleri ile toplamda 7 ar-ge projesi yürüttük.  Bu projelerin hemen hepsi ticari ürünlere dönüştü.

2. Sentromer DNA Teknolojileri  nasıl doğdu?

Sentromer DNA Teknolojileri’ni 2009 yılında kurdum. Moleküler biyolog, mikrobiyolog, kimyager ve gıda mühendislerinden oluşan ekibimiz her yıl artarak 2016 yılında 12 kişiye çıktı. Ancak son 2 yıl devletin Ar-Ge bütçesinden desteklenen bilimsel projelerin azalması, değerlendirme ve geri ödeme sürelerinin uzaması işlerimizi olumsuz etkiledi ve personel sayısını düşürmek zorunda kaldık. Ekonominin düzelip yeniden yükselişe geçmesini ve büyümeye devam edebilmemizi umuyorum.

3. Sentromer DNA Teknolojileri  nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Kimyasal senteze dayanan sentetik DNA üretimimiz genetik alanında çalışan araştırmacılar için sipariş üzerine yapılmakta.  Test ürünlerimiz sağlık ve gıda sektörlerinde DNA tespiti yoluyla hassas ve hızlı sonuç verilmesini sağlıyor. Bu ürünleri destekleyen DNA ekstraksiyon kitleri ve diğer reagentlar da müşterilerimizin laboratuvarlarında kullandığı ve yurt dışı yerine yerel bir firmadan almayı tercih ettikleri diğer ürünler arasında. Ar-Ge çalışmaları süren biyosensör ürünümüz ise son tüketiciye yönelik bir hızlı test aleti.

Son yıllarda markalarımızı yurt dışına da tanıtmaya başladık. İTÜ Gate desteğiyle yaptığımız çalışmalarda da gerek Amerika gerek yakın doğu komşu ülkelerin bizim için girilebilir pazarlar olduğunu tespit ettik.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Sentromer DNA Teknolojileri olarak kurulduğumuz ilk yıllardan beri gördüğümüz ilgi ve takdirle hem tanınırlığımız hem de ekibimizin motivasyonu arttı. 2012-2017 yılları arasında, Teknogirişim, Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teknoparklar Zirvesi’nde “En Başarılı Kuluçka Firma” ve “KOSGEB Başarılı KOBİ” ödüllerinin yanısıra çok değerli “Kadın Girişimci” ödüllerine layık görüldüm. 2011 yılında KAGİDER, Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi “Yılın Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi”, 2017 İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde “Yılın Kadın Girişimcisi”ve birkaç ay önce Cumhurbaşkanımız’dan İş’te Kadın Zirvesi’nde “Kadın Girişimci” ödüllerini aldım.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Özellikle kadın olduğum için zorlandığım bir durum olmadı. Kadınlar ilişki ve güven oluşturmakta marifetlidir. Gerektiğinde yol sormaktan,  ileri ya da geri adım atmaktan da çekinmezler, iş geliştirmekte bunlar önemlidir.  Anlaşmaya, sözleşmeye gelince müşterinize güven telkin ettiğiniz müddetçe, ürün ya da hizmetiniz de istenen kriterleri sağlıyorsa kadın veya erkek olmanız bence farketmiyor.  Bizim sektörümüz açısından da belki kadın olmam bir sorun olmadı zira ilişkide bulunduğumuz kişiler, gerek müşteri gerek tedarikçi ya da işbirliği yaptığımız kurumlar genel olarak eğitimli ve kadın ya da erkek insana saygılı kişilerden oluşuyor.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yarısı kadın olan bir ülkenin sürdürülebilir kalkınması için kadınların iş hayatında ve ekonomide etkin olması gayet önemli. Girişimci kadınlar yetiştirmek, kız çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak ve onları özgüvenli yetiştirmekten geçiyor. Toplumumuzda kadınlardan beklenti büyük ve kadınlar bunun farkında. Bu farkındalık içinde her şeyi yapmaya çalışan kadınlar ordusu halindeyiz. Türkiye’de kadın girişimci oranı sadece %15, bu sayının kesinlikle artması  gerektiğini düşünüyorum. Ben aynı zamanda Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) üyesiyim, dernek olarak da gerek girişimci gerekse profesyonel olarak çalışma hayatındaki kadın sayısını artırmak ve yaptıkları işlerde güçlerini başarılarını yükseltmek için kadınları çeşitli projelerle etkin olarak destekliyoruz. İş kurmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak hiç kolay değil. Özellikle stabil olmayan politik atmosfer,  döviz kurlarına bağlı bir ekonomi varken.. Birçok alanda yurt dışına bağımlıyız. İmalat sektöründe hammaddenin çoğu yurt dışından geliyor, dalgalı kurları hesaba katarak fiyatlandırma yapmaya çalışırken gerek iç gerek dış pazarda rekabetçiliğimizi kaybediyoruz. Devletin kadın girişimci desteklerini artırmasının, kurumların pozitif ayrımcılığı desteklemesinin daha çok kadının iş gücüne katılabilmesini ve sahada kalabilmesini sağlayacağına inanıyorum.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Girişimci ve iş sahibi olmak, insanın hayatında büründüğü en önemli rollerden biri haline geliyor.  Senaryosunu kendin yazdığın, yönetmenliğini kendin yaptığın filmde baş rol!  Girişimci olmak isteyen kadınlara öncelikle bilgi ve becerileri dahilinde nasıl bir iş kurmak istediklerini hayal etmelerini öneririm. Bu iş; zamanlarını özel hayatlarıyla dengeleyebilecek, her sabah yataktan kalkacak motivasyonu sağlayacak, iyi günde kötü günde sürdürecek hevesi ve heyecanı muhafaza edecek türden olmalı. Hayalini kurdukları iş için iyi bir iş planı ve tasarım yapmalı, kısa ve uzun vade hedefler belirlemeliler.  Kurmak istedikleri işin senaryosunu yazıp oyuncularını yerleştirdikten sonra hayallerinde oynatmalarını, nasıl bir son istediklerini belirleyip ona göre girişmelerini tavsiye ederim.

Avrupa’nın En Büyük Tedarikçisi Türkiye’den

Beyaz eşya üretim, satış ve servis alanında hizmet veren BSH; dünyanın en büyük ikinci, Avrupa’nın ise en büyük tedarikçisi.
BSH Ev Aletleri Grubu dünyanın ikinci büyük beyaz eşya üreticisidir.

 

BSH Ev Aletleri Grubu dünyanın ikinci büyük beyaz eşya üreticisidir. 14 markasıyla, dünyanın dört bir yanında toplam 41 fabrikada üretim yapan BSH Grubu’nun en büyük üretim merkezi, Türkiye’de bulunan Çerkezköy fabrikalarıdır. 2015 yılında satışları 12,6 milyar Euro’ya ulaşan BSH Grubu, Avrupa beyaz eşya sektöründeki liderliğini bir kez daha pekiştirmiştir.

BSH Ev Aletleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ana markaları Bosch ve Siemens, özel markası Gaggenau ve yerel markası Profilo ile Türkiye beyaz eşya sektörünün lider şirketlerinden biridir. Yaklaşık %30 pazar payını elinde tutan BSH, sektörün ikinci büyük şirketi konumundadır.

Kurumsal Girişimciliğin Olmazsa Olmazları

Yerel ve küresel pazarlardaki artan rekabet, rekabet avantajının edinimi ve çağın gerisinde kalmama fikri güncel araştırmaları dolayısıyla da şirketleri bireysel girişimcilikten kurumsal girişimciliğe doğru yönlendirdi.

Teknolojinin hızı iş yapış biçimlerini ve şirketlerin ömürlerini doğrudan etkiliyor. Sadece 2000’li yılların başıyla kıyaslandığında bile günümüz rekabet koşullarının ve ortamının eskiye oranla, çok daha sert olduğunu söylemek mümkün. Günümüzde tüketiciler daha dikkatli, daha talepkar ve ne istediklerini çok daha iyi biliyor. Bu da şirketleri iş yapma biçimlerini yeniden gözden geçirmeye itiyor. Şirketler tüm iş süreçlerini yeniden kurgulayarak üretimin merkezine inovasyonu koymak zorunda kalıyor. Diğer tarafta ise tüketicileri memnun etme zorunluluğu olan şirketler ve çalışanlar yer alıyor. Çağa ayak uydurabilen şirketler ayakta kalırken, geride kalanlar yok olup gidiyor. Bu yeni dünya düzeninde de karşımıza kurumsal girişimcilik kavramı çıkıyor.

İlk kelimesi İngilizce ikincisi Fransızca kökenli olan bu kavram aynı zamanda semantik açıdan bir ikilem doğuruyor. Şöyle ki; corporate tüzel kişilik başka bir deyişle, bir kurum veya şirket anlamına gelirken; entrepreneurship bir alana girme sürecini, daha geniş kabulüyle girişimcilik sürecini ifade ediyor.  Hem kurum hem de girişimci anlamına gelen bu kavram, Türk İşletme Yönetimi bünyesinde de işletmelerin girişimci davranışlarını tanımlanması amacıyla iki ayrı isim altında gelişimini sürdürüyor: Birincisi şirket girişimciliği, ikincisi ise kurumsal girişimcilik.

Kurumsal girişimcilikteki asıl hedef, hızlı değişen pazar talebine karşı çevredeki fırsatları değere dönüştürebilen, ortaya yeni rekabet alanları çıkarabilen, dinamik, esnek ve inovasyona bağlı bir işletme anlayışı oluşturmaktır. Bu bağlamda kurumun girişimciliği konusunda risk alma, proaktivite, inovasyon ve agresif rekabet eğilimleri gibi başlıklar ön plana çıkar.

Kurumsal girişimcilik, şirketler için sadece yeni bir fikir değil, alternatif bir insan kaynağı olarak da görülebilir. Bu anlamda şirketlerin tıkandığı durumda bünyelerinde proaktivite, inovasyon ve agresif rekabet eğilimlerini barından kurumsal girişimcilik devreye girmelidir.

Peki şirketler kurumsal girişimciliği şirket bünyelerinde hayata geçirmek neler yapmalı?

İşte birkaç öneri:

  • Çalışanlarınızın önünü açın, dışarıda aramanın yanında içeride de fikirlerini söylemeleri için onlara alanlar yaratın,
  • Girişimcilik değerlerini anlatın, herkese katılım şansı verin,
  • Çalışanlarınızın risk almalarını ve kararlarının sonuçlarını sahiplenmelerini sağlayın,
  • Çalışanlarınıza emir komuta zinciri dışına çıkıp risk aldıklarında ceza almayacaklarını hissettirin,
  • Çalışanlarınıza günlük işlerinden çıkarak fikirleri üzerinde çalışmaları için olanaklar sunun. Gerekli fiziki mekan ve araçlara ulaşmalarını sağlayın.
  • Çalışanlarınızın girişimci tavırlarını kutlayın, çeşitli ödüller verin. Girişime teşvik edin. Aynı zamanda girişime destek verenleri de kutlayın.
  • Takım oyunu ve departmanlar arası iş birliğini sağlayın. Tüm bölümleri birlikte girişimci projeler üretmeye yöneltin.
  • Şirket içinde karar mekanizmalarını hızlandırın. Projelerle ilgili kabul-ret cevaplarını vermekte de hızlı olun.
  • Kurumsal girişimcilere fon ayırın. Girişimcileri yönettikleri kaynakların sorumluluklarını da almalarını sağlayın.

Defne Telekomünikasyon Barcelone Mobile World Congress’te

Defne Telekomünikasyon, Barcelona’da düzenlenen dünyanın en büyük telekomünikasyon fuarı Mobile World Congress’te (MWC) 3 yeni ürününü tanıtacak.

Mobile World Congress (MWC), 26 Şubat ile 1 Mart tarihleri arasında İspanya’nın büyük Barcelona şehrinde dünyanın en önemli teknoloji liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor. 20’den fazla ülkede 500 milyonun üzerinde aboneye servis veren 25’ten fazla mobil operatöre dijital çözümlerini sunan Defne Telekomünikasyon MWC’de bu yıl da 3 yeni ürünüyle yer alacak.

Defne Telekomünikasyon, teknolojinin kalbinin atacağı MWC 2018’de müşterilerini, teknoloji partnerlerini ve iş ortaklarını standı 5G20, Hall 5’te ağırlayacak ve 3 yeni ürününü tanıtacak:

  • Intelligent Marketing Platform: Yapay Zeka ve ‘Machine Learning’ fonksiyonları ile güçlenen Akıllı Pazarlama Platformu
  • Voice Assistant: NLP (Doğal Dil İşleme) ve Yapay Zeka teknolojileri ile gerçek zamanlı interaktif hale gelen Akıllı IVR Platformu
  • Omni-Channel Service Platform: Servis Yaratma Ortamı (Service Creation Environment) ve Servis Entegrasyon ve İşletme Uygulaması (Service Integration and Execution Layer) fonksiyonları ile dijital servislerin hızlı ve kolay bir şekilde yaratılmasını, abonelere sunulmasını sağlayan Çoklu Kanal Servis Platformu

Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu, MWC 2018’de tanıtacakları yeni ürünlerle ilgili olarak, “Akıllı Pazarlama Platformu yapay zeka teknolojisiyle mobil operatörlere daha kapsamlı bir pazarlama çözümü sunarken, Voice Assistant yapay zeka fonksiyonları ile abonelerin müşteri hizmetlerini aradığında karşısına çıkan menülerde kaybolmak yerine, söylediğini doğru bağlamda anlayıp verilere dayalı doğru cevabı anında verebilen bir sistemle karşılaşmasını sağlayacak. Omni-Channel Service Platform ile ise operatörler komplike projelerini çok daha kolay ve hızlı bir şekilde üretip abonelerine sunabilecek ve müşterilerine kanaldan bağımsız olarak kusursuz bir deneyim sunmalarını sağlar,” açıklamasını yaptı.

 

Gizliliğe genel bakış

En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.