Etiket - Yapay Zeka

Nasdaq’ın Güvenliği Yapay Zekaya Emanet

Hacim bakımından dünyanın en büyük borsası olmasından dolayı dolandırıcıların en cazip hedeflerinden olan Nasdaq’ın güvenliğinden bundan sonra yapay zeka sorumlu olacak. İnsan analistlerle beraber çalışacak yeni bir derin öğrenme sistemi, günlük yapılan yaklaşık 17,5 milyon işlemi gözetleyecek.

Hayatımızda yapay zekanın yeri artık yadsınamaz bir gerçek… Birçok sektörde yapay zekanın farklı kullanımını görebilmek mümkünken; finans sektörü de bu dönüşümden nasibini fazlasıyla alıyor. Bunun son örneği de şu aralar Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük üç borsasından biri olan Nasdaq’da yaşanıyor. Hacim anlamında dünyanın en büyük borsası olarak kabul edilen Nasdaq’da manipülasyonları ve dolandırıcılıkları tespit edecek yeni bir yapay zekâ sistemi kullanıma sokuluyor. Hacim büyüklüğü nedeniyle dolandırıcıların gözdesi olan borsada sürekli olarak sistemi alt edecek yasa dışı girişimlerin de gözlemlenmesi gerekiyor ki bunlar arasında manipülasyon ve hissenin kapanış fiyatının şişirilmesi gibi faaliyetler bulunuyor. Bu gibi işlemlerin önüne geçebilmek için günde 17,5 milyona yakın işlem, insan analistlerle beraber çalışarak derin öğrenme sistemi tarafından kontrol edilecek.

Yeni eskinin yerini almayacak

Konuya ilişkin bilgi veren Nasdaq Kuzey Amerika’nın Piyasa Gözetleme Yöneticisi Martina Rejsjo hisse senetleri piyasasında eski sistemde insan analistlerin izlemesi için günde 1.000 uyarı verdiğini söyleyerek “Bunların bir kısmının dolandırıcılık işlemi olarak onaylanıyor ve bu gibi durumlarda çok ağır cezalar veriliyor” diye konuşuyor. Yeni sistemde ise yapay zeka sayesinde dolandırıcılık modellerini tespit etmede daha yüksek doğruluk oranına sahip olunacak, insan analistlerin yükü azaltılacak ve daha komplike dolandırıcılık modelleri daha kolay belirlenebilecek. Nasdaq Yapay Zekâ Müdürü Doug Hamilton’a göre de yeni sistem, eski sistemle birlikte kullanılacak ve doğrudan eskiyle yeni değiştirilmeyecek. Bunun nedeni de bilgisayar korsanlarının sistemlerin kör noktalarını bularak onları kandırabilmesi…

Yılda 750 bin uyarı

ABD’nin sermaye piyasaları dünyadaki en büyük, en likit finansal ekosistem olduğunu ve perakende ile kurumsal yatırımcılar için piyasaları korumanın önemli bir sorumluluk olduğunu söyleyen Martina Rejsjo, “Bu, ticari faaliyetlerini daha iyi sürdürebilmek için yeni teknolojileri benimseme ve kaldıraç yapma yöntemimizi sürekli olarak geliştirmek anlamına geliyor. Yapay zekayı izleme sistemimize dahil ederek, algılama kapasitemizi keskinleştiriyoruz ve ülkemiz pazarlarının bütünlüğünü korumak için piyasa faaliyeti bakış açımızı genişletiyoruz” diyor. Halen, Nasdaq’ın ABD pazarındaki gözetim ekibi, olağandışı fiyat hareketleri, alım satım hataları ve olası manipülasyonları tespit ederek yılda 750 binden fazla uyarı inceliyor.

Diğer pazarlara uygulayabiliriz

Michael O’Rourke ise yapay zeka ve makine öğreniminin şirketlerinde daha zengin bir müşteri deneyimi sağlamaktan, piyasa trendlerini tahmin etmekten veya daha gelişmiş bir pazar gözetimi yetenekleri oluşturmaya kadar geniş uygulama yeteneklerine sahip olduğunu belirterek şöyle devam ediyor:  “ABD hisse senetlerini izleyen piyasa gözetim sistemimizde yapay zeka uygulayarak, özellikle kötüye kullanım, piyasa kötüye kullanma kalıplarını öğrenmek için benzersiz yaklaşımlar kullanabilir ve bu bilgiyi dünya çapındaki diğer pazarlara uygulayabiliriz. Yapay zeka, piyasa bütünlüğünü korumak için gözetim ekiplerini daha hızlı, daha akıllı ve daha doğru izleme yetenekleriyle güçlendirecek olan uyarlamalı algılama modellerine odaklanan gelecek nesil gözetim teknolojisinin oluşturulmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. ”

 

Bulut Bilişimde Yeni Teknolojiler

Bulut bilişimin sağladığı yeni teknolojilerin gelişimi son birkaç yıldır baş döndürücü… Bazı durumlarda, bu yeni teknolojiler bulut şirketleri tarafından yaratılırken; bazı durumlarda da bir teknolojinin bulutla olan yakın ilişkisi sonucu gelişiyor. Her iki durumda da, bu yeni teknolojiler sadece bulutta değil, aynı zamanda kurumsal bilgisayar dünyasında da büyük değişimler yaratıyor.

Bulut teknolojileri günümüzün dijital altyapıları olarak gelecekte de varlığını büyüyerek sürdürecek. Yazılımlar buluta taşınırken, üretilen her türlü bilgi artık bulutta depolanıyor. Kendisini sürekli yenileyen ve geliştiren bulut bilişim, doğası gereği pek çok yeni teknolojiyi de ortaya çıkarıyor.  Bu yeni teknolojiler gelecek adına büyük bir umut vaat ediyor olsa da, kimi zaman bulut bilişimde artan bir karmaşıklığa da katkıda bulunabiliyor.

Konteynerler

2014 baharında sahneye çıkan konteyner teknolojisi, bilişim dünyasında yazılım geliştirmenin nasıl daha hızlı ve daha çevik hale getirilebildiğini gösteriyor. Bir uygulamanın kodunu, yapılandırmalarını ve bağımlılıklarını, tutarlılık, verimlilik, üretkenlik ve sürüm denetimi için yapı taşları olarak paketleyen bir sanallaştırma yöntemi olan konteynırlar, müstakil ve bağımsız ortamlar… Bu yetenekleri sayesinde de genel ve özel bulut da dahil olmak üzere pek çok farklı ortama rahatça taşınabiliyor.

Sunucusuz bulut sistemleri

Amazon web servisi, 2014’te sunucusuz mimariyi tanıtmadan önce bulut müşterileri, çoğunlukla ileriyi düşünerek mevcut yükün çok üzerinde kaynak ile beraber satın alırlardı. Sunucusuz bulut teknolojisinde ise müşteriler yalnızca kullandıkları kadar ödemekteler. Daha da önemlisi, sunucusuz olan bulut sağlayıcısı, bakım ve ölçeklendirmenin altyapı zorluklarını kontrol ederek müşterilerin bulut tabanlı sistemlerini oluşturmasını kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor.

Mikroservisler

Büyük, karmaşık yazılım parçalarını güncellemek yavaş ve zahmetli bir işlem olabiliyor. Mikroservisler, işte bu monolitik uygulamaları birkaç küçük, birleştirilmiş servis veya “modüle” bölebiliyor. Yeni güncellenen yazılımların sürekli dağıtımını sağlayan mikroservisler, uygulama geliştirmenin bulut çağının gerektirdiği daha yüksek hızda hareket etmesini sağlayan bir teknoloji olarak karşımıza çıkıyor.

DevOps

2012’de ciddi bir ivme kazanmaya başlayan DevOps, bir teknoloji olduğu kadar kültürel bir değişim de aynı zamanda… Geliştiriciler bir şeyler yaratırken; operasyon yöneticileri ise metrikleri ve elektronik tabloları kucaklayan ekipler… Geliştiriciler ve operasyon yöneticilerinin uyumlu çalışması ise ortaya çıkan sonucun başarısını derinden etkiliyor. Amacı, yazılım geliştirmeyi hızlandırmak ve farklı dünya görüşlerine sahip bu iki grubun birbirleriyle konuşmasını sağlamak olan DevOps sayesinde şirketler hataya açık olan manuel “Yazılım Yaşam Döngüsü” süreçlerini otomasyona bağlayarak değişimlere daha hızlı cevap verebiliyor.

Nesnelerin interneti

Bulut çağında, her şey ama her şey internete bağlanabiliyor; kol saatinizden, evinizdeki eşyalara hatta otomatik sürüş arabalarına kadar… Bu geniş sensör ağı yani nesnelerin interneti ise çok büyük veri okyanusları üretiyor. “Sınır bilişim” olarak da bilinen nesnelerin interneti ile ilgili kilit soru şu: Tüm bu veriler nerede işlenecek? Pek çok işletme için cevap; “bulut platformunda.” Bulut sağlayıcıların aşırı ölçeklendirme sunucuları tarafından desteklenen bulut tabanlı veri analizi, üstün veri sıkıştırma imkanı sunuyor.

Yapay zeka

Geleceği derinden şekillendirecek bir teknoloji olarak ortaya çıkan yapay zeka (AI), insan yardımından bağımsız olarak öğrenen yazılım vaadi ile dikkat çekiyor. Her ne kadar AI buluttan ayrı olarak var olsa da, işletmelerin kendilerini inşa etmeleri için çok karmaşık bir yapıya sahip… Bu nedenle işletmeler, makina öğrenimi ve derin öğrenme araçları da dahil olmak üzere AI çözümleri için bulut şirketlerine ihtiyaç duyuyor. Hızlı tepki süresine ihtiyaç duyan yapay zeka uygulamalarının talep ettiği, özellikle de yapay zekanın “öğrenme” sürecinde gerekecek olan işleme gücü, mobil cihazların yanı sıra bulutta da fazlasıyla mevcut…

Robot Polisler Devriyede!

Gün geçmiyor ki yapay zeka ve robotik teknolojiyle ilgili yeni bir gelişme duymayalım… Bu dur durak bilmeyen teknolojilere dair son haber Çin’den geldi ve Kuzey Çin’de robot trafik polisleri görev yapmaya başladı. Kural ihlali yapan  sürücülerin fotoğraflarını çeken ve vatandaşların sorularını cevaplayan robot polisler üstelik çok çalışkan… Robotlar gün içerisinde herhangi bir mola vermeksizin 7/24 çalışabiliyor.

Fabrikalarda işçi olarak görmeye alışık olduğumuz robotları şimdilerde trafikte, düzeni sağlayacak olan polisler olarak görmeye başlayacağız. Robotik zeka ve yapay zeka teknolojisinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan robot trafik polisleri, Kuzey Çin bölgesinin Hebei eyaletinde hizmete başladı. Büyük veri, bulut bilişim, lazer tabanlı navigasyon ve yapay zeka teknolojilerinin bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkan polisler, şimdilik üç farklı çeşidiyle sahalara indi. Bu üç trafik robotunun her biri belirli bir amaç için tasarlanırken, farklı özelliklere de sahip…

Üç farklı robot, üç farklı işlev

İlk tip robot polisin sarı bir üniforması ve beyaz bir şapkası var. “Yol devriye robotu” olarak görev yapacak olan bu polisler, taşıtlardaki sürücüleri belirleme becerisine sahip ve sürücülerin kurallara uymaması durumunda kanıt sunabilmek adına fotoğraf çekebiliyor. İkinci tip robot polis ise “trafik tavsiye robotu” niteliğinde… İnsanların temel sorularını cevaplayabiliyor ve gidecekleri yöne yönlendirebiliyor. “Kaza uyarı robotu” adını taşıyan üçüncü tip robot da bir kazanın gerçekleşmesi durumunda gerçek polislerin kazayla ilgilendiğini sürücülere bildiriyor.

7/24 görevlerinin başındalar

Şimdilik bu üç işlev üzerine yoğunlaşacak robot polislerin gerçek polislerden en büyük farkı ise herhangi bir mola vermeksizin 7/24 çalışabilecek olmaları. Üstelik yetkililere göre robotlara yakın bir zamanda yeni beceri ve fonksiyonlar eklenebilecek. Bununla birlikte polisler, gerçek trafik polislerinin yerini alabilecek kapasiteye henüz sahip değiller. Bu nedenle şimdilik gerçek polislere yardım edip işlerin daha kolay yürümesini sağlıyorlar. Önümüzdeki yıllarda teknolojinin ilerlemesiyle gerçek polislerin yerlerini almaları ise hiç de mantığa uzak değil…

Öte yandan bu robot trafik polisleri, Çin’in ilk defa kullandığı bir teknoloji değil…  2016 yılında, AnBot isimli güvenlik robotu, Shenzhen havaalanında tur atmaya ve 2017’de ise E-Patrol Robot Sheriff caddelerde devriyeye başlamıştı. Çin’in trafiğin düzeninin sağlanmasına yardımcı olmak için robotları kullanmanın bir yolunu bulması yalnızca bir zaman meselesiydi ve şimdi bunun da zamanı gelmiş oldu.

Birileri Bizi Dinliyor!

Sık sık gündeme gelir teknoloji firmalarının kullanıcılarının kişisel bilgilerini deşifre etmesi… Daha önce Microsoft, Google, Apple ve Amazon dijital asistanlarını geliştirmek için kullanıcılarını dinlediklerini açıklamıştı. Şimdi bu kervana Facebook da katıldı ve şirket yükleniciler aracılığıyla kullanıcıların sesli sohbetlerini dinlediğini itiraf etmek zorunda kaldı.

Kimi zaman medyaya yansır dev teknoloji şirketlerinin kullanıcılarının konuşmalarını dinlediği ve kişisel bilgilerin gizliliğini ihlal ettiğine dair haberler… Şirketler bazen bu haberleri yalanlar, bazen de kanıtlar o kadar sağlam olur ki bu iddiaları kabul etmek zorunda kalır. Şimdi benzer bir süreç Facebook için yaşanıyor ve şirket yeni bir etik tartışmanın tam ortasında… Buna göre sosyal medya devi Facebook, kendi yazışma programı olan Messenger üzerinden yapılan konuşmaları dışarıdan anlaşmalı insanlara dinleterek bu konuşmaları yazıya döktürmüş. Bu iddiaları ortaya atan ise, işi yapan ve işini kaybetme korkusuyla kimliğini gizleyen çalışanlar… İnsanların Messenger üzerinden yaptığı Facebook görüşmelerini dinleyen kişiler, Facebook’un bu görüşmeleri neden yazıya döktüğünü bilmediklerini belirtiyor. Aynı zamanda çalışanların konuşmaların nerede kaydedildiği ya da nasıl alındığı konusunda da fikri bulunmuyor.

Kullanıcılar izin vermiş!

Bu açıklamanın ardından Facebook, kullanıcıların ses dosyalarını yazıya döktüğünü kabul etmek zorunda kaldı ve basına bir açıklama yaparak “Apple ve Google gibi biz de ses dosyaları üzerindeki insan denetimlerini bir haftadan daha uzun bir süre önce bıraktık” dedi. Şirkete göre bu durumdan etkilenen kullanıcılar, Facebook Messenger uygulamasında ses dosyalarının yazıya dökülmesi işlemini kabul eden kişiler ve söz konusu ekip de sadece Facebook’un yapay zekasının mesajları doğru bir şekilde yazıya döküp dökmediğini incelemiş.

Facebook’un gerekçesi inandırıcı değil mi?

Daha önce de Apple, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketlerinin yapay zeka asistanlarını geliştirmek için ses kayıtlarını dinlediği ortaya çıkmıştı. Her ne kadar bu şirketler söz konusu girişimle etik bir tartışmanın kapılarını aralamış olsalar dahi kimilerine göre ise bu durum teknolojinin gelişmesi için atılması gereken adımlar arasında yer alıyor. Öte yandan Facebook’un dinleme krizini bu tartışmanın dışında tutanlar da bulunuyor. Buna göre Facebook’un 2018’den beri bir yapay zeka asistanı üzerinde çalıştığı biliniyor ama henüz bir yapay zeka asistanına sahip değil. Bu nedenle de Facebook’un ses kayıtlarının yazıya dökülme işlemini açıklayabilecek makul bir gerekçesi söz konusu değil. Bakalım, önümüzdeki dönemde teknoloji şirketleri ve kişisel veri güvenliği arasında nasıl gelişmeler yaşanacak?

İnsan Beyni Bilgisayar ile Birleşirse…

Tesla Motors ve SpaceX şirketlerinin kurucusu Elon Musk, NeuraLink adını verdiği yeni bir şirket kurduğunu açıkladı. Şirket insan beyni ile bilgisayar arayüzlerini bağlayacak yeni teknolojiler üzerine odaklanacak. Musk’ın nihai amacı ise kimilerinin tüylerini diken diken edecek cinsten: “İnsanüstü bilinç”

 Tesla ve SpaceX… Bu şirketlerin geliştirdiği teknolojilerle elektrikli otomobilleri, uzay seyahatlerini gündemimize sokan ve Hyperloop ile toplu taşımada çığır açmayı hedefleyen Elon Musk, yeni projesiyle yeniden gündemin ilk sırasına yerleşmeyi başardı. Geçtiğimiz günlerde NeuraLink adlı şirketinin insan beynini bilgisayar ara yüzlerine bağlayacak teknolojiler üzerinde çalıştıklarını resmen duyuran Elon Musk, nihai amacının “insanüstü bilinç” olduğunu vurguluyor. Maymunlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda bilgisayarların beyin gücüyle kontrol edilmesini başardıklarını söyleyen Musk, aynı zamanda ABD’de insanlar üzerinde deneylere başlayabilmek için düzenleyici kuruluşlara -ABD Gıda ve İlaç Düzenleme Kurumu (FDA)- başvuruda bulunduklarını da sözlerine ekliyor.

Saç telinden daha ince

Özellikle felçli hastalar için teknolojik çözümler geliştirmeyi hedefleyen şirketin geliştirdiği cihazın üzerinde 3 binden fazla elektrot bulunuyor. Saç telinden daha ince olan sicimlere bağlı olan bu elektrotlar, bin nöronun aktivitesini izleyebiliyor. Geliştirilen cihaz, beynin belli bir bölgesini takibe alabilirken, aynı zamanda “yapay öğrenme” kullanılarak nöron aktivite kaydını da analiz edebiliyor ve beynin hangi bölgesine nasıl bir uyarı gönderilebileceğini de saptıyor.

 İnsanoğlunun geleceği için…

 Hatırlanacağı üzere Musk, daha önce yaptığı açıklamalarda yapay zekanın birtakım sorunlar yaratabileceğini söylemiş ve hatta bu teknolojinin insanoğlunun sonunu getirebileceğini iddia etmişti. Bunun önüne geçebilmek için yapılabilecek tek şeyin bilgisayarların insan beyni ile birleşebileceği bir sistem olduğunu düşünen Musk’ın NeuraLink’i kurmasının ardında da bu motivasyon yatıyor. Nitekim şirketin lansmanı sırasında konuşan Musk, “Bu cihazı takanlar bir anda insanların beynini ele geçirecek değil” diyerek projenin hastalıkları tedavi etmek ve yapay zekaya bağlı olarak insanlığın geleceğini güven altına almak gibi iyi niyetli bir amacının bulunduğunu belirtiyor.

 

 

Zamanı İleri Saran Uygulama: FaceApp

İnsanların en çok merak ettiği konuların başındadır kendilerini gelecekte nelerin bekledikleri ve yine gelecekte neye benzeyecekleri… İşte son dönemlerde popüler olan mobil bir uygulama kaderin olmasa da yüzlerin gelecekte nasıl değişeceğini ortaya koyuyor. Hemen hemen her platformda karşımıza çıkan uygulama ile siyasetçisinden sporcusuna, ünlüsünden ünsüzüne herkesin yaşlanmış hallerini görmek mümkün… Tabii bu popüler uygulamaya dair pek çok soru işareti de şimdiden akıllara gelmiş durumda…

Son günlerde sosyal medyada en çok rastladığınız paylaşım ne diye sorsak alacağımız cevap malum: Yaşlı insanlar…. Bunun nedeni ise akıllı telefonlar için “Wireless Lab” tarafından 2017’de yayınlanan ve ücretsiz olarak indirilen “FaceApp” uygulamasının özellikle internet fenomenlerinin ve ünlü isimlerin de katkılarıyla yeniden popüler olması…  Sporcusundan, siyasetçisine, ünlüsünden ünsüzüne herkes bu uygulamayı kullanarak kendilerinin yaşlanmış veya gençleşmiş hallerini paylaşıyor. Yapay zekâya sahip fotoğraf editörü uygulaması; insanları gençleştirebiliyor, yaşlandırabiliyor hatta farklı bir cinsiyette nasıl görüneceklerini ortaya koyuyor. Bunun arkasında ise herhangi bir fotoğraftaki yüzün yapay sinir ağları kullanılarak değiştirilmesi yatıyor.

Fotoğrafınız artık sizin değil!

Applyzer verilerine göre, kısa bir süreliğine de olsa ücretsiz olarak telefonlarda kullanılabilen FaceApp günde 700 bin indirme sayısına ulaşmış durumda… Dünya çapında hızla yaygınlaşan uygulamanın kısa sürede yakaladığı bu başarı kimileri tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Bu kuşkunun ardında yatan neden ise milyarlarca kullanıcının akıllı cihazları ile günlük yaşamlarında bıraktıkları dijital izler ile ortaya çıkan verinin -özellikle de ses ve yüz tanıma odaklı olanlar- artık pek çok şirketin hedefinde olması… Zira FaceApp uygulamasını indirirken kabul edilen “Gizlilik Sözleşmesi” ve “Kullanım Şartları” ile sizin sandığınız veri artık sizin olmuyor. Örneğin, kendinizi yaşlandırmak istediğinizde yüklediğiniz fotoğrafı, uygulama dilediği şekilde kullanma hakkına sahip.  Yani fotoğrafınız izniniz olmadan uygulama tarafından paylaşılabilir, görüntülenebilir ve hatta kullanılabilir. Üstelik iş bununla da kalmıyor ve bu paylaşımlar sonunda herhangi bir maddi veya manevi zarar görürseniz tüm haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Bunun nedeni ise böyle bir zarar görebileceğinizin farkında olduğunuzu beyan ediyor olmanız.

Teknoloji mi mahremiyet mi?

FaceApp uygulaması, şimdilik kullanıcılar için eğlenceli bir paylaşım olarak görülse de uygulama üzerine yapılmakta olan tartışmalar daha çok su kaldıracağa benziyor. Yapay zeka konusuyla ilgilenen uzmanlara göre kullanıcıların gençlik ve yaşlılık hallerini karşılaştırabilen FaceApp gibi uygulamalar, “yüz tanıma algoritmalarını geliştirme” açısından önemli aşamalar olsa da kimilerine göre de mahremiyete ve kişisel verilerin korunmasına yönelik haklara vurulan büyük darbeler niteliğinde…

Yapay Zekadan Grip Aşısı

Penisilin, kızamık, çocuk felci ve kuduz aşısı… Bunların hepsinin ortak özelliği dünyada milyonlarca insanın hayatını kurtarmaları ve bir insan tarafından geliştirilmeleri… Avustralya’da geliştirilen bir grip aşısı ise bu saydıklarımızdan daha farklı bir özelliğe sahip… Zira geliştirilen aşı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı olma özelliğini taşıyor.

Flinders Üniversitesi’nde geliştirilen grip aşısı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı oldu. Söz konusu aşının öncekilerden daha güçlü olduğunu söyleyen bilim insanı Nikolay Petrovsky, “Aşıyı bir aracın motoruna benzetirsek, bu motora ekleyebileceğimiz bir turbo şarj cihazı geliştirdik” diye konuşuyor. Aşıyla ilgili kısa süre içinde ABD’de 12 ay sürecek klinik testlere başlanacağını kaydeden Petrovsky, ilk defa bir insan tarafından icat edilmemiş bir aşının insanlar üzerinde deneneceğinin de altını çiziyor.

Sam’in önerisi işe yaradı

Bir özelliği de bağışıklık sisteminin griple mücadeledeki tepkisini güçlendirmesi olan aşının yapay zeka ile olan ilişkisine gelirsek… Aşıyı geliştiren yazılımın adı Sam ve bu yazılımın bilgi edinme ve bunlardan yeni fikirler yaratma gibi kabiliyetleri bulunuyor. Sam’in öncelikli olarak eğitildiğini söyleyen Petrovsky, işe yarayan ve işe yaramayan ilaçların örneklerini Sam’e tanıttıklarını anlatıyor. Sam’in söz konusu örneklerden sonra kendilerine yeni bir öneriyle geldiğini söyleyen Petrovsky, öneriyi incelediklerini, test ettiklerini ve işe yaradığını gördüklerini ifade ediyor.

İlaç da geliştirebilecek

Söz konusu gelişmenin aşı endüstrisinde bir devrim yaratacağına inananlar bulunuyor. Zira uzmanlara göre yapay zeka kullanımı aşı bulma sürecini hızlandırıyor ve maliyetleri düşürüyor. Nitekim büyük firmaların yaklaşık 5 yıl boyunca binlerce çalışanla bir aşıyı ürettiğini ve bunun da yüz binlerce dolara mal olduğunu kaydeden Petrovsky, buna karşılık kendi ekibinin bu yeni aşıyı yapay zekanın yardımıyla geliştirmelerinin sadece iki yıllarını aldığını söylüyor. Üstelik Petrovsky,20 yıl içerisinde yapay zekanın ilaç geliştirmede de kullanılabileceğini belirtiyor

Yapay Zeka Konuşamayanlara Ses Olacak

Bilim insanları yapay zeka ve elektrotlar sayesinde beyindeki sinyalleri konuşmaya çeviren bir cihaz geliştirdi. Bu sistem, beyninde hasar bulunan ya da epilepsi, Alzheimer, Parkinson, MS gibi nörolojik hastalıkları olan kişilerin konuşma yetisini geri kazanmasına yardımcı olabilecek. Üstelik sistem bununla da kalmayacak ve konuşan kişinin duygularıyla kişiliğini de yansıtabilecek.

Son zamanlarda yapılan bir çalışma, sesi olmayanlara ses olabilecek bir ürünü ortaya koydu. Bunun için bilim insanları elektrotları ve yapay zekayı kullanarak beyin sinyallerini konuşmaya çevirebilecek bir cihaz üretti. Dr. Edward Chang’in laboratuvarında geliştirilen yeni sistem, kişinin beynindeki konuşma merkezleri tarafından kontrol edilebilen sentetik bir ses üretilebileceğini gösteriyor. Bilim insanlarına göre söz konusu sistem, sadece konuşma bozukluğu olan bireylerin akıcı bir iletişim kurmasını sağlamayacak, aynı zamanda konuşan kişinin duyguları ve kişiliğini yansıtacak şekilde de ayarlanabilecek. Öte yandan felçli bazı hastalar bu sistemden yararlanamayacak çünkü teknoloji beynin dudakları, dili, gırtlağı ve çenenin doğru biçimde hareket etme ilkesi kapsamında çalışacak.

Çalışma kapsamında beyin implantı tedavisi almış beş epilepsi hastasının beyin aktivitesi kaydedildi. Beyinde bulunan elektrotlar, beyin dalgalarını bilgisayar tarafından söylenen kelimelere çevirmek için kullanıldı. Çalışmada epilepsi hastalarından yapay zeka algoritmasının, beyin sinyallerinin konuşma olarak gönderdiği kodları çözebilmesi adına birkaç cümle okuması istendi. Nörolojik cerrahi profesörü ve UCSF Weill Neuroscience Enstitüsü üyesi olan Dr. Chang’e göre bu çalışma ilk kez bireyin beyin aktivitesine dayalı tüm sözlü cümlelerin üretebileceğini gösteriyor. Aynı zamanda halihazırda ulaşılan bu teknolojiyle, konuşma kaybı olan hastalarda klinik olarak uygun bir cihaz üretebileceğinin de heyecan verici bir delili.

Yüzde 70’i anlaşılabiliyor

Ağzın şekline ve seslerine odaklanarak bir ilke imza atılan sistemde çalışma prensibi ise şöyle; ilk olarak beynin dili, dudakları, çeneyi ve gırtlağı hareket ettiren kısmına elektrotlar yerleştiriliyor ve beynin bu bölgesindeki elektrik sinyalleri algılanıyor. Ardından bilgisayarda farklı sesler için ağzın ve gırtlağın hareketleri kopyalanıyor ve sonunda da ses aygıtından “sentetik bir konuşma” duyuluyor. Şu an için konuşmalar çok net duyulamadığı için sistem mükemmel çalışmıyor. Nitekim beş kişinin katıldığı deneylerde yüzlerce cümle arasından dinleyiciler konuşulanların yüzde 70’ini anlayabildi. Öte yandan elde edilen sentezlenmiş konuşmada, dakikada 150 kelime türetildi ki daha önceki benzer sistemlerde bu sayı dakikada sadece 8’di.

 

Zihinlerimiz okunabilir mi?

Bu teknoloji farklı hastalıklardan iletişim becerilerini kaybedenlere, başkalarıyla konuşabilmek için gerçekten yardımcı olabilir. Öte yandan kimileri bu teknolojinin bir “zihin okuma aracı” olarak çalışabileceği ve insanların özel düşüncelerini tehlikeye atabileceğinden endişe duyuyor. Öte yandan bilim insanları konuşmanın doğru bir şekilde taklit edilebilmesi için hâlâ çok mesafe kat edilmesi gerektiğini düşünüyor. Nitekim Dr. Chang da “Biz ve diğer araştırmacılar sadece düşünceleri deşifre etmeyi denedik. Ancak bu çok zor bir problem” diyerek bu yüzden insanların ne demeye çalıştığına odaklandıklarını belirtiyor.

Mona Lisa Canlandırıldı!

Hayatta olmayan veya gerçek olmayan bir insanın gülümseyerek sizinle konuştuğunu hayal edin veya etmeyin… Zira bu kurgu şimdilerde gerçek oldu. Dünyanın en ünlü kadınlarından Mona Lisa, yapay zeka araştırmacıları tarafından canlandırıldı. Tek bir fotoğraftan elde edilen videoda, portredeki modelin başını, gözlerini ve ağzını hareket ettirdiği görülüyor.

Seyredenler bilir… Harry Potter, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’na ilk ayak bastığında okulun taş duvarlarının hareket ettiğini ve duvarda asılı portrelerin konuşmaya başladığını görünce çok şaşırır. Makine öğrenimi sayesinde bunun gerçeğe dönüşmesine bir adım daha yaklaşıldı. Makine öğrenimi araştırmacıları, bir insanın yüzünün tek bir karesinden gerçekçi hareketleri yeniden oluşturabilen, sadece fotoğrafları değil tabloları da canlandıracak bir sistem geliştirdi.  Şöyle ki Mona Lisa, Marilyn Monroe ve Albert Einstein gibi dünyaca ünlü isimlerin portreleri Samsung’un Moskova’daki yapay zeka merkezi araştırmacıları tarafından canlandırıldı. Yüz hareketlerini tanımlama ile gerçekleşen yöntem, önceden yüklenen büyük miktarda veri ile gerçekleştiriliyor. Ne kadar çok veriye sahip olunursa o kadar iyi sonuçlar ortaya çıkıyor.

Tek fotoğraf yeterli

Bir videodaki yüzün hareketleri taklit edildiği gibi tek bir fotoğraftan da video elde edilebiliyor. Videoda, portredeki modelin başını, gözlerini ve ağzını hareket ettirdiği görülüyor. Yöntem, kaynak yüzdeki hareketleri hedef yüze uyguluyor. Böylece hedeflenen yüz, kaynak yüzün hareketlerini taklit ediyor. Kullanılan bu yöntem tamamen yeni bir yöntem değil. Herhangi bir videodaki yüzün diğer bir yüze taklit edilmesi gibi örnekler de bulunuyor fakat bunların çoğu, analiz için bir veya iki video gibi önemli miktarda veri gerektiriyor.

Daha önce de “Deepfake AI” adı verilen bu teknoloji sayesinde sahte videolar üretilebiliyordu. Fakat bunu gerçekleştirebilmek için yüzün farklı açılarının bulunduğu birçok fotoğraf verisine ihtiyaç duyuluyordu. Şimdi ise bu yeni sistemle tek bir fotoğraf yeterli… Herhangi bir görüntüdeki yüzü kaynak olarak kullanan sistem, fotoğrafı alarak öncelikle yüzün ana hatlarını belirliyor. Fotoğrafı çözümleyen yapay zeka ardından onu anlık veri girişi ya da video desteği ile konuşturabiliyor.

Bu yöntem, sadece yüz ve üst gövde üzerinde çalışıyor. Yani bu yöntem ile Mona Lisa’nın dans etmesini sağlamak mümkün değil.

 

İnsan Beynine Yeni Bir Rakip Doğdu

Çağlar boyunca bilimin en önemli gündemi beyin ve onun nasıl çalıştığını keşfetmek oldu. Şimdilerde ise bilim, beyinden öğrenilenlerle ona benzeyen bir sistem geliştirmenin peşinde… Geçtiğimiz günlerde bu yolda somut bir adım atıldı ve bilim insanları öğrenebilen hatta gelişebilen beyin benzeri bir organik transistör oluşturduklarını açıkladı. Şimdi en çok merak edilen ise bu organik transistörün yapay zekanın evrimini nasıl etkileyeceği yönünde…

İnsan beyni oldukça karmaşık bununla birlikte bilişsel bir sistem olmasıyla dikkat çekiyor. Bilim insanları ve araştırmacılar bu nedenledir ki beynin mimarisine yapay zeka (AI), makine öğrenmesi ve derin öğrenme için ilham kaynağı olarak bakıyor. İsveç’teki Linköping Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı ise yakın zamanda yeni bir öğrenme transistörü tasarlayarak nöromorfik hesaplamada bir atılım gerçekleştirdi.

Günümüzdeki makine öğrenimi prefabrik devrelerde gerçekleştirilirken; beyin ise bunun aksine daha önce bağlantıların olmadığı yerlerde yeni bağlantılar oluşturabilme yeteneğine sahip. İşte Simone Fabiano, Jennifer Y. Gerasimov, Roger Gabrielsson, Robert Forchheimer, Eleni Stavrinidou, Daniel T. Simon ve Magnus Berggren’in oluşturduğu araştırma ekibinin çalışması bu noktada bir fark yaratacak cinsten. Şöyle ki ekip, girdi ve çıktı arasında yeni bağlantılar oluşturabilecek, öğrenebilecek, organik bir elektrokimyasal transistör yaratarak söz konusu transistörlerin hem kısa hem de uzun süreli hafızaya sahip olmasına olanak sağladı.

Yapay zekanın geleceğini nasıl etkileyecek?

Bir organik elektrokimyasal transistör, elektron sinyallerini ve elektriği ileten bir solüsyondan (elektrolit) yarı iletken bir kanala güç iletebiliyor. Mevcut organik elektrokimyasal transistörler tipik olarak PEDOT adı verilen iletken bir polimer kullanıyor. Linköping Üniversitesi’ndeki Organik Elektronik Laboratuarı araştırma ekibinin bir üyesi olan Roger Gabrielsson, bunun yerine ETE-S adlı bir monomer geliştirdi. Araştırmacı ekibin aktardığına göre; girdi sinyalleri manipüle edildiğinde belirli bir uyarıcıya transistör tepkisinin gücü, birkaç büyüklük derecesini kapsayan bir aralıkta modüle edilebiliyor.  Böylece, organik elektrokimyasal transistörün beynin kısa ve uzun vadeli nöroplastisitesine benzer bir şekilde davranması sağlanıyor. Araştırma ekibinden Fabiano’ya göre araştırma ekibinin yeni organik elektrokimyasal transistörünün bir insan beyni iki hücre arasında sinyal iletirken tüketilen enerjiye yaklaşan enerji tüketimiyle birlikte binlerce normal transistörün işini yapabilecek.

Grand View Research’ün Nisan 2018 tarihli raporuna göre, dünya çapındaki nöromorfik bilgi işlem piyasasının 2024 itibariyle 6.48 milyar ABD dolarına ulaşacağı tahmin ediliyor. Bakalım bu yeni transistör, yapay zeka makinesi öğrenmesinin evrimleşebilir organik elektroniklere dayandığı bir geleceği müjdeleyecek mi?