Çinli bilim insanlarının geliştirdiği giyilebilir yapay boğaz implantı sayesinde boğaz hareketleri artık sese dönüştürülebiliyor. Ses telleri zedelenen veya bazı lezyonlara maruz kalarak konuşma kabiliyetini yitiren insanlara umut olacak bu yeni teknoloji sayesinde şimdilik tamam ve hayır gibi basit sözcükler sese dönüştürülebildi.
Gün içerisinde sürekli konuşmamıza rağmen konuşmanın nasıl bir süreç olduğu üzerine pek de düşünmeyiz. Oysa ki konuşma hem ağız hareketlerini hem de boğaz içindeki ses telleri adı verilen katlanmış dokuların titreşimlerini içeren karmaşık bir işlem olarak tanımlanabilir. Söz konusu ses tellerinin zarar görmesi veya bazı lezyonlara maruz kalınması durumunda ise konuşma becerisi kaybedebiliyor. Bu kişilerin sorununa çözüm aramak için kolları sıvayan bir grup bilim insanı, giyilebilir yapay boğaz geliştirdi. Boyun kısmına geçici bir dövme gibi takılabilen ve bir insanın baş parmak tırnağının iki katı büyüklüğünde olan cihazın en önemli özelliği ise gırtlak hareketlerini sese çeviriyor olabilmesi…
Cihazdan gelen sesler umut oldu
Yapay boğaz için öncelikle ince bir polivinil alkol filmin üstüne lazerle grafen yerleştirildi. Ardından da su yardımıyla film, deneklerin derisine yerleştirildi. Sonrasında denekten ses çıkarmadan konuşması istendi ve o sırada cihazdan “Hayır” ve “Tamam” gibi sözcükler duyuldu. Cihazın yakın bir gelecekte konuşma engelli bireyler tarafından kullanılabileceği umut edilirken; çalışma şimdiden çok sayıda kuruluştan fon almayı başardı.
Tesla Motors ve SpaceX şirketlerinin kurucusu Elon Musk, NeuraLink adını verdiği yeni bir şirket kurduğunu açıkladı. Şirket insan beyni ile bilgisayar arayüzlerini bağlayacak yeni teknolojiler üzerine odaklanacak. Musk’ın nihai amacı ise kimilerinin tüylerini diken diken edecek cinsten: “İnsanüstü bilinç”
Tesla ve SpaceX… Bu şirketlerin geliştirdiği teknolojilerle elektrikli otomobilleri, uzay seyahatlerini gündemimize sokan ve Hyperloop ile toplu taşımada çığır açmayı hedefleyen Elon Musk, yeni projesiyle yeniden gündemin ilk sırasına yerleşmeyi başardı. Geçtiğimiz günlerde NeuraLink adlı şirketinin insan beynini bilgisayar ara yüzlerine bağlayacak teknolojiler üzerinde çalıştıklarını resmen duyuran Elon Musk, nihai amacının “insanüstü bilinç” olduğunu vurguluyor. Maymunlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda bilgisayarların beyin gücüyle kontrol edilmesini başardıklarını söyleyen Musk, aynı zamanda ABD’de insanlar üzerinde deneylere başlayabilmek için düzenleyici kuruluşlara -ABD Gıda ve İlaç Düzenleme Kurumu (FDA)- başvuruda bulunduklarını da sözlerine ekliyor.
Saç telinden daha ince
Özellikle felçli hastalar için teknolojik çözümler geliştirmeyi hedefleyen şirketin geliştirdiği cihazın üzerinde 3 binden fazla elektrot bulunuyor. Saç telinden daha ince olan sicimlere bağlı olan bu elektrotlar, bin nöronun aktivitesini izleyebiliyor. Geliştirilen cihaz, beynin belli bir bölgesini takibe alabilirken, aynı zamanda “yapay öğrenme” kullanılarak nöron aktivite kaydını da analiz edebiliyor ve beynin hangi bölgesine nasıl bir uyarı gönderilebileceğini de saptıyor.
İnsanoğlunun geleceği için…
Hatırlanacağı üzere Musk, daha önce yaptığı açıklamalarda yapay zekanın birtakım sorunlar yaratabileceğini söylemiş ve hatta bu teknolojinin insanoğlunun sonunu getirebileceğini iddia etmişti. Bunun önüne geçebilmek için yapılabilecek tek şeyin bilgisayarların insan beyni ile birleşebileceği bir sistem olduğunu düşünen Musk’ın NeuraLink’i kurmasının ardında da bu motivasyon yatıyor. Nitekim şirketin lansmanı sırasında konuşan Musk, “Bu cihazı takanlar bir anda insanların beynini ele geçirecek değil” diyerek projenin hastalıkları tedavi etmek ve yapay zekaya bağlı olarak insanlığın geleceğini güven altına almak gibi iyi niyetli bir amacının bulunduğunu belirtiyor.
İTÜ ARI Teknokent’te Temmuz ayında #sosyalteknokentli’leri bir araya getiren kulüp çalışmaları, etkinlikler ve seminerleri sizler için derledik!
2 Temmuz – Başarılı Exit Stratejileri
Wirecard CSO’su ve Kurucu Ortağı Alper Akcan ile “Başarılı Exit Stratejileri” semineri İTÜ Çekirdek’te gerçekleşti. Mikro Ödeme’nin Wirecard’a satış sürecini, süreci nasıl yürüttüklerini, hangi aşamada exit yapmaya karar verdikleri hakkında tecrübelerini aktaran Alper Akcan, katılımcıların sorularını yanıtladı. Etkinliğin canlı yayın kaydını izlemek için: https://www.facebook.com/itucekirdek/videos/2425758887653764/
4 Temmuz – Windows Server 2019 Yenilikleri & Azure Altyapı Çözümleri
Windows Server 2019 Yenilikleri & Azure Altyapı Çözümleri semineri; Bilge Adam, Sr. Consultant Volkan Şayf ve Erkan Güler’in sunumu ile #öğrenenteknokentli’leri bir araya getirdi. Erkan Güler sunumunda şunları kaydetti: “Microsoft Azure’un en göze çarpan özelliği active directory ve load balancer. Bunları kendi local ortamımızda yaptığımız zaman fiziksel sunucu, lisanslama işlemleri, elektrik kullanımı, data center problemleri gibi birçok şey düşünmek zorunda kalıyoruz ve maaliyetli oluyor. Bunun yerine Azure’u kiralayabiliyoruz bu hem güvenilir hem daha az maaliyetli.” Volkan Şayf, sunumunda Hyper-v 2019 sunucularına değindi: “Hyper-v 2019 sunucuları artık çok daha hızlı ve akıcı çalışmaya başladı ayrıca veri tekilleştirme yapabiliyoruz, sanallaştırmayla güçlü sunucular alıp bunların altına onlarca sunum atayabiliyoruz.”
4 Temmuz – Dijital Uygulamalarda Hikayeleştirme ve Oyunlaştırma
İTÜ Magnet’in Teknoloji Sohbetleri etkinliğimizin konusu Dijital Uygulamalarda Oyunlaştırma ve Hikayeleştirme idi. Sarente Game On’un Gamification Leader’ı Ercan Altuğ Yılmaz’ın sunumu ile katılımcılar; desktop uygulamalarındaki deneyimin nasıl oyunlaştırılabileceği, oyun tarihi ve oyun tasarım teknikleri hakkında bilgi sahibi oldu. Ercan Altuğ Yılmaz sunumunda şu sözleri kaydetti: “Oyunlaştırma, gerçek hayattaki problemleri oyun düşüncesiyle çözen bir yaklaşımdır.”
9 Temmuz – Yatırım Süreçleri ve Değerleme
212 Girişim Yatırım Fonu kurucu ortaklarından Numan Numan’nın katılımıyla gerçekleştirilen Yatırım Süreçleri ve Değerleme seminerinde bir araya gelen girişimciler, Numan Numan’ın sunumu sonunda yatırım alma süreçleriyle ilgili sorularını yönelttiler. Etkinliğin canlı yayın kaydını izlemek için: https://www.facebook.com/itucekirdek/videos/661287031057876/
16 Temmuz – Innogate 12. Dönemi Başladı
Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı 12. Dönemi, birbirinden başarılı ve alanında uzman firmaların katılımıyla başladı. Firmalarımızın globale açılma serüvenine tanık olmak için gelişmeleri sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.
22 Temmuz – Fifa2019 Turnuvası
İTÜ Çekirdek ve İTÜ Magnet girişimcileri Playstation Turnuvasında bir araya geldi. 1 Ağustos’ta finali gerçekleşecek turnuva tüm heyecanı ile devam ediyor.
25 Temmuz – Bitcoin Blokzincir 101
Teknokentli firmalarımızın sektörel uzmanlıklarını paylaştıkları Teknokentliler Anlatıyor serimizde, Bitexen Teknoloji CTO’su Mehmet Fatih Bilgin’in sunumuyla Bitcoin Blokzincir 101 başlıklı seminerimizi gerçekleştirdik. Seminerin konu başlıkları ise şöyleydi: bitcoin’in tarihsel gelişimi, bitcoin öncesi dijital para teknolojileri, privite puplic key ve transaction kavramları, hashing ve marke tree, blok yapısı, bitcoin blok zinciri, mining ve consensus mekanizmaları.
27 Temmuz – Google Study Jam
Google Study Jam, Coca Cola Data Engineering & Architecture Takım Lideri Bilge Köroğlu ve AI Labs Kurucu & CEO’su Yusuf Sarıgöz’ün gözetiminde İTÜ Çekirdek ve İTÜ Magnet’li girişimcilerimizin katılımıyla İTÜ Magnet’te gerçekleşti.
Cloud Study Jam-a-thon Hakkında: Google Geliştirici İlişkileri / Developer Relations, Türkiye’deki geliştirici ekosistemine destek vermeye devam ediyor. 25 şehirde bulunan 28 gönüllü Google geliştirici toplulukları (GDG – Google Developer Groups), aktif olarak etkinlikler ve özellikle geliştiricilere ve girişimlere yönelik eğitim serileri düzenliyor. Geliştiricilerin normalde ücretli olan Google Cloud eğitimlerine ücretsiz olarak erişebileceği Cloud Study Jam-a-thon (https://events.withgoogle.com/cloud-study-jam-a-thon/) sitesindeki 5 eğitimi tamamlayıp iletişim formunu dolduran katılımcılara t-shirt ve bardak hediye edilirken 10 eğitimi tamamlayan katılımcılara ise Google Home Mini veriliyor. Eğitimleri tamamlayan girişimlerin ise Google Cloud for Startups programı çerçevesinde 3000 USD’den başlayan değerlerde Google Cloud/Firebase kredisi alma imkanları oluyor.
İnsanların en çok merak ettiği konuların başındadır kendilerini gelecekte nelerin bekledikleri ve yine gelecekte neye benzeyecekleri… İşte son dönemlerde popüler olan mobil bir uygulama kaderin olmasa da yüzlerin gelecekte nasıl değişeceğini ortaya koyuyor. Hemen hemen her platformda karşımıza çıkan uygulama ile siyasetçisinden sporcusuna, ünlüsünden ünsüzüne herkesin yaşlanmış hallerini görmek mümkün… Tabii bu popüler uygulamaya dair pek çok soru işareti de şimdiden akıllara gelmiş durumda…
Son günlerde sosyal medyada en çok rastladığınız paylaşım ne diye sorsak alacağımız cevap malum: Yaşlı insanlar…. Bunun nedeni ise akıllı telefonlar için “Wireless Lab” tarafından 2017’de yayınlanan ve ücretsiz olarak indirilen “FaceApp” uygulamasının özellikle internet fenomenlerinin ve ünlü isimlerin de katkılarıyla yeniden popüler olması… Sporcusundan, siyasetçisine, ünlüsünden ünsüzüne herkes bu uygulamayı kullanarak kendilerinin yaşlanmış veya gençleşmiş hallerini paylaşıyor. Yapay zekâya sahip fotoğraf editörü uygulaması; insanları gençleştirebiliyor, yaşlandırabiliyor hatta farklı bir cinsiyette nasıl görüneceklerini ortaya koyuyor. Bunun arkasında ise herhangi bir fotoğraftaki yüzün yapay sinir ağları kullanılarak değiştirilmesi yatıyor.
Fotoğrafınız artık sizin değil!
Applyzer verilerine göre, kısa bir süreliğine de olsa ücretsiz olarak telefonlarda kullanılabilen FaceApp günde 700 bin indirme sayısına ulaşmış durumda… Dünya çapında hızla yaygınlaşan uygulamanın kısa sürede yakaladığı bu başarı kimileri tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Bu kuşkunun ardında yatan neden ise milyarlarca kullanıcının akıllı cihazları ile günlük yaşamlarında bıraktıkları dijital izler ile ortaya çıkan verinin -özellikle de ses ve yüz tanıma odaklı olanlar- artık pek çok şirketin hedefinde olması… Zira FaceApp uygulamasını indirirken kabul edilen “Gizlilik Sözleşmesi” ve “Kullanım Şartları” ile sizin sandığınız veri artık sizin olmuyor. Örneğin, kendinizi yaşlandırmak istediğinizde yüklediğiniz fotoğrafı, uygulama dilediği şekilde kullanma hakkına sahip. Yani fotoğrafınız izniniz olmadan uygulama tarafından paylaşılabilir, görüntülenebilir ve hatta kullanılabilir. Üstelik iş bununla da kalmıyor ve bu paylaşımlar sonunda herhangi bir maddi veya manevi zarar görürseniz tüm haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Bunun nedeni ise böyle bir zarar görebileceğinizin farkında olduğunuzu beyan ediyor olmanız.
Teknoloji mi mahremiyet mi?
FaceApp uygulaması, şimdilik kullanıcılar için eğlenceli bir paylaşım olarak görülse de uygulama üzerine yapılmakta olan tartışmalar daha çok su kaldıracağa benziyor. Yapay zeka konusuyla ilgilenen uzmanlara göre kullanıcıların gençlik ve yaşlılık hallerini karşılaştırabilen FaceApp gibi uygulamalar, “yüz tanıma algoritmalarını geliştirme” açısından önemli aşamalar olsa da kimilerine göre de mahremiyete ve kişisel verilerin korunmasına yönelik haklara vurulan büyük darbeler niteliğinde…
İTÜ ARI Teknokent firmalarından Sun4Tech havacılık teknolojileri alanında AR-GE çalışmaları yapan AKKA Technologies şirketiyle iş birliği yapmak üzere anlaşma imzaladı. İki şirket imzaladıkları antlaşmayla, havacılıkta tele tıp alanında iş birliği yapacak. Tele tıp, tıbbın modern iletişim kaynaklarını kullanarak tıbbi vakalar için gereken teşhis ve tedavi alımının sağlanması anlamına gelmekte.
UÇAK İÇİ TIBBİ İRTİBAT VE MÜDAHALE SİSTEMLERİ
Uçak içi tıbbi müdahale ihtiyacı gün geçtikçe artmakta. Her sene binlerce uçuş tıbbi sebeplerden aksamakta. İki şirket de uçaklardaki tıbbi altyapının geliştirilmesiyle bunun önüne geçmeyi amaçlıyor.
Sun4Tech ve AKKA özel jet ve hava yollarına gerekli teknolojik çözümleri sağlamayı öngörüyor. Uçuş sırasında tıbbi acil bir durum ortaya çıktığında gerekli makamlarla iletişime geçilecek. Böylece doğru tanıyla, acil önlemler alınacak. Sun4tech bir prototip üzerinde çalışırken, AKKA da bu Sistemin entegrasyon stratejileri üzerinde çalışıyor.
Yerli Ar-Ge faaliyetleriyle dünyanın lider üreticilerinin donanımlarını katma değerli çözümlere dönüştüren AIR Telekomünikasyon Çözümleri (AIR), Türkiye’nin ilk 500 bilişim şirketini belirleyen Bilişim 500 Plus Ödül Töreni’nde Sistem Entegratörü ve İş Ortağı kategorisinde Telekomünikasyon Altyapı Donanımı alanında birincilik ödülü aldı.
Şirketlerin mobilite, bilgi teknolojileri ve güvenlik alanlarındaki ihtiyaçlarına yönelik Ar-Ge çalışmaları yaparak dünyanın öncü iletişim ekipmanı üreticilerinin donanımlarını iş dünyasının ihtiyaçlarına uyarlayan AIR Telekomünikasyon Çözümleri (AIR), bu yıl 20. kez Türkiye’nin en büyük 500 bilişim şirketini açıklayan Bilişim 500 Plus Ödül Töreni’nde kategori lideri oldu. Bilişim 500 “Sistem Entegratörü ve İş Ortağı” kategorisinde “Telekomünikasyon Altyapı Donanımı” alanında birincilik ödülüne layık görülen AIR, aynı kategoride “Kurulum, Bakım, Destek” alanında ilk 15 şirket arasına girmeyi başardı.
Dünyada öncü donanımlar, yerli Ar-Ge ile iş dünyasına entegre oluyor
İTÜ ARI Teknokent ofisi başta olmak üzere İstanbul Tekstilkent, Ankara, Dubai, Basra, Bakü ve Varşova ofislerinde alanında yetkin mühendislerden oluşan güçlü ekibiyle Ar-Ge faaliyetlerini sürdüren AIR, sistem entegratörü olarak dünyanın lider donanım üreticilerinin ekipmanlarını iş dünyası için katma değerli çözümlere dönüştürüyor. Gelirlerinin üçte birini ihracattan elde eden AIR, Bilişim 500 “Donanım İhracatı” kategorisinde de ilk 15 şirket arasında yer aldı.
Bilişim 500 Plus Ödül Töreni’nde sahnede ödülü kabul eden AIR Telekomünikasyon Çözümleri İş Geliştirme ve Satış Direktörü Levent Ergün, “İş dünyasının haberleşme ihtiyacı her geçen gün artıyor. AIR olarak donanım gibi zorlu bir segmentte yerli Ar-Ge faaliyetlerine öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Bilişim 500’de elde ettiğimiz bu başarının arkasında, tecrübeli mühendislik ekibimiz ve Türkiye geneline stratejik biçimde yayılan kanal yapımız bulunuyor.” diye konuştu.
Sanal gerçeklik hiç bu kadar gerçek olmamıştı! Oyun oynarken, WalkOVR sayesinde kalıpların dışına çıkmanız mümkün. Çok daha fazlası için 👉 https://www.ariteknokent.com.tr/tr
Penisilin, kızamık, çocuk felci ve kuduz aşısı… Bunların hepsinin ortak özelliği dünyada milyonlarca insanın hayatını kurtarmaları ve bir insan tarafından geliştirilmeleri… Avustralya’da geliştirilen bir grip aşısı ise bu saydıklarımızdan daha farklı bir özelliğe sahip… Zira geliştirilen aşı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı olma özelliğini taşıyor.
Flinders Üniversitesi’nde geliştirilen grip aşısı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı oldu. Söz konusu aşının öncekilerden daha güçlü olduğunu söyleyen bilim insanı Nikolay Petrovsky, “Aşıyı bir aracın motoruna benzetirsek, bu motora ekleyebileceğimiz bir turbo şarj cihazı geliştirdik” diye konuşuyor. Aşıyla ilgili kısa süre içinde ABD’de 12 ay sürecek klinik testlere başlanacağını kaydeden Petrovsky, ilk defa bir insan tarafından icat edilmemiş bir aşının insanlar üzerinde deneneceğinin de altını çiziyor.
Sam’in önerisi işe yaradı
Bir özelliği de bağışıklık sisteminin griple mücadeledeki tepkisini güçlendirmesi olan aşının yapay zeka ile olan ilişkisine gelirsek… Aşıyı geliştiren yazılımın adı Sam ve bu yazılımın bilgi edinme ve bunlardan yeni fikirler yaratma gibi kabiliyetleri bulunuyor. Sam’in öncelikli olarak eğitildiğini söyleyen Petrovsky, işe yarayan ve işe yaramayan ilaçların örneklerini Sam’e tanıttıklarını anlatıyor. Sam’in söz konusu örneklerden sonra kendilerine yeni bir öneriyle geldiğini söyleyen Petrovsky, öneriyi incelediklerini, test ettiklerini ve işe yaradığını gördüklerini ifade ediyor.
İlaç da geliştirebilecek
Söz konusu gelişmenin aşı endüstrisinde bir devrim yaratacağına inananlar bulunuyor. Zira uzmanlara göre yapay zeka kullanımı aşı bulma sürecini hızlandırıyor ve maliyetleri düşürüyor. Nitekim büyük firmaların yaklaşık 5 yıl boyunca binlerce çalışanla bir aşıyı ürettiğini ve bunun da yüz binlerce dolara mal olduğunu kaydeden Petrovsky, buna karşılık kendi ekibinin bu yeni aşıyı yapay zekanın yardımıyla geliştirmelerinin sadece iki yıllarını aldığını söylüyor. Üstelik Petrovsky,20 yıl içerisinde yapay zekanın ilaç geliştirmede de kullanılabileceğini belirtiyor
Facebook geçtiğimiz günlerde, kripto para birimi Libra’yı gelecek yıl piyasaya süreceğini duyurdu. Facebook kamuoyuyla sadece kripto para planlarını paylaşmış olsa da şimdiden bu haber küresel finans kurumlarını harekete geçirmeye başardı. Nitekim Merkez Bankaları Facebook’un Libra haberinin ardından kendi dijital para birimlerini yaratma fikriyle daha fazla ilgilenmeye başladıklarını açıkladı.
Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’un geçtiğimiz günlerde kendi hesabı üzerinden yaptığı paylaşım gündeme bomba gibi düştü. Gönderide Facebook’un 2020 yılında yeni kripto para birimi Libra’yı ve dijital cüzdan Calibra’yı piyasaya süreceği belirtiliyordu. Küresel bir para birimi olarak sunulacak olan ve kullanıcıların çevirimiçi finansal hizmetleri kolaylaştırması hedeflenen Libra’yı kullanması beklenen markalar arasında Uber, Mastercard, Paypal, Sportify gibi şirketler yer alıyor. Libra banka hesabı olmayan kullanıcıların alışveriş ve para transferi gibi işlemlerini gerçekleştirmelerini sağlarken; Facebook Blockchain Birimi Başkanı David Marcus da Libra sayesinde dünya genelinde milyarlarca insana daha kapsayıcı ve açık bir finansal ekosisteme erişim olanağı sunulacağını belirtti.
Piyasa beklenenden erken oluşabilir
Facebook’un bu açıklamasının ardından Merkez Bankaları da kendi dijital para birimlerini yaratma fikriyle daha fazla ilgilenmeye başladıklarını açıkladı. Nitekim, “Merkez Bankalarının merkez bankası” olarak bilinen İsviçre merkezli Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) Direktörü Agustin Carstens da yaptığı açıklamada Merkez Bankalarının yakın bir zamanda kendi kripto para birimlerini piyasaya sürmeleri gerekebileceğini vurguladı. Kripto para birimleri üzerinde çoğu Merkez Bankasının çalıştığını ve kendilerinin de aynı şekilde çalıştıklarını vurgulayan Carstens, buna yönelik bir piyasanın beklenenden daha erken oluşacağını ve bu sebeple Merkez Bankalarının kendi dijital para birimlerini tanıtmaya hazır olmalarını istediklerini kaydetti.
Neden Bitcoin değil de Libra?
Libra’dan önce birçok Merkez Bankası, Bitcoin ve Ethereum gibi kripto para birimlerinin dolar ve euro’ya karşı oldukça oynak olmaları nedeniyle para olarak değerlendirilemeyeceğini açıklamışlardı. Öte yandan Facebook’un Libra’ya yönelik yerleşik dünya para birimlerine değer veren yaklaşımının onu piyasada daha istikrarlı yapması bekleniyor. Aynı zamanda BIS’in yıllık raporunda yer alan dijital para birimlerine yönelik yazıda, teknoloji şirketlerinin desteklediği kripto para birimlerinin küresel finansta “hızla lider olabileceği” ve rekabet, istikrar ve sosyal refaha tehdit oluşturabileceği de belirtiliyor. Bu nedenlerle de Libra daha piyasaya çıkmadan sektörün ilgisini çekmiş ve ciddiyetini kazanmış durumda.
Şu an için Libra’nın piyasaya sürüldükten sonra nasıl bir etki yaratacağını kimse bilmiyor. Öte yandan Merkez Bankalarının, kendi dijital para birimlerini yaratma olasılığını açıkça tartışmaya açması, Facebook’un şimdiden geleneksel bankacılık sistemini ne kadar etkilediğini gösteriyor.
Ulaşım sektöründeki son teknolojilerden biri şüphesiz ki elektrikli otomobiller… Karbon salınımını ve fosil yakıtlara bağlılığı azaltmasıyla ulaşımdaki çevresel çözümlerin başında gelen bu araçlara artık sadece karayollarında rastlamayacağız. Şöyle ki Paris Air Show’da tanıtılan dünyanın ilk elektrikli uçak modeli, bu yeni trendin göklere de taşındığını gösteriyor.
Teknolojideki gelişmeler her sektörü olduğu gibi havacılık sektörünü de yakından etkiliyor. Yakın bir gelecekte hipersonik yolculukları, biyoyakıtı ve otonom uçuşları göreceğimiz bu sektörde son dönemin gündemi ise elektrikli uçaklar… Roland Berger Danışmanlık şirketine göre günümüzde geliştirilmekte olan elektrikli uçakların sayısı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50 artarak 170’e yükseldi. Bu yeni teknolojiye olan yatırımların artmasının altında ise tabii ki “verimlilik” yatıyor.
Oyunun adı verimlilik
Küresel havacılık endüstrisi tüm karbondioksit (CO2) emisyonlarının yüzde 3’ünü üretiyor ve jet yakıtı için yılda yaklaşık 180 milyar dolar harcanıyor. Nitekim Roland Berger’in kıdemli danışmanı Nikhil Sachdeva’ya göre verimliliğin arttırılması uçak satışlarında oyunun adı olurken ‘elektrik’ de bunun bir sonraki aşaması olacak.
Dokuz yolcu taşıyor
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen ve yeni teknolojilere sahip onlarca uçak modelinin tanıtıldığı Paris Air Show’a “elektrikli uçak” damgasını vurdu. Havacılık sektöründe yeni bir çağın habercisi olarak kabul görülen ve havacılık şirketi Eviation Aircraft tarafından lanse edilen “Alice” tek şarjla 650 mil yani yaklaşık 1,050 km mesafe gidebiliyor. Dokuz yolcuyu taşıyabilen uçak, aynı zamanda 10,000 fit’te yaklaşık 450 km/saat ile 1,050 km boyunca yol alabiliyor.
2022’de göklerde
Uçağın ABD sertifikasyonunu 2021’de alması beklenirken; ardından Kuzey Amerika pazarına giriş yapması hedefleniyor. Havayolu işletme maliyetlerini yüzde 70 oranında azaltabileceği iddia edilen Alice tahmini olarak 2022’den itibaren kullanılabilir hale gelecek. Öte yandan şirket daha uzun mesafeler için ayrıca bir modelin daha geliştirilme aşamasında olduğunu da açıkladı. Uçak için düşünülen fiyat ise 3,5 – 4 milyon dolar arasında yer alıyor. Bununla birlikte uçağın donanımına göre fiyatının değişmesi bekleniyor.