Öğretmenler; Geleceğin ve Yeni Neslin Mimarları 7 dakikada okunabilir

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bir yandan Türk toplumunun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik yapısına yeni bir anlayış kazandırılırken; bir yandan da bunu yaşatacak yeni nesilleri yetiştirecek olan yeni bir eğitim sistemi yaratıldı. Bu dönemde eğitim ulusal ve laik bir temele dayandırılırken, öğretmenlik mesleği de saygın, etkin ve etkili bir meslek niteliği kazandı. O yıllardan bugünlere dek yüzbinlerce öğretmen hem yarının insanlarını yetiştirirken hem de toplumun dönüşmesinde ve ilerlemesinde etkin bir rol oynadı. Bizler de İTÜ ARI Teknokent olarak yeni neslin mimarı öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

Cumhuriyet’in İlk Başöğretmeni: Mustafa Kemal Atatürk

“Öğretmenler; cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” 1924’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından dile getirilen bu cümle, Ulu Önder’in gerek eğitime gerekse öğretmelere yönelik bakışını çok etkin ve belirleyici bir şekilde anlatmaktadır. Atatürk’e göre öğretmen “yetiştirici, eğitici, öğretici, yaratıcı, geliştirici” olmasının yanı sıra aynı zamanda “öncü, kurtarıcı, kılavuzlayıcı, yenileştirici, savaşımcı-devrimci, değişimci-dönüşümcü, örnek olucu, yükseltici, yüksek hizmet verici, kutsal bir görev üstlenici”dir. Onun döneminde eğitim ulusal ve laik bir temele dayandırılmış ve öğretmenlik mesleği yasayla tanımlanarak saygın, etkin ve etkili bir meslek niteliği kazanmıştır. Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılı olan 1981’in 24 Kasım’ında Türkiye’de ilk kez kutlanan Öğretmenler Günü için bu tarihin belirlenmesinin sebebi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği görevini kabul ettiği tarihin 24 Kasım 1928 oluşudur. 8 Ağustos 1928’de yeni Türk alfabesinin müjdesini veren Atatürk ve öğretmenler, ülke çapında herkese bu yeni alfabeyi tanıtmak ve öğretmek için çalışmıştır. 24 Kasım 1928’e gelindiğinde ise Millet Mektepleri açılmış ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk‘e de Başöğretmenlik unvanı verilmiştir.

Cumhuriyet’in Devrimci Eğitimcisi: Mustafa Necati Uğural

Atatürk’ün mesai arkadaşlarından olan Mustafa Necati Uğural, Kuvâ-yi Milliye hareketinde yer almış ve Harf Devrimi esnasında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı döneminde yaptığı hizmetleri ile hatırlanır. Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde pek çok devrim ile yenilik gerçekleştirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte eğitime en büyük katkıyı sağlamıştır. Çıkardığı kanunla öğretmenlerin haklarını genişletmiş ve “Maarif hizmetinde asıl olan öğretmenliktir” hükmü ile öğretmenliğin itibarını arttırmıştır. 10 bölge merkezinde öğretmen okulları kurmuş, eğitimin ücretsiz olması yolunda önemli adımlar atmıştır. Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini sağlamış ve köylere öğretmen yetiştirmek için köy öğretmen okulları modelini planlanmıştır. Harf İnkılabı da Mustafa Necati Bey’in eğitim bakanı olduğu dönemde gerçekleşmiştir.

Binlerce Öğrencinin Yaşamına Dokunan Bir Eğitim Neferi: Refet Angın

Refet Angın, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın öğretmenidir. Henüz küçük bir çocukken öğretmen olmaya karar vermiş ve okuma yazmayı da annesinden öğrenmiştir. Angın’ın yolu Mustafa Kemal Atatürk ile birçok kez kesişmiştir. Bunların hikayesi ise şöyle anlatılır: “Refet Angın, birinci karşılaşması olan ilkokul yıllarında Atatürk’ün ‘Büyüyünce ne olacaksın çocuk?’ sözüne, ‘Öğretmen’ diye cevap verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir ve Atatürk’e ‘Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte’ dediğinde, Atatürk onun Gelibolu’daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. ‘Matematik’ cevabını alınca ‘Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir’ sözü üzerine Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir.” Köy Enstitüleri’nde görev yapan ve binlerce öğrencinin hayatını etkileyen Refet Angın için “öğretmek” son nefesine kadar vazgeçemediği bir tutkuydu. Bunun yanı sıra kız meslek liselerinin kuruluşunda da görev alan Angın, bu şekilde genç kızların da eğitim alabilmesi için mücadele etmiştir.

Dağ Çiçeklerinin Cefakar Öğretmeni: Ayşe Sıdıka Avar

Türk eğitim tarihinin efsane öğretmenlerinden biri olan Ayşe Sıdıka Avar, 1901’de Cihangir’de dünyaya gelmiştir. 1922’de Çapa Kız Öğretmen Okulu’ndan mezun olan Avar, Beşiktaş’taki Çerkez Mektebinde öğretmenliğe başlar. O tarihlerde İzmir Kadınlar Hapishanesi’ndeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırıldığında bu göreve talip olarak, mahkumlara okuma yazma öğretir. Bu sırada da Salepçioğlu Camii’nde işçi çocuklara el sanatları öğretmeye başlar. Ardından girdiği Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden mezun olunca önce Bolu Kız Enstitüsü’ne ardından Elazığ Kız Enstitüsü’ne öğretmen olarak atanır. 1939-1954 arasında, Tunceli’de bölgenin kızlarını kimi zaman at üstünde kimi zaman kamyonla kimi zaman da yaya olarak toplar ve yatılı bölge okullarına götürür. Sıdıka Avar’a kız çocuklarının anneleri de destek olur ve atının üzengisine yapışarak “benim kızımı da al Avar!” diye yalvarır. Daha sonra Anadolu’nun farklı illerindeki Kız Enstitüleri’nde müdür olarak görev yapan Avar, öğretmenlik yıllarının anılarını, yetiştirdiği kız çocuklarına ithafen kaleme aldığı “Dağ Çiçeklerim” adlı kitapta toplamıştır.

Kırsalı Kalkındıran Köy Enstitüleri’nin Mimarı: Hasan Ali Yücel

Cumhuriyet dönemi eğitim sisteminin yapı taşlarından biri olarak kabul edilen Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel, aynı zamanda hem felsefe öğretmenliği hem de Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Mustafa Kemal’in, “Biz Cumhuriyet’i köylere götüremedik. 40 bin köyün 35 bini okul ve öğretmensiz. Bir çözüm bulalım” sözü üzerine 1936’da İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte Köy Enstitüsü projesini hayata geçirmeye başlayan Yücel’in bu çabaları 1940’ta ilk meyvesini vermiştir. Bu yıllarda tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açılmaya başlamıştır. Kuruluş amacı köy öğretmeni ve köye yönelik diğer mesleklerde eğitilmiş elemanlar yetiştirmek olan Köy Enstitüleri, aynı zamanda özgür ve aktif yurttaşlar da yetiştirmeyi de düstur edinmiştir. Değişik öğretim derecelerinde öğretmek ve öğrenmenin “iş”e bağlı olduğunu düşünen Yücel, eğitimin ana meselelerinden biri olan “iş terbiyesini de bu gayenin teknik tecellisi” olarak görmüştür. Köy Enstitülerinde öğrencilerin okul binası ve sınıflarını kendilerinin yapması da “iş” aracılığıyla öğrenmeyi gerçekleştirebildiklerinin kanıtıdır. Enstitüleri “bir arı kovanı halinde tam bir aile görüşü ile kendi ihtiyaçlarına cevap vermek mihveri etrafında işleyen bir insan fabrikası”na benzeten Hasan Ali Yücel’in bu projesi her ne kadar kısa soluklu olsa da toplum tabanını oluşturan köylerin iktisadi, zirai, kültürel, sosyal ve teknik gibi pek çok alanda gelişme ve ilerlemesini sağlaması açısından etkisi çok önemli olmuştur.

 

Benzer İçerikler

Yorum Gönder

Email adresiniz yayınlanmayacak. İşaretleri alanları doldurmak zorunludur.

4 × one =

Paylaşım