Yazar -Nigar

Yenilikçi Sağlık ve Enerji Teknolojileri Birleştiriyor: Smarte

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Smarte, bir teknoloji çözüm şirketi olarak; yüksek verimli alanlar yaratmak için yenilikçi sağlık ve enerji teknolojilerini birleştirmeye odaklanmaktadır. Smarte, en son teknolojiyi yeni bir dokunuşla destekleyen tak ve çalıştır cihazlar geliştirir. Çalışma alanlarının dijitalleşmesine ve veri odaklı karar almaya yardımcı olur. Asgari insan müdahalesi ile çalışan sağlıklı, verimli ve sürdürülebilir ortamlar sağlamak ana hedefidir.

Smarte, sensör teknolojileri, enerji verimliliği için otomasyon odaklı olarak 2013 yılında İstanbul’da kuruldu. Smarte, binalarda ve perakendecilerde enerji yönetimi için ölçeklenebilir platformunu uyarladı. Smarte 2018 yılında operasyonlarını Kopenhag’a taşıdı ve verimlilik, üretkenlik ve sıhhi ihtiyaçlar doğrultusunda uçtan uca çözümler üretmeye başladı.

ABD’deki Bilim İnsanları, İlk Kez İnsan Beynini Bilgisayara Kablosuz Olarak Bağladı

ABD’deki Brown Üniversitesi’nden araştırmacılar, insan beynini ilk kez kablosuz bir şekilde bilgisayara bağlamayı başardı. Bilim insanlarına göre söz konusu gelişme, felçli insanlar için sorunsuz, sezgisel, güvenilir iletişim ve hareketlilik restorasyonu sağlayan kod çözme algoritmaları tasarlanmasına yardımcı olacak.

İnsan beyninin bir bilgisayarı kontrol edebilmesi üstelik bunu kablosuz olarak gerçekleştirilebilmesi, BrainGate teknolojisinin arkasındaki ekip tarafından yaratılan bir sistemle gerçek oldu. Buna göre katılımcılar, bilgisayarlarını kendi evlerinde herhangi bir kablo olmaksızın ve kesinti yaşamaksızın 24 saat boyunca kullanabildi. BrainGate teknolojisinin bu klinik denemesi, bir kişinin beyin motor korteksine bağlanan küçük bir verici içeriyor. Felçli katılımcılar, bir tablet bilgisayarı kontrol etmek için sistemi kullandılar. Bu verici sayesinde de katılımcılar, hiçbir kablo kullanılmadan kablolu sistemlere yakın yazma hızına, işaretlemeye ve tıklama doğruluğuna ulaşabildi. Çalışmada yer alan biri 35 biri de 63 yaşındaki iki katılımcı, geliştirilen kablosuz sistemi kesinti yaşamadan 24 saat boyunca bir laboratuvar ortamı yerine kendi evlerinde dahi kullanmayı başardı. Sistemin bu özelliği hem kurulumda hem de kullanımdaki kolaylığını ortaya koyarken; ABD’deki Brown Üniversitesi’nden araştırmacılar da sistemin beyin sinyallerini “tek nöron çözünürlüğünde ve tam geniş bant doğruluğunda” iletebildiğini kaydetti.

Kablolu sistemlere eşdeğer

Brown Üniversitesi’nde mühendislik profesörü yardımcısı olan John Simeral, kablosuz sistemin işlevsel olarak kablolu sistemlere eşdeğer olduğunu kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Sinyaller, uygun şekilde benzer doğrulukla kaydediliyor ve iletiliyor, bu da kablolu ekipmanla kullandığımız kod çözme algoritmalarının aynısını kullanabileceğimiz anlamına geliyor. Tek fark, insanların artık ekipmanımıza fiziksel olarak bağlanmasına gerek olmaması ve bu da sistemin nasıl kullanılabileceği konusunda yeni olanaklar sunuyor.” Brown Üniversitesi’nde mühendislik profesörü ve BrainGate klinik deneyinin lideri Leigh Hochberg ise bu sistemle evde ve daha önce neredeyse imkansız olan uzun dönemlerdeki beyin aktivitesine bakabildiklerini söyleyerek, “Bu, felçli insanlar için sorunsuz, sezgisel, güvenilir iletişim ve hareketlilik restorasyonu sağlayan kod çözme algoritmaları tasarlamamıza yardımcı olacak” diyor.

Söz konusu gelişme hızla büyüyen nöral arayüz teknolojileri alanındaki en son ilerlemeyi işaret ederken; Elon Musk da geçtiğimiz günlerde Neuralink girişiminin parçası olarak bir maymunun beyninde video oyunları oynamasına izin veren bir kablosuz çipi test ettiğini açıklamıştı.

 

Kaynak: https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/brain-computer-interface-braingate-b1825971.html

Boni Global, Gartner Raporunda Yer Aldı

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Boni Global, Gartner’ın “Rekabetçi Ortam: İç Mekan Haritalama” raporunda 15 2D haritalama sağlayıcısından biri olarak listelendi.

Boni Global Hakkında:

Doğru ve ileri teknoloji konum bazlı servisleri kullanarak işyerleri için en yüksek güvenlik standardını ve operasyonal verimliliği elde etmeye yardımcı oluyor.

Biyoteknoloji Alanında Ar-Ge Çalışmaları Yürütüyor: Aquatayf

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Aquatayf, araştırma ve deneysel geliştirme faaliyetleri yürütüyor. Aquatayf, Anadolu mikrobiyatası ve kültür zenginliğimizin istenen koşullara adapte olduğu bilinen canlılardan izole edilerek genetik ve biyokimyasal karakterizasyonu neticesinde özgün olduklarını belirlediği mikrobiyal kaynaklı  enzimlerin ticarileştirilmesi üzerinde çalışmakta. Ayrıca mevcut kabiliyet ve alt yapısıyla, ülkemizde yüksek ve orta düzeyde  teknoloji gerektiren imalat sanayi ürünlerinin araştırma, geliştirme, tasarım ve üretimi yapan kuruluşlarla iş birliğinde aldığı talepler doğrultusunda DNA dizi analizleri, temel mikrobiyolojik ve genetik analizleri içeren laboratuvar hizmetleri sunuyor. Optimize ettiği protokollere dayalı sunduğu sonuç raporlarıyla, başta üniversitelerde olmak üzere yürüyen araştırma geliştirme faaliyetlerine katkı sunmayı amaclıyor.

Boeing, Savaş Uçaklarına Yakıt İkmali Yapacak Drone’lar Geliştirdi

Amerikan donanmasının savaş jetleri bir uçak gemisinden kalktığında, onlara beş ekstra yakıt deposu yüklenmiş mangalar eşlik ediyor. Boeing tarafından geliştirilen yeni bir teknolojiyle oldukça karmaşık bir işlem olan tankların doldurulma işlemi, yakın bir gelecekte MQ-25A Stingray adı verilen otonom bir drone tarafından yapılacak.

2024 yılına kadar Amerikan donanmasındaki savaş jetlerinin yakıt ikmalinde “MQ-25A Stingray” adlı drone’ların kullanılması planlanıyor. Boeing tarafından inşa edilen Stingray’in savaş robotları vizyonu için çok önemli bir teknoloji olarak görülüyor.

Deneyimin yerini algoritmalar alacak

Stingray’in insansız araçların neler yapabileceğini ve savaş alanındaki rollerini genişletme çabasının bir simgesi olduğunu söyleyen Mitchell Havacılık ve Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden analist ve bağımsız danışman Dan Gettinger, “şu anda, Stingray’in zorlu görevlerini iyi yapabildiğini üstelik bunu tekrar tekrar yapabildiğini kanıtlaması gerekiyor. Her uçak gemisi küçük bir pisttir ve uçakları bu kısa pistten fırlatmaya genellikle ekstra momentumla gökyüzüne fırlatan bir mancınık yardımcı olur. Bir taşıyıcıya inmek ise daha zorludur, çünkü pist sadece küçük değil aynı zamanda su üzerinde de hareket eden sabit olmayan bir yapıdadır. Pilotlar, tüm bunlar için simülatörlerde ve daha sonra seyir halindeyken tekrar tekrar ustalaşarak eğitim alır. Stingray ise insan deneyiminin ve bilgisinin yerini alan algoritmalar ve sensörlerle tüm bunları bağımsız olarak yapmak zorunda kalacak.” diyor.

Kaynak:

https://www.popsci.com/story/technology/mq-25-stingray-set-to-launch-2024/

 

Hastalar ile Doktorları Online Olarak Bir Araya Getiren Sağlık Platformu: Bulutklinik

Bulutklinik, kliniklerin ve doktorların hasta takiplerini ve klinik yönetimlerini yapabilecekleri bir platformdur. Hasta bilgileri, finansal bilgiler ve medikal bilgiler sistematik olarak kayıt altına alınabilir ve raporlanabilir.

Ayrıca, Sağlık Bakanlığının kliniklere zorunlu kıldığı veriler de Bulutklinik sayesinde kolaylıkla gönderilebilir.

TeleTıp uygulaması sayesinde hastalar Bulutklinik platformuna dahil olan doktorları görüntülü arayabilirler, soru sorabilirler ve tetkik görüntülerini gönderebilirler. Hastalar ikinci görüş alma ve konsültasyon işlemlerini online olarak sağlayabilirler.

Bulutklinik, Türkiye haricinde Azerbaycan ve Kırgızistan’da da kullanılıyor. İstanbul Havalimanı’nda yapılan PCR testleri Sağlık Bakanlığı’na Bulutklinik üzerinden gönderiliyor.

Bulutklinik sisteminde 4215 klinik ve 890 binden fazla hasta yer almakta.

BioNTech’in Kurucu Ortağı Dr. Türeci Açıkladı: Koronadan Sonra Sıra Kanserde

COVID-19’a karşı geliştirdikleri aşı ile dünyanın gündemine oturan ve geçtiğimiz günlerde Almanya’da Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile Başbakan Angela Merkel’in katıldığı törenle Federal Cumhuriyet Liyakat Nişanı verilen Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci’den yeni bir haber daha geldi: “Kanser aşısını birkaç yıl içerisinde sunacağız.”

Dünyada onaylanmış ilk COVID-19 aşısının arkasındaki BioNTech, kanserle mücadele konusunda önemli bir adım attı. Kanserle savaşmaya yardımcı olacak bir aşı üzerinde çalışan şirketin kurucularından Dr. Özlem Türeci, söz konusu aşının birkaç yıl içinde piyasaya sürülebileceğini duyurdu. BioNTech, COVID-19 enfeksiyonu dünya çapında yayılmaya başladığında zaten kanser odaklı bir aşı üzerinde çalışmaktaydı. Pfizer ile beraber geliştirilen koronavirüs aşısının onaylanan ilk aşı olması ise şirketin kanser aşısını sürdürmesi için gereken fonlarını arttırdı.

Farklı kanser aşılarımız var

Söz konusu aşının dayandığı mRNA teknolojisi, vücuda enjekte edilen RNA moleküllerinin, virüsle mücadele edecek proteinlerin üretilmesini sağlayacak bilgiyi bağışıklık sistemine ulaştırmasını sağlıyor. Virüslerle mücadelede kullanılan bu teknolojinin, tümörlerle mücadelede bağışıklık sistemi üzerinde kullanılması hedefleniyor. Bu teknolojinin kanserli hücreler ve tümörlere karşı da kullanılması için çalıştıklarını söyleyen Özlem Türeci, mRNA teknolojisine dayanan farklı kanser aşılarının olduğunu açıkladı. Türeci, her ne kadar bu tip tedavi yöntemi ve geliştirme süreçlerinde tahmin yapmanın zor olduğunu söylese de önümüzdeki birkaç yıl içinde kansere karşı savaşacak aşıyı insanlara sunmaya hazır olacaklarını kaydetti.

Almanya’dan “Liyakat Nişanı”

Öte yandan geçtiğimiz hafta, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci’ye ülkenin en yüksek nişanlarından biri olan Liyakat Nişanı verdi. Steinmeier, bilim insanlarına “Tek bir kişide kanseri tedavi etmek için bir ilaçla başladınız ve bugün tüm insanlık için bir aşımız var” dedi. Ödülün “gerçekten büyük bir onur” olduğunu ve bu başarıyı başkaları olmadan yapamayacaklarını söyleyen Türeci, “Bu birçoğunun çabasıyla ilgili… BioNTech’teki ekibimiz, dahil olan tüm ortaklar, hükümetler, düzenleyici otoriteler aciliyet duygusuyla birlikte çalıştı. Bizim bakış açımıza göre, bu ödül söz konusu çabanın bir kabulü ve aynı zamanda bilimin kutlamasıdır” diye konuştu.

 

Kaynak:

https://nypost.com/2021/03/19/scientist-behind-biontechs-covid-19-jab-working-on-cancer-vaccine/

 

Siber Güvenlik Alanında Gartner Magic Quadrant Raporlarında Yer Alan İlk Türk Şirketi: Kron

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Kron, başta telekomünikasyon olmak üzere, finans, enerji ve sağlık sektöründe yer alan kurumsal işletmelerin operasyonel verimlilik ve güvenlik ihtiyaçlarına yönelik yüksek teknoloji yazılım ürünleri sunmaktadır.

Siber güvenlik alanında Gartner Magic Quadrant raporlarında yer alan ilk Türk şirketi olan Kron; ICT erişim kontrol sistemleri, telekom servis aktivasyon yazılımları ve siber güvenlik alanlarındaki ihtiyaçlar için ileri teknoloji yazılım ürünleri geliştiriyor.

İTÜ ARI Teknokent’te yer alan Ar-Ge merkeziyle Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı bölgelerindeki telekom şirketlerine de çözümler sunan Kron, Avrupa’dan Asya-Pasifik’e kadar yayılan geniş bir coğrafyada telekom operatörlerinin operasyonel gücünü artırıyor.

Non-fungible Token (NFT) Nedir?

Geçtiğimiz günlerde Beeple ismiyle bilinen Mike Winkelmann, tamamen dijital ortamdaki eserini 69,3 milyon dolara sattı. Bu, bir sanatçının hayattayken ulaştığı en yüksek üçüncü miktar iken; non-fungible token (NFT) olarak sertifikalanan bu eser, kripto eser trendini de gündeme taşıdı.

Geçtiğimiz günlerde Christie’nin müzayede evinde 69 milyon dolara dijital bir sanat eseri satıldı ancak kazanan teklif sahibi bu bedel karşılığında bir heykel, resim ve hatta bir baskı bile alamayacak. Alıcı bunlar yerine NFT (non-fungible token) olarak bilinen benzersiz bir dijital jetonla yetinecek. Son dönemde yaygınlığı giderek artan kripto paraların sanat dünyasındaki yansıması olan kripto eserler, son ayların en “çılgın” trendini gündemin ön sıralarına taşıdı.

Blockchain teknolojisi kullanıyor

NFT’ler bir şeyin gerçekliğinin dijital sertifikası olarak tanımlanıyor ve nadirliği aynı zamanda sahipliği temsil ediyor. Bitcoin ve diğer kripto para birimleri gibi, blockchain teknolojisini kullanan NFT’lerde yapılan alışverişler bu teknoloji üzerinden kayıt altına alınıyor. Bu sistemle birlikte sanatçı müzayede şirketlerini aradan çıkararak, doğrudan alıcılara ulaşabildiği gibi, satılan dijital eserin yeniden el değiştirmesi üzerinden de komisyon alabiliyor. NFT sayesinde ise dijital sanatçılar, devam eden satışlardan da değişen yüzdelerde pay alabilirken; dijital varlıklar arasında, GIF’ler, şarkılar ve videolar bulunuyor.

Peki, insanların dijital sanatı kopyalamasını engelleyen nedir? Aslında hiçbir şey… Zira milyonlarca insan Beeple’ın 69 milyon dolara satılan sanatını gördü ve görüntü sayısız kez kopyalanıp paylaşıldı. Çoğu durumda sanatçılar, eserlerinin telif hakkını elinde tutar, böylece kopyalar üretmeye ve satmaya devam edebilir. Öte yandan NFT’nin alıcısı, “orijinal” çalışmaya sahip olduğunu kanıtlayan bir “jetona” sahip oluyor. Bazılarına göre bu imzalı bir baskı satın almakla eşdeğer.

Kaynak:

https://www.bbc.com/news/technology-56371912

Evrenin Doğduğu Zamana Geri Dönebilir miyiz?

Bilim dünyasının en büyük gizemlerinden biri olarak kabule edilen Büyük Patlama’nın sırrını çözebilmek için bilim insanları yeni bir proje başlattı. Buna göre evrenin nasıl oluştuğunun gizemini çözmek için “ATERUI II” isimli bir süper bilgisayar aracılığıyla evrenin 4 bin versiyonu oluşturuldu.

Bir zaman makinesinin yokluğunda, evrenin patladığı zamanı görmek isteseniz zamanda geriye nasıl gidebilirsiniz? Cevabı verelim, süper bir bilgisayarla… Tabii ki bunu gerçekleştirecek olan ATERUI II, sıradan bir bilgisayar değil, dünya üzerinde astronomik simülasyonlar yaratabilen en güçlü bilgisayar ve saniyede 3 katrilyona kadar işlem yapabiliyor. Evrenin geçmişindeki sırları çözebilmek için bir zaman makinesinden sonra en iyi teknoloji olarak kabul edilen ATERUI II’yi bilim insanları 4 bin sanal evren yaratmak için kullandı. Bilim insanları bu adım ile gözlemlenebilir evrenin birdenbire kat be kat genişlediği, Büyük Patlama’nın hemen sonrasında yaşanan sürece dair bilgi edinmeyi hedefliyor.

Büyük Patlama’nın gizemi aydınlatılacak mı?

Evren, yoğunluk açısından farklılıklar gösterirken, bu düzensizliğin nedeninin çözülmesi ise bilim insanlarına göre Büyük Patlama’nın gizemlerinin aydınlatılmasında yatıyor. Bu teoriye göre düzensizlikten Büyük Patlama sırasında ilkel evrende var olan yoğunluk dalgalanmalarının sorumlu olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar da Büyük Patlama sonrası evrenin genişlemeye başlaması ile birlikte bu dalgalanmaların da iplikler şeklinde genişlediği tezi üzerinde duruyor. Söz konusu çalışma ise bu sorulara cevap bulmak için yapılıyor.

Evrenin bebeklik fotoğrafları

Bu sanal evrenlerin kendi sanal enflasyon sürecini geçirmesine izin veren bilim insanları, bu sürecin ardından sanal evrenleri başlangıç noktalarına geri getirip getiremeyeceklerini denemek için rekonstrüksiyon yöntemini uyguladı. Bu yöntemin sonunda ise bilim insanları gözlemlenen galaksi dağılımları üzerindeki kütleçekimsel etkileri azaltabileceğini gözlemledi. Yani bu yöntem ile evrenin başlangıçtaki koşulları verimli bir şekilde ortaya çıkarıldı. Japonya Ulusal Astronomi Gözlemevi’nde görev alan kozmolog Masato Shirasaki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada evrenin bebeklik fotoğrafını günümüzdeki gözlemlerden yola çıkarak görmeye çalıştıklarını söyleyerek bu analiz yönteminin uygulanarak enflasyon teorisinin verimli bir şekilde doğrulanması beklediklerini kaydediyor.

Kaynak:

https://www.syfy.com/syfywire/can-supercomputer-take-us-back-in-time-to-universe-was-born

Gizliliğe genel bakış

En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.