Yazar -Nigar

Yeni Nesil Çalışan Deneyimi Platformu: Sorwe

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan; yeni nesil çalışan deneyimi platformu Sorwe, tüm insan kaynakları süreçlerini dijitalleştirerek uçtan uca çalışan deneyimi ve analizi sunuyor.

Müşteriler, çalışan deneyimi konusunda ihtiyacı olan ürünleri, ihtiyacı kadar kullanarak çalışan sayısına göre ödüyorlar.

Sorwe, kullandığı yazılımlarla Sorwe entegrasyonu yaparak müşterilerinin iş yükünü azaltıyor ve kullanım kolaylığı sağlıyor.

Global ve Lokal Markalara Yaratıcı, Sürdürülebilir Pazarlama Çözümleri Sunuyor: Pixelplus

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Pixelplus, kullanıcı deneyimi, strateji, kreatif, proje yönetimi, yazılım geliştirme ve sosyal medya alanında hizmet sunan Pixelplus, global ve lokal markalara yaratıcı ve sürdürülebilir pazarlama çözümleri sunuyor. Dijital pazarlamayı bir bütün olarak gören Pixelplus, UX/UI tasarımı, web ve mobil için yazılım ve geliştirme, sosyal medya yönetimi gibi servislerimizle baştan uca çözümler sunuyor. Markalarının dijital vitrini olan sosyal medyada, değişen dinamiklere uygun şekilde; stratejik marka konumlandırması, içerik üretimi ve hesap yönetimi yapıyor, medya planlama ve prodüksiyon çözümleri üretiyor.

 

MIT Araştırmacıları Origamiden İlham Alarak Tıbbi Yama Geliştirdi

Cerrahlar için iç yaraları kapatmak oldukça zorlu bir işlem… MIT mühendisleri, bu zorlukları hafifletmek için origamiden ilham alarak ıslak doku ve organlardaki yırtıklar için çok yönlü yeni bir tıbbi yama geliştirdi. Zamanla kirlenmeye ve biyolojik bozulmaya karşı dirençli olan bu yeni yamalar, cerrahlar tarafından doğrudan veya tıbbi bir robot kullanılarak uzaktan iç yaralara uygulanacak şekilde tasarlandı.

Günümüzde pek çok ameliyat, tümörleri çıkarmak ve hasarlı doku ve organları onarmak için küçük bir kesiğin atıldığı ve minyatür kameralar ile cerrahi aletlerle vücuda girildiği “minimal invaziv” prosedürle gerçekleştiriliyor. Söz konusu işlem, açık cerrahiye kıyasla daha az ağrıya neden olduğu ve daha kısa iyileşme sürelerine sahip olduğu için sıklıkla tercih ediliyor. Öte yandan bu avantajlara rağmen cerrahlar, sürecin önemli bir adımında ciddi zorluklarla karşılaşabiliyorlar: İç yaraların ve yırtıkların kapatılması…

Biyolojik olarak parçalanıyor

Origamiden ilham alan MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) mühendisleri, artık minimal invaziv cerrahi aletlerin etrafına katlanabilen ve iç yaralanmaları düzeltmek için hava yolları, bağırsaklar ve diğer dar alanlardan iletilebilen tıbbi bir yama tasarladı. Yama, kuruduğunda katlanabilir, kağıt benzeri bir filme benziyor, ıslak dokularla veya organlarla temas ettiğinde ise kontakt lense benzer esnek bir jele dönüşüyor ve yaralı bölgeye yapışabiliyor. Mevcut cerrahi yapıştırıcıların aksine, ekip yeni bandı bakterilere ve vücut sıvılarına maruz kaldığında kontaminasyona direnecek şekilde tasarladı. Üstelik yama zaman içerisinde güvenli bir şekilde biyolojik olarak parçalanabiliyor.

MIT’de Makine Mühendisliği ve İnşaat ve Çevre Mühendisliği Profesörü Xuanhe Zhao, minimal invaziv cerrahinin ve robotik cerrahinin, açık cerrahiye bağlı travmayı azalttığı ve iyileşmeyi hızlandırdığı için giderek daha fazla benimsendiğini söyleyerek “Bununla birlikte, bu ameliyatlarda iç yaraların kapatılması zor” diyor. Minnesota, Rochester’daki Mayo Clinic’te kardiyak anestezi uzmanı ve yoğun bakım doktoru olan eş yazar Christoph Nabzdyk ise bu yama teknolojisinin birçok alanı kapsadığını belirterek, yeni teknolojinin kolonoskopideki bir perforasyonu onarmak veya bir travma veya elektif cerrahi müdahaleden sonra katı organları veya kan damarlarını kapatmak için kullanılabileceğini vurguluyor.

Üç hedefe de ulaşıldı

Günümüzde minimal invaziv ameliyatlarda kullanılan biyo-yapışkanlar, çoğunlukla zarar görmüş dokulara yayılabilen biyolojik olarak parçalanabilen sıvılar ve yapıştırıcılar özelliğinde… Öte yandan bu yapıştırıcılar katılaştığında, altta yatan daha yumuşak yüzey üzerinde sertleşerek kusurlu bir sızdırmazlık oluşturabiliyor. Kan ve diğer biyolojik sıvılar da yapıştırıcıları kontamine ederek yaralı bölgeye başarılı bir şekilde yapışmayı önleyebiliyor. Mevcut tasarımların neden olduğu sorunlar göz önüne alındığında, ekip üç işlevsel gereksinimi karşılayacak bir alternatif oluşturmayı amaçladı. Buna göre yeni yama, yaralı bir bölgenin ıslak yüzeyine yapışabilmeli, hedefine ulaşmadan önce herhangi bir şeye bağlanmamalı ve yaralı bir bölgeye uygulandığında bakteriyel kontaminasyona ve aşırı inflamasyona direnç göstermeli… Ekibin yeni tasarımı, üç katmanlı bir yama biçiminde bu üç gereksinimi de karşılıyor.

Çalışmanın baş yazarlarından Hyunwoo Yuk, “Minimal invaziv cerrahide, bir yapıştırıcı uygulamak için bir bölgeye kolayca erişme lüksüne sahip değilsiniz” diyor ve hedefe giderken çok sayıda rastgele kirletici madde ve vücut sıvısıyla savaşıldığını vurguluyor. Bir diğer yazar, MIT’den Jingjing Wu da “Bu yamanın biçim ve işlevindeki kavramsal yeniliğin, robotik cerrahide çeviri engellerini aşmaya ve biyo-yapışkan malzemelerin daha yaygın olarak benimsenmesini kolaylaştırmaya yönelik heyecan verici bir adımı temsil ettiğine inanıyoruz” diye konuşuyor.

 

Kaynak: https://news.mit.edu/2021/origami-inspired-medical-patch-sealing-internal-injuries-0202

Eatron Türkiye’de İlk Sürücüsüz Otomobil Test Sürüşüne Başladı

Eatron CEO’su olan Dr. Umut Genç, Türkiye’deki ilk sürücüsüz otomobil test sürüşlerine İstanbul’da başladıklarını ve yakında seviye 3 otonom teknoloji çalışmalarına da başlayacaklarını açıkladı.
Çalışmalarını hem İngiltere Warwick hem de İstanbul İTÜ ARI Teknokent’te sürdürdüklerini ifade eden Eatron CEO’su olan Dr. Umut Genç, seri üretim elektrikli ve otonom araçlar için güvenli yapay zeka tabanlı akıllı yazılım ürünleri geliştirdiklerini söylerken, “Türkiye’deki ilk sürücüsüz otomobil test sürüşlerine İstanbul’da başladık” ifadelerini kullandı.

Otonom sürüş yazılımına sahip araç ve yol testleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Dr. Genç, “Şu anda iki araç ile testlerimizi yapıyoruz. Bizim otonom sürüş için geliştirdiğimiz yazılımın ismi otoban otopilotu. İsimden anlaşıldığı gibi genel olarak otobanlarda testler gerçekleştiriyoruz. Yazılımlarımızı ve özelliklerini sürekli olarak geliştirmeye devam ediyoruz. Testlerimiz de doğal olarak devam ediyor” şeklinde konuştu.

İstanbul trafiğinin otonom sürüş geliştirme çalışmalarında zorlu bir test sahası sunduğunu belirten Dr. Genç, “Yazılım geliştirme çalışmalarımızın ciddi bir kısmını İstanbul’da gerçekleştiriyoruz. İstanbul büyükşehir trafiği açısından da önemli bir test seviyesi. Trafik yoğun ve karşınıza çıkan senaryolar çok çeşitli. Doğal olarak İstanbul’da başarılı şekilde çalışan bir otoban otopilotunun Avrupa’nın diğer şehirlerinde de iyi çalışacağına inancımız tam” dedi.

Otonom sürüş teknolojilerinin seviyelendirilmesi ve Türkiye’de test edilen teknolojinin seviyesi hakkında da konuşan Dr. Genç, sözlerine şu şekilde devam etti:

“İlk aşamada seviye 1 dediğimiz yazılım ya direksiyonu ya da hızlanmayı yani gaz ve freni kontrol ediyor. Mesela öndeki arabayı takip eden hız sabitleme sistemi seviye 1’dir. Sürücü direksiyonu yönlendirir ancak gaz ve frene basması gerekmez. Seviye 2’de otonom yazılım hem öndeki arabayı takip ediyor hem de direksiyonu kontrol ediyor. Seviye 2’de  sorumluluk halen sürücüdedir, seviye 3’te ise sorumluluk araçta yani şirkette oluyor. 

Seviye 3’te, sürekli yola bakmanıza gerek yok, mesela telefonunuzla oynayabilirsiniz.  Ancak kulağınız araçta olacak çünkü araçtan uyarı sinyalini aldığınızda tehlikeli bir durum olduğu ve 10 saniye içerisinde direksiyona geçmesi gerektiği anlamına geliyor. Seviye 4’de ise, artık kulaklığı takıp film bile izleyebilirsiniz. Belli bölgelerde ve semtlerde araç bütün sürüşü kendi yapıyor, yolcular için hiçbir sorun yok. Seviye 5 ise, her yerde her zaman tamamen tam otonom sürüş anlamına geliyor.”

Bu haber https://www.webtekno.com/turkiye-ilk-surucusuz-otomobil-test-surusune-baslandi-h109312.html adresinden elde edilmiştir.

Vagustim: Yüksek Kaliteli Bağlantılı Cihazlar ve Tıbbi Çözümler Geliştiriyor

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Vagustim, dünya çağında sağlığı iyileştirmek için çalışan vagustim, giyilebilir medikal teknoloji cihazı Vagus Sinir Stimülasyonu (VNS) ile yüksek kaliteli bağlantılı cihazlar ve tıbbi çözümler geliştiriyor.

İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Vagustim, giyilebilir nöromodülasyon cihazlarının araştırma ve geliştirilmesinde uzmanlaşmış dijital bir Biyoelektronik Tıp sağlık teknolojisi şirketi. İnsanların temel sağlık sorunları için Vagus Sinir Stimülasyonu (VNS) konusundaki uzmanlığımızla güvenli ve etkili ürünler ve tedaviler geliştiriyor. Bunu klinisyenler, ortaklar ve danışmanlarla çalışarak yapıyor. Vagustim’de tıbbi öncelikleri birleştirerek en yüksek standartlara ve iş etiğine uyum sağlamak için yeni bir yaklaşım benimsiyor.

Ohio Eyalet Üniversitesi Bilim İnsanları Dakikalar İçinde Tasarlanan DNA Robotları Geliştirdi

Bilim insanlarına göre gelecekte minik DNA tabanlı robotlar ve diğer nano cihazlar vücuda ilaç vererek ölümcül patojenleri tespit edebilecek ve giderek daha küçük elektronikler üretmeye yardımcı olacak. Geçtiğimiz günlerde araştırmacılar, çok daha karmaşık DNA robotları ve nano cihazlar tasarlayabilen yeni bir araç geliştirerek geleceğe doğru büyük bir adım attılar.

Ohio Eyalet Üniversitesinin mühendislik doktora öğrencisi Chao-Min Huang liderliğindeki bilim insanları, “MagicDNA” adını verdikleri yeni bir yazılım açıkladı. Araştırmanın ortak yazarı ve Ohio State’de mekanik ve havacılık mühendisliği doçenti olan Carlos Castro, söz konusu yazılımla birlikte tasarlanması önceden birkaç gün süren nano cihazların artık sadece birkaç dakikada tamamlanabildiğini söylüyor. Bu gelişme de araştırmacılara çok daha karmaşık ve kullanışlı nano cihazlar ve DNA robotları yapabilme fırsatı tanıyacak. Aynı zamanda Castro’ya göre daha karmaşık nano cihazlar yapabilmek tek bir cihazla birden fazla görevi gerçekleştirebilecekleri anlamına geliyor. Buna ilişkin bir örnek veren Castro, “Kan dolaşımına enjekte edildikten sonra belirli bir patojeni tespit edebilen DNA robotları geliştirilebilecek. Cihaz sadece bununla da sınırlı kalmayacak üstelik patojenleri yakalayabilecek veya ilaç enjekte edebilecek. Bir uyarıcıya belirli bir şekilde yanıt veren veya belirli bir şekilde hareket eden robotlar tasarlayabilmek istiyoruz” diyor.

Simülasyona izin verebiliyor

Ohio State’de mekanik ve havacılık mühendisliği profesörü olan çalışmanın ortak yazarı Hai-Jun Su ise “Daha önce, yaklaşık altı ayrı bileşene sahip cihazlar oluşturabiliyor ve bunları eklemler ve menteşelerle birleştirebiliyorduk ve bunların karmaşık hareketler gerçekleştirmesini sağlamaya çalışabiliyorduk” diyerek yeni yazılımla artık kontrol etmesi çok daha kolay olan 20’den fazla bileşene sahip robotlar veya diğer cihazlar yapmanın hiç de zor olmadığını söylüyor. Hai-Jun Su’ya göre bu, yapmalarını istedikleri karmaşık eylemleri gerçekleştirebilecek nanohücreler tasarlama becerileri için büyük bir adım anlamına geliyor.

Yazılımın sağlamış olduğu avantajlar bunlarla sınırlı değil… Yazılım, araştırmacılara tüm tasarımı 3B olarak gerçekleştirmelerine izin veriyor. Daha önceki tasarım araçları, araştırmacıları tasarımlarını 3 boyutlu olarak haritalandırmaya zorlayarak, yalnızca 2 boyutlu tasarıma izin veriyordu. Bunun dışında yazılım, tasarımcıların “aşağıdan yukarıya” veya “yukarıdan aşağıya “DNA yapıları oluşturmasına da olanak tanıyor. “Aşağıdan yukarıya” tasarımda, araştırmacılar tek tek DNA zincirlerini alıyor ve onları istedikleri yapı içinde nasıl organize edeceklerine karar veriyor, bu da yerel cihaz yapısı ve özellikleri üzerinde hassas kontrol sağlıyor. Öte yandan DNA ipliklerinin nasıl bir araya getirileceğini otomatikleştiren “yukarıdan aşağıya” bir yaklaşım da benimseyebiliyorlar. Castro, bu iki yaklaşımı birleştirmenin, bireysel bileşen özellikleri üzerinde hassas kontrol sağlarken, genel geometrinin karmaşıklığını arttırmaya izin verdiğini söylüyor. Yazılımın bir diğer önemli unsuru da tasarlanan DNA cihazlarının gerçek dünyada nasıl hareket edeceğine ve çalışacağına dair simülasyonlara izin vermesi… Buna ilişkin olarak Castro, “Cihazlarımızın gerçekte nasıl çalışacağını simüle edebilmek kritik önem taşıyor. Aksi takdirde, çok fazla zaman harcıyoruz” diyerek bu özelliğin önemini vurguluyor.

DNA nano cihazların ticari uygulamaları da gelecek

Kimya ve biyomoleküler mühendisliği alanında doktora öğrencisi olan ortak yazar Anjelica Kucinic de oluşturdukları cihazlardan bazılarının daha küçük nesneleri alabilen pençeli robot kollara sahip bir uçağa benzeyen yüz nanometre boyutunda bir yapı olduğunu söyleyerek “Bu cihazlar insan saçının genişliğinden 1000 kat daha küçük “diyor. Castro’ya göre ise önümüzdeki birkaç yıl boyunca “MagicDNA” yazılımı üniversitelerde ve diğer araştırma laboratuvarlarında kullanılabilecek hatta gelecekte kullanımı genişleyebilecek. DNA nanoteknolojisine olan ticari ilginin gün geçtikçe arttığını söyleyen Castro, “Önümüzdeki beş ile 10 yıl içinde DNA nano cihazların ticari uygulamalarını görmeye başlayacağımızı düşünüyorum ve bu yazılımın bunu yönetmeye yardımcı olabileceği konusunda iyimseriz” diyor.

 

 

Kaynak:

https://www.laboratoryequipment.com/575245-DNA-Robots-Designed-in-Minutes-Instead-of-Days/

 

Borda Teknoloji’nin Geliştirdiği Bileklikler ile KKTC’de Karantina Takip Sistemi Başladı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), geçtiğimiz günlerde devreye alınan Karantina Takip Sistemi, Güvende Kal uygulaması ve havalimanına gelen yolculara takılan bileklikler sayesinde gerçekleşiyor. Kişilerin anlık konum takibi yapılarak 7/24 evlerinde veya konaklayacakları tesislerde güvende olmaları sağlanıyor.

 Ülke çapında kapalı turizmi canlandırmayı da hedefleyen proje, İTÜ ARI Teknokent firmalarımızdan Borda Teknoloji tarafından geliştirilen elektronik bileklikler ve Kuzey Kıbrıs Turkcell’in cep telefonu uygulaması “Güvende Kal” ile gerçekleşiyor. Operasyon uçtan uca Kuzey Kıbrıs Turkcell’in Karantina Takip Merkezi tarafından, saha operasyonu ve çağrı merkezi ekipleri tarafından yönetiliyor.Konuyla ilgili konuşan Borda Teknoloji Kurucu Ortağı ve CEO’su Akın Altunbaş, “10 yılı aşkın süredir Türkiye ve yurt dışındaki hastanelerde binlerce bebeğin güvende kalmasını sağlayan bilekliklerimizin KKTC’de COVID-19 bulaş riskini minimize ederek ülke ekonomisine bulunacağı katkıdan dolayı gurur duymaktayız” dedi.

Borda Teknoloji Kurucu Ortağı ve CEO’su Akın Altunbaş

Karantina Takip Sistemi kapsamında yolcular, KKTC Sağlık Bakanlığı’ndan aldıkları iznin ardından havaalanına gelmeden önce App ve Google Play Store’dan cep telefonlarına Kuzey Kıbrıs Turkcell’in “Güvende Kal” uygulamasını indirip gerekli bilgileri giriyor. Havaalanına indiklerinde ise yetkili kişiler tarafından QR kod ile eşleştirilen, çıkarılması durumunda sinyal üreten ve son 5 yıldır şehir hastanelerinde yaygın olarak kullanılan Borda Teknoloji’nin elektronik bileklikleri karantinaya girecek kişilere takılıyor.

Belirtilen süre içerisinde kişilerin karantinayı geçirecekleri yere gidip, Güvende Kal uygulamasından konumlarını işaretlemeleri bekleniyor.

Yolcular konaklama alanlarına gidene kadar telefon sinyalleri Kuzey Kıbrıs Turkcell’in saha operasyonu ekibi tarafından kontrol edilerek karantina alanına ulaştıklarından emin olunuyor. Konum işaretlenmesiyle birlikte ise bileklikler ve “Güvende Kal” uygulaması aracılığıyla kişinin anlık konum takibi 7/24 otomatik olarak yapılıyor. Karantina alanının dışına çıkılması, telefon ile bilekliğin bağlantısının kesilmesi ve bilekliğin çıkarılması gibi ihlal durumlarında Karantina Takip Merkezine sinyaller iletiliyor.

Borda Teknoloji Kurucu Ortağı ve CEO’su Akın Altunbaş elektronik bileklik kullanımına ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Günlük hayatı ve konforu etkilemeyecek şekilde tasarlanmış bileklikler hafif olmalarının yanı sıra anti-bakteriyel özellikte ve uzun pil ömrüne sahiptir. Yurtdışında, karantina takibinin yalnızca cep telefonları ile yapıldığı uygulamalar oldu. Bu tip modeller, kişinin telefonunu karantina alanında bırakarak dışarı çıkması gibi durumlarda yetersiz kalmaktadır. Güvende Kal uygulaması gibi bileklikler ile cep telefonu birlikte çalıştığı durumlarda ise kişiler karantina alanlarının dışına çıktığında, cep telefonu ile bağlantıları koptuğunda ve bilekliklerini çıkarmaya teşebbüs ettiklerinde operasyon merkezine otomatik bildirimler iletilmektedir.”

Kuzey Kıbrıs Turkcell Genel Müdürü Murat Küçüközdemir

Operasyonu yöneten Kuzey Kıbrıs Turkcell Genel Müdürü Murat Küçüközdemir ise şunları söyledi;

“Biz Kuzey Kıbrıs Turkcell olarak bu proje ile ilgili uzun bir hazırlık dönemi geçirdik. Uygulama kendi mühendislerimiz tarafından geliştirilirken, sistemin en önemli parçalarından birisi de Borda tarafından geliştirilmiş olan elektronik bileklikler. Amacımız hem sağlık, hem de ekonomik açıdan memleketimize faydalı olmak. Umudumuz bu projenin dünyaya da örnek olmasıdır.”

NASA, Ay’a SpaceX ile Çıkacak!

NASA, insanlı ay misyonu Artemis’i 2024 yılında hayata geçirmeyi planlıyor. NASA’nın Ay’a güvenli insanlı iniş noktasında ilk iş ortağı ise yapılan açıklamaya göre Elon Musk’ın şirketi SpaceX oldu.

NASA, Artemis programı kapsamında Ay’a dair daha fazla keşfedilmek için 2024 yılında astronotlarını bölgeye göndermeye hazırlanıyor. Misyonun ana hedefi olarak, Ay ve Mars gibi hedeflere uçuşlarda sürekli kullanılabilecek bir kalkış ve iniş sistemi oluşturmak olarak açıklanıyor. Ajans geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada bu görev için iki Amerikalı astronotu ay yüzeyine güvenle taşıyacak ilk ticari insan iniş aracının geliştirilmesine devam etmek için SpaceX’i seçtiğini açıkladı. Bu astronotlardan en az biri Ay’daki ilk kadın olarak tarihe geçmeye hazırlanırken; programının bir diğer amacı da ay yüzeyine ilk beyaz tenli olmayan kişiyi indirmek olacak. NASA’nın konuyla ilgili açıklamasında, söz konusu görevlendirme için 2,89 milyar dolar bütçe ayrıldığı da belirtildi.
Yeniden kullanılabilir bir sistem
NASA’nın Artemis misyonunda dört astronot Orion uzay aracı ile Ay’ın yörüngesine gönderilecek, daha sonra da astronotlardan ikisi Orion’dan, SpaceX tarafından geliştirilecek araca geçerek Ay’a iniş yapacak. Ay’a inecek iki astronotun, dünyaya dönüş yapmadan önce yaklaşık bir hafta boyunca Ay yüzeyinde kalması ve burada araştırmalar yapması planlanıyor. SpaceX’in Ay’a inmek için tasarlayacağı HLS Starship, şirketin test edilmiş Raptor motorlarına ve Falcon ve Dragon araçlarının uçuş mirasına dayanıyor. Starship, geniş bir kabin ve astronot ay yürüyüşleri için iki hava kilidi içeriyor. Starship mimarisinin Ay, Mars ve diğer yerlere seyahat için tasarlanmış tamamen yeniden kullanılabilir bir fırlatma ve iniş sistemine dönüşmesi amaçlanıyor.
Derin uzay çalışmaları için önemli bir adım
NASA İnsan Keşifleri ve Operasyonları Misyon Direktörlüğü’nden Kathy Lueders, NASA ve ortaklarının 21’inci yüzyılda Ay’ın yüzeyine ilk mürettebatlı görevi tamamlayacaklarını söyleyerek, “NASA bugün kadınların eşitliği ve uzun vadeli derin uzay araştırmaları için önemli bir adım atıyor. Bu kritik adım, insanlığı sürdürülebilir ay keşfi yoluna sokuyor ve gözlerimizi Mars dahil güneş sisteminin daha uzaktaki görevlere çeviriyor” diyor. NASA’nın Alabama, Huntsville’deki Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden HLS Program Yöneticisi Lisa Watson-Morgan ise “Bu, NASA ve özellikle Artemis ekibi için heyecan verici bir zaman. Apollo programı sırasında, imkansız gibi görünen şeyi yapmanın mümkün olduğunu kanıtladık: İnsanları Ay’a indirdik. NASA’nın kanıtlanmış teknik uzmanlığından ve yeteneklerinden yararlanırken aynı zamanda sektörle iş birliğine dayalı bir yaklaşım benimseyerek, Amerikan astronotlarını bir kez daha Ay’ın yüzeyine geri götüreceğiz” diyerek bu sefer daha uzun süreler için yeni alanlar keşfedeceklerini kaydediyor.

Kaynak: https://www.nasa.gov/press-release/as-artemis-moves-forward-nasa-picks-spacex-to-land-next-americans-on-moon

Mikrodalga Meme Tomografisi ve Emaliz Cihazı Geliştiriyor: Mitos

Mikrodalgaların medikal görüntüleme ve erken teşhisi için Mikrodalga Meme Tomografi (MMT) cihazı üreten Mitos Medikal, cerrahi operasyon esnasında tümörlü dokularla kanserli dokuların hassas biçimde ayrımını gerçekleştirerek cerrahi sınırı belirleyen EMaliz cihazını da üretiyor.

Mitos Medikal Teknolojiler Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Akduman, mikro dalga ışınları kullanarak klasik mamografinin bir adım ötesinde tanı imkanı sağladıklarını belirtiyor.

Meme kanseri görüntülemede yaygın kullanılan mamografinin bir X ışını sistemi olduğunu hatırlatan Akduman, bu sistemin görüntüleme yapılabilmek için vücuda X ışını verdiğini belirtiyor.

Bugüne kadar 450 hasta üzerinde klinik testleri yapılan prototip cihazın Türk sağlık endüstrisi için umut verici olduğunu ifade eden Prof. Akduman: “Kullanılan mikro dalgalar, herhangi bir radyoaktif etkisi olmayan, insan vücuduna herhangi bir etkisi olmayan, normal cep telefonlarında kullandığımız frekanslarının etkileri neyse, aynı çerçevede olan yeni bir teknoloji. Görüntülenen dokunun kanserli mi yoksa normal bir doku mu olduğunu söyleyebilen bir cihazdır. Dolayısıyla daha patolojiye gitmeden ön bilgileri verebilecek bir cihazdır. Mevcut teknolojilere göre daha çok avantajı vardır.”

İsveçli Otomobil Üreticisi Polestar Açıkladı: Karbon Nötr Araçlar 2030’da Piyasada!

Kullanım esnasında karbon emisyonuna neden olmayan elektrikli araçlar, iklim değişikliğinde mücadele önemli rol oynasa da üretim süreçlerinde çevreye birtakım zararlar verebiliyor. İsveçli otomobil üreticisi Polestar ise üretimi esnasında da karbon emisyonunu sıfırlama sözü verdi ve karbon nötr araçların piyasaya çıkış tarihini açıkladı: 2030

İsveçli elektrikli otomobil markası Polestar, 2030 yılına kadar karbon nötr bir otomobil yaratmak için üretim sürecindeki tüm karbon emisyonlarını ortadan kaldırma planını açıkladı. “Polestar 0” olarak adlandırılan proje, ağaç dikme yoluyla emisyonları dengelemek yerine üretim sürecindeki karbon emisyonlarını ortadan kaldırmaya odaklanacak. “Dengeleme bir kaçıştır” diyen Polestar CEO’su Thomas Ingenlath, “Oysaki bizler kendimizi tamamen karbon nötr bir otomobil yaratmaya zorlayarak, bugün mümkün olanın ötesine geçmek zorundayız. Sıfıra doğru tasarım yaparken her şeyi sorgulamalı, yenilik yapmalı ve üstel teknolojilere bakmalıyız” diye konuşuyor. Tüketicilerin sürdürülebilir bir ekonomiye geçişte büyük bir itici güç olduğunu savunan Ingenlath, bilgili ve etik kararlar alabilmeleri için onlara doğru araçların verilmesi gerektiğini ve 2030’da da karbon nötr bir araba sunmak istediklerini belirtiyor.

Heyecan verici bir zaman

Polestar’ın Sürdürülebilirlik Yöneticisi Fredrika Klaren ise “Biz elektrikliyiz, bu nedenle zehirli emisyonlara neden olan yanmalı motorları düşünmek zorunda değiliz. Öte yandan bu işimizin bittiği anlamına da gelmiyor” diyerek şu anda araba üreticileri için tarihi bir anda olduklarını kaydediyor. Klaren sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık üretimden kaynaklanan tüm emisyonları ortadan kaldırmak için çalışacağız. Şimdi otomobil üreticileri için tarihi ve heyecan verici bir zaman ve anı yakalamak, daha iyisini yapmak, iklime duyarlı, güzel arabalar hayalini inşa etmeye cesaret etmek için iyi bir fırsat.”

Kaynak: https://www.dezeen.com/2021/04/07/polestar-climate-neutral-car-2030/

 

 

 

 

 

Gizliliğe genel bakış

En iyi deneyimleri sunmak için, cihaz bilgilerini saklamak ve/veya bunlara erişmek amacıyla çerezler gibi teknolojiler kullanıyoruz. Bu teknolojilere izin vermek, bu sitedeki tarama davranışı veya benzersiz kimlikler gibi verileri işlememize izin verecektir. Onay vermemek veya onayı geri çekmek, belirli özellikleri ve işlevleri olumsuz etkileyebilir.