Yazar -Hilal Dereli

Birileri Bizi Dinliyor!

Sık sık gündeme gelir teknoloji firmalarının kullanıcılarının kişisel bilgilerini deşifre etmesi… Daha önce Microsoft, Google, Apple ve Amazon dijital asistanlarını geliştirmek için kullanıcılarını dinlediklerini açıklamıştı. Şimdi bu kervana Facebook da katıldı ve şirket yükleniciler aracılığıyla kullanıcıların sesli sohbetlerini dinlediğini itiraf etmek zorunda kaldı.

Kimi zaman medyaya yansır dev teknoloji şirketlerinin kullanıcılarının konuşmalarını dinlediği ve kişisel bilgilerin gizliliğini ihlal ettiğine dair haberler… Şirketler bazen bu haberleri yalanlar, bazen de kanıtlar o kadar sağlam olur ki bu iddiaları kabul etmek zorunda kalır. Şimdi benzer bir süreç Facebook için yaşanıyor ve şirket yeni bir etik tartışmanın tam ortasında… Buna göre sosyal medya devi Facebook, kendi yazışma programı olan Messenger üzerinden yapılan konuşmaları dışarıdan anlaşmalı insanlara dinleterek bu konuşmaları yazıya döktürmüş. Bu iddiaları ortaya atan ise, işi yapan ve işini kaybetme korkusuyla kimliğini gizleyen çalışanlar… İnsanların Messenger üzerinden yaptığı Facebook görüşmelerini dinleyen kişiler, Facebook’un bu görüşmeleri neden yazıya döktüğünü bilmediklerini belirtiyor. Aynı zamanda çalışanların konuşmaların nerede kaydedildiği ya da nasıl alındığı konusunda da fikri bulunmuyor.

Kullanıcılar izin vermiş!

Bu açıklamanın ardından Facebook, kullanıcıların ses dosyalarını yazıya döktüğünü kabul etmek zorunda kaldı ve basına bir açıklama yaparak “Apple ve Google gibi biz de ses dosyaları üzerindeki insan denetimlerini bir haftadan daha uzun bir süre önce bıraktık” dedi. Şirkete göre bu durumdan etkilenen kullanıcılar, Facebook Messenger uygulamasında ses dosyalarının yazıya dökülmesi işlemini kabul eden kişiler ve söz konusu ekip de sadece Facebook’un yapay zekasının mesajları doğru bir şekilde yazıya döküp dökmediğini incelemiş.

Facebook’un gerekçesi inandırıcı değil mi?

Daha önce de Apple, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketlerinin yapay zeka asistanlarını geliştirmek için ses kayıtlarını dinlediği ortaya çıkmıştı. Her ne kadar bu şirketler söz konusu girişimle etik bir tartışmanın kapılarını aralamış olsalar dahi kimilerine göre ise bu durum teknolojinin gelişmesi için atılması gereken adımlar arasında yer alıyor. Öte yandan Facebook’un dinleme krizini bu tartışmanın dışında tutanlar da bulunuyor. Buna göre Facebook’un 2018’den beri bir yapay zeka asistanı üzerinde çalıştığı biliniyor ama henüz bir yapay zeka asistanına sahip değil. Bu nedenle de Facebook’un ses kayıtlarının yazıya dökülme işlemini açıklayabilecek makul bir gerekçesi söz konusu değil. Bakalım, önümüzdeki dönemde teknoloji şirketleri ve kişisel veri güvenliği arasında nasıl gelişmeler yaşanacak?

Kara Deliklerin En Büyüğü Keşfedildi

Kara delikler evrenin en büyük gizemlerinden… Geçtiğimiz aylarda bilim insanlarından bir kara deliğin fotoğrafının çekilmesinin ardından bu esrarengiz nesnelere dair yeni bir haber daha geldi. Şimdiye kadar gözlemlenen en büyük kara delik, Dünya’dan yaklaşık 700 milyon ışık yılı uzaklıkta bulundu. Güneşin kütlesinden 310 milyon kat büyük olduğu belirlenen kara delik, güneş sistemindeki bütün uyduları yutabilecek nitelikte.

Şimdiye kadar gözlemlenen en büyük kara delik, Dünya’dan yaklaşık 700 milyon ışık yılı uzaklıkta bulundu. Holmberg 15A adındaki bir galaksi kümesinin ortasında keşfedilen kara deliğin, etrafından yıldızların dolandığı en büyük kara delik olduğu kaydedildi. Söz konusu kara delik o kadar büyük ki, gökbilimciler bu yılın başlarında çok daha küçük bir kara deliği görüntüleyen aynı radyo teleskop dizisi tarafından görüntülenebileceğini düşünüyor.

Galaksi dinamiğine dayanarak yapılan hesaplamada, Holm 15A kara deliğinin güneşin kütlesinden 310 milyon kat büyük olduğu ifade edildi. Bilim insanları bu hesaplamanın ilk defa dolaylı ölçüm metoduyla tespit edildiğini kaydediyor. Almanya’daki Max Planck Dünya Dışı Fizik Enstitüsü’ndeki Kianusch Mehrgan’a göre Holm 15A’nın süper kütleli kara deliği, bugüne kadar yalnızca en büyük olan değil, aynı zamanda beklenenden dört ila dokuz kat daha büyük. Üstelik Holm 15’in güneş sistemindeki bütün uyduları yutabilecek büyüklükte…

Merkezdeki solukluk sıra dışı

Holm 15A adı verilen söz konusu galaksi, Kuzey ve Güney Yarımküre’de görülebilen, Abell 85 adlı bir gökada kümesinin en parlak üyesi ve 1937’de İsveçli gökbilimci Erik Holmberg tarafından keşfedildi. Bu mesafedeki galaksiler, Hubble Uzay Teleskopu’nun 1990’da piyasaya sürülmesine ve yeni dev teleskopların inşasına kadar detaylı bir şekilde incelenemedi. Bu tarihten sonra yapılan incelemelerde ise astronomlar, Holm 15A’nın sıra dışı olduğunu hemen anladı.  Holm 15A’yı sıra dışı yapan ise galaksinin merkezinin soluk olmasıydı. Bilim insanları tarafından çalışmalar gösterdi ki çekirdeğin loş olmasının sebebi, etrafındaki yıldızları yiyen ya da galaksinin dış bölgelerine fırlatan süper kütleli bir kara delik tarafından domine edilmesiydi. Kara deliğin keşfi ise bu şekilde gerçekleştirilmiş oldu.

Yeni bir fotoğraf karesi mi gelecek?

Bu yılın başlarında, gökbilimciler sekiz radyo teleskopu (Event Horizon Teleskopu) dizisini kullanarak bir kara deliğin ilk defa fotoğrafını çekmeyi başarmışlardı. Yeni keşfedilen kara delik gökyüzünü 18 ± 3,7 mikrosaniyelik bir alanda dolduruyor, bu yüzden Event Horizon Teleskobu ile görüntülenebilmesi mümkün… Nitekim Mehrgan “Holm 15A’nın süper kütleli kara deliği doğrudan görüntüleme için aday bir sistem” diyor. Bilim insanları, kara deliğin tam olarak nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmak için daha karmaşık ve ayrıntılı modelleme yapmaya ve sonuçlarını gözlemleriyle karşılaştırmaya devam etmeyi planlıyor.

Klavyelerimizle Vedalaşmaya Hazır Mıyız?

Son yıllarda çalkantılı dönemler yaşayan Facebook’tan dijital teknolojilerde çığır açacak dev bir adım geldi. Kullanıcıların düşünce gücüyle yazı yazmasını sağlayacak sistemle birlikte klavye kullanımı tarih olabilir. Kişilerin beyin dalgalarını okuyarak yazı yazmalarına olanak tanıyan teknolojinin yılsonuna kadar demosunun hazırlanması bekleniyor.

Dijital teknolojilerde kullanılan geleneksel yöntemleri unutun! Halihazırda birçok firmanın üzerine proje yürüttüğü insan ve makine ara yüzleri üzerine çalışmalarda ilk umut vadeden sonuç, Facebook’tan geldi. Facebook, geliştirmek üzere olduğu yeni bir teknoloji sayesinde teknoloji ve insan arasındaki tüm aracıları ortadan kaldırabilir. İlk kez 2017 yılında F8 konferansında dillendirilen kişilerin beyin dalgalarını okuyarak, klavyeye ihtiyaç duymaksızın, düşünce gücüyle mesaj ve e-posta hazırlayabilmesine yönelik proje, düşüncelerin makineler yardımıyla dile getirilmesinin yolunu açıyor.

İlk denemelerde başarı oranı yüzde 76

Facebook’un Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan araştırmacıları finanse ederek yürüttüğü önemli projenin çalışma prensibi basit. Cihaz, kişi bir cümle ya da kelimeyi düşündüğü anda sesli söylemesine ya da yazılı olarak belirtmesine gerek kalmadan beyin sinyallerine bakarak tutarlı tahminlerde bulunmaya çalışıyor. İlk denemelerde katılımcılara bir soru listesi dinletildi ve basit yanıtlar vermeleri istendi. Ardından da elektrotların okumaları gerçek zamanlı cevaplarla karşılaştırıldı. Yüzde 76’lık oranla doğruluk sağlanan sistemde ilk veriler yeterli görülmese de gelecek çalışmalar için önemli bir zemin oluşturur nitelikte. Üstelik yılsonuna kadar bir demo hazırlanması planlanan projenin tek takipçisi Facebook değil. Elon Musk’ın NeuraLink şirketi de benzer bir teknoloji geliştirmenin peşinde. Görünen o ki, klavyelerle vedalaşmamız pek uzun sürmeyecek.

Giyilebilir Teknolojilere Bir Yenisi Eklendi: Boğaz implantı

Çinli bilim insanlarının geliştirdiği giyilebilir yapay boğaz implantı sayesinde boğaz hareketleri artık sese dönüştürülebiliyor. Ses telleri zedelenen veya bazı lezyonlara maruz kalarak konuşma kabiliyetini yitiren insanlara umut olacak bu yeni teknoloji sayesinde şimdilik tamam ve hayır gibi basit sözcükler sese dönüştürülebildi.

Gün içerisinde sürekli konuşmamıza rağmen konuşmanın nasıl bir süreç olduğu üzerine pek de düşünmeyiz. Oysa ki konuşma hem ağız hareketlerini hem de boğaz içindeki ses telleri adı verilen katlanmış dokuların titreşimlerini içeren karmaşık bir işlem olarak tanımlanabilir. Söz konusu ses tellerinin zarar görmesi veya bazı lezyonlara maruz kalınması durumunda ise konuşma becerisi kaybedebiliyor. Bu kişilerin sorununa çözüm aramak için kolları sıvayan bir grup bilim insanı, giyilebilir yapay boğaz geliştirdi. Boyun kısmına geçici bir dövme gibi takılabilen ve bir insanın baş parmak tırnağının iki katı büyüklüğünde olan cihazın en önemli özelliği ise gırtlak hareketlerini sese çeviriyor olabilmesi…

Cihazdan gelen sesler umut oldu

Yapay boğaz için öncelikle ince bir polivinil alkol filmin üstüne lazerle grafen yerleştirildi. Ardından da su yardımıyla film, deneklerin derisine yerleştirildi. Sonrasında denekten ses çıkarmadan konuşması istendi ve o sırada cihazdan “Hayır” ve “Tamam” gibi sözcükler duyuldu. Cihazın yakın bir gelecekte konuşma engelli bireyler tarafından kullanılabileceği umut edilirken; çalışma şimdiden çok sayıda kuruluştan fon almayı başardı.

 

İnsan Beyni Bilgisayar ile Birleşirse…

Tesla Motors ve SpaceX şirketlerinin kurucusu Elon Musk, NeuraLink adını verdiği yeni bir şirket kurduğunu açıkladı. Şirket insan beyni ile bilgisayar arayüzlerini bağlayacak yeni teknolojiler üzerine odaklanacak. Musk’ın nihai amacı ise kimilerinin tüylerini diken diken edecek cinsten: “İnsanüstü bilinç”

 Tesla ve SpaceX… Bu şirketlerin geliştirdiği teknolojilerle elektrikli otomobilleri, uzay seyahatlerini gündemimize sokan ve Hyperloop ile toplu taşımada çığır açmayı hedefleyen Elon Musk, yeni projesiyle yeniden gündemin ilk sırasına yerleşmeyi başardı. Geçtiğimiz günlerde NeuraLink adlı şirketinin insan beynini bilgisayar ara yüzlerine bağlayacak teknolojiler üzerinde çalıştıklarını resmen duyuran Elon Musk, nihai amacının “insanüstü bilinç” olduğunu vurguluyor. Maymunlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda bilgisayarların beyin gücüyle kontrol edilmesini başardıklarını söyleyen Musk, aynı zamanda ABD’de insanlar üzerinde deneylere başlayabilmek için düzenleyici kuruluşlara -ABD Gıda ve İlaç Düzenleme Kurumu (FDA)- başvuruda bulunduklarını da sözlerine ekliyor.

Saç telinden daha ince

Özellikle felçli hastalar için teknolojik çözümler geliştirmeyi hedefleyen şirketin geliştirdiği cihazın üzerinde 3 binden fazla elektrot bulunuyor. Saç telinden daha ince olan sicimlere bağlı olan bu elektrotlar, bin nöronun aktivitesini izleyebiliyor. Geliştirilen cihaz, beynin belli bir bölgesini takibe alabilirken, aynı zamanda “yapay öğrenme” kullanılarak nöron aktivite kaydını da analiz edebiliyor ve beynin hangi bölgesine nasıl bir uyarı gönderilebileceğini de saptıyor.

 İnsanoğlunun geleceği için…

 Hatırlanacağı üzere Musk, daha önce yaptığı açıklamalarda yapay zekanın birtakım sorunlar yaratabileceğini söylemiş ve hatta bu teknolojinin insanoğlunun sonunu getirebileceğini iddia etmişti. Bunun önüne geçebilmek için yapılabilecek tek şeyin bilgisayarların insan beyni ile birleşebileceği bir sistem olduğunu düşünen Musk’ın NeuraLink’i kurmasının ardında da bu motivasyon yatıyor. Nitekim şirketin lansmanı sırasında konuşan Musk, “Bu cihazı takanlar bir anda insanların beynini ele geçirecek değil” diyerek projenin hastalıkları tedavi etmek ve yapay zekaya bağlı olarak insanlığın geleceğini güven altına almak gibi iyi niyetli bir amacının bulunduğunu belirtiyor.

 

 

Zamanı İleri Saran Uygulama: FaceApp

İnsanların en çok merak ettiği konuların başındadır kendilerini gelecekte nelerin bekledikleri ve yine gelecekte neye benzeyecekleri… İşte son dönemlerde popüler olan mobil bir uygulama kaderin olmasa da yüzlerin gelecekte nasıl değişeceğini ortaya koyuyor. Hemen hemen her platformda karşımıza çıkan uygulama ile siyasetçisinden sporcusuna, ünlüsünden ünsüzüne herkesin yaşlanmış hallerini görmek mümkün… Tabii bu popüler uygulamaya dair pek çok soru işareti de şimdiden akıllara gelmiş durumda…

Son günlerde sosyal medyada en çok rastladığınız paylaşım ne diye sorsak alacağımız cevap malum: Yaşlı insanlar…. Bunun nedeni ise akıllı telefonlar için “Wireless Lab” tarafından 2017’de yayınlanan ve ücretsiz olarak indirilen “FaceApp” uygulamasının özellikle internet fenomenlerinin ve ünlü isimlerin de katkılarıyla yeniden popüler olması…  Sporcusundan, siyasetçisine, ünlüsünden ünsüzüne herkes bu uygulamayı kullanarak kendilerinin yaşlanmış veya gençleşmiş hallerini paylaşıyor. Yapay zekâya sahip fotoğraf editörü uygulaması; insanları gençleştirebiliyor, yaşlandırabiliyor hatta farklı bir cinsiyette nasıl görüneceklerini ortaya koyuyor. Bunun arkasında ise herhangi bir fotoğraftaki yüzün yapay sinir ağları kullanılarak değiştirilmesi yatıyor.

Fotoğrafınız artık sizin değil!

Applyzer verilerine göre, kısa bir süreliğine de olsa ücretsiz olarak telefonlarda kullanılabilen FaceApp günde 700 bin indirme sayısına ulaşmış durumda… Dünya çapında hızla yaygınlaşan uygulamanın kısa sürede yakaladığı bu başarı kimileri tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Bu kuşkunun ardında yatan neden ise milyarlarca kullanıcının akıllı cihazları ile günlük yaşamlarında bıraktıkları dijital izler ile ortaya çıkan verinin -özellikle de ses ve yüz tanıma odaklı olanlar- artık pek çok şirketin hedefinde olması… Zira FaceApp uygulamasını indirirken kabul edilen “Gizlilik Sözleşmesi” ve “Kullanım Şartları” ile sizin sandığınız veri artık sizin olmuyor. Örneğin, kendinizi yaşlandırmak istediğinizde yüklediğiniz fotoğrafı, uygulama dilediği şekilde kullanma hakkına sahip.  Yani fotoğrafınız izniniz olmadan uygulama tarafından paylaşılabilir, görüntülenebilir ve hatta kullanılabilir. Üstelik iş bununla da kalmıyor ve bu paylaşımlar sonunda herhangi bir maddi veya manevi zarar görürseniz tüm haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Bunun nedeni ise böyle bir zarar görebileceğinizin farkında olduğunuzu beyan ediyor olmanız.

Teknoloji mi mahremiyet mi?

FaceApp uygulaması, şimdilik kullanıcılar için eğlenceli bir paylaşım olarak görülse de uygulama üzerine yapılmakta olan tartışmalar daha çok su kaldıracağa benziyor. Yapay zeka konusuyla ilgilenen uzmanlara göre kullanıcıların gençlik ve yaşlılık hallerini karşılaştırabilen FaceApp gibi uygulamalar, “yüz tanıma algoritmalarını geliştirme” açısından önemli aşamalar olsa da kimilerine göre de mahremiyete ve kişisel verilerin korunmasına yönelik haklara vurulan büyük darbeler niteliğinde…

Yapay Zekadan Grip Aşısı

Penisilin, kızamık, çocuk felci ve kuduz aşısı… Bunların hepsinin ortak özelliği dünyada milyonlarca insanın hayatını kurtarmaları ve bir insan tarafından geliştirilmeleri… Avustralya’da geliştirilen bir grip aşısı ise bu saydıklarımızdan daha farklı bir özelliğe sahip… Zira geliştirilen aşı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı olma özelliğini taşıyor.

Flinders Üniversitesi’nde geliştirilen grip aşısı bir yapay zekanın tasarladığı ilk aşı oldu. Söz konusu aşının öncekilerden daha güçlü olduğunu söyleyen bilim insanı Nikolay Petrovsky, “Aşıyı bir aracın motoruna benzetirsek, bu motora ekleyebileceğimiz bir turbo şarj cihazı geliştirdik” diye konuşuyor. Aşıyla ilgili kısa süre içinde ABD’de 12 ay sürecek klinik testlere başlanacağını kaydeden Petrovsky, ilk defa bir insan tarafından icat edilmemiş bir aşının insanlar üzerinde deneneceğinin de altını çiziyor.

Sam’in önerisi işe yaradı

Bir özelliği de bağışıklık sisteminin griple mücadeledeki tepkisini güçlendirmesi olan aşının yapay zeka ile olan ilişkisine gelirsek… Aşıyı geliştiren yazılımın adı Sam ve bu yazılımın bilgi edinme ve bunlardan yeni fikirler yaratma gibi kabiliyetleri bulunuyor. Sam’in öncelikli olarak eğitildiğini söyleyen Petrovsky, işe yarayan ve işe yaramayan ilaçların örneklerini Sam’e tanıttıklarını anlatıyor. Sam’in söz konusu örneklerden sonra kendilerine yeni bir öneriyle geldiğini söyleyen Petrovsky, öneriyi incelediklerini, test ettiklerini ve işe yaradığını gördüklerini ifade ediyor.

İlaç da geliştirebilecek

Söz konusu gelişmenin aşı endüstrisinde bir devrim yaratacağına inananlar bulunuyor. Zira uzmanlara göre yapay zeka kullanımı aşı bulma sürecini hızlandırıyor ve maliyetleri düşürüyor. Nitekim büyük firmaların yaklaşık 5 yıl boyunca binlerce çalışanla bir aşıyı ürettiğini ve bunun da yüz binlerce dolara mal olduğunu kaydeden Petrovsky, buna karşılık kendi ekibinin bu yeni aşıyı yapay zekanın yardımıyla geliştirmelerinin sadece iki yıllarını aldığını söylüyor. Üstelik Petrovsky,20 yıl içerisinde yapay zekanın ilaç geliştirmede de kullanılabileceğini belirtiyor

Merkez Bankalarında Libra Hareketliliği

Facebook geçtiğimiz günlerde, kripto para birimi Libra’yı gelecek yıl piyasaya süreceğini  duyurdu. Facebook kamuoyuyla sadece kripto para planlarını paylaşmış olsa da şimdiden bu haber küresel finans kurumlarını harekete geçirmeye başardı. Nitekim Merkez Bankaları Facebook’un Libra haberinin ardından kendi dijital para birimlerini yaratma fikriyle daha fazla ilgilenmeye başladıklarını açıkladı.

Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’un geçtiğimiz günlerde kendi hesabı üzerinden yaptığı paylaşım gündeme bomba gibi düştü. Gönderide Facebook’un 2020 yılında yeni kripto para birimi Libra’yı ve dijital cüzdan Calibra’yı piyasaya süreceği belirtiliyordu. Küresel bir para birimi olarak sunulacak olan ve kullanıcıların çevirimiçi finansal hizmetleri kolaylaştırması hedeflenen Libra’yı kullanması beklenen markalar arasında Uber, Mastercard, Paypal, Sportify gibi şirketler yer alıyor. Libra banka hesabı olmayan kullanıcıların alışveriş ve para transferi gibi işlemlerini gerçekleştirmelerini sağlarken; Facebook Blockchain Birimi Başkanı David Marcus da Libra sayesinde dünya genelinde milyarlarca insana daha kapsayıcı ve açık bir finansal ekosisteme erişim olanağı sunulacağını belirtti.

 Piyasa beklenenden erken oluşabilir

 Facebook’un bu açıklamasının ardından Merkez Bankaları da kendi dijital para birimlerini yaratma fikriyle daha fazla ilgilenmeye başladıklarını açıkladı. Nitekim, “Merkez Bankalarının merkez bankası” olarak bilinen İsviçre merkezli Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) Direktörü Agustin Carstens da yaptığı açıklamada Merkez Bankalarının yakın bir zamanda kendi kripto para birimlerini piyasaya sürmeleri gerekebileceğini vurguladı. Kripto para birimleri üzerinde çoğu Merkez Bankasının çalıştığını ve kendilerinin de aynı şekilde çalıştıklarını vurgulayan Carstens, buna yönelik bir piyasanın beklenenden daha erken oluşacağını ve bu sebeple Merkez Bankalarının kendi dijital para birimlerini tanıtmaya hazır olmalarını istediklerini kaydetti.

Neden Bitcoin değil de Libra?

Libra’dan önce birçok Merkez Bankası,  Bitcoin ve Ethereum gibi kripto para birimlerinin dolar ve euro’ya karşı oldukça oynak olmaları nedeniyle para olarak değerlendirilemeyeceğini açıklamışlardı. Öte yandan Facebook’un Libra’ya yönelik yerleşik dünya para birimlerine değer veren yaklaşımının onu piyasada daha istikrarlı yapması bekleniyor. Aynı zamanda BIS’in yıllık raporunda yer alan dijital para birimlerine yönelik yazıda, teknoloji şirketlerinin desteklediği kripto para birimlerinin küresel finansta “hızla lider olabileceği” ve rekabet, istikrar ve sosyal refaha tehdit oluşturabileceği de belirtiliyor. Bu nedenlerle de Libra daha piyasaya çıkmadan sektörün ilgisini çekmiş ve ciddiyetini kazanmış durumda.

Şu an için Libra’nın piyasaya sürüldükten sonra nasıl bir etki yaratacağını kimse bilmiyor. Öte yandan Merkez Bankalarının, kendi dijital para birimlerini yaratma olasılığını açıkça tartışmaya açması, Facebook’un şimdiden geleneksel bankacılık sistemini ne kadar etkilediğini gösteriyor.

Havacılıkta Elektrikli Uçak Dönemi

Ulaşım sektöründeki son teknolojilerden biri şüphesiz ki elektrikli otomobiller… Karbon salınımını ve fosil yakıtlara bağlılığı azaltmasıyla ulaşımdaki çevresel çözümlerin başında gelen bu araçlara artık sadece karayollarında rastlamayacağız. Şöyle ki Paris Air Show’da tanıtılan dünyanın ilk elektrikli uçak modeli, bu yeni trendin göklere de taşındığını gösteriyor.

 Teknolojideki gelişmeler her sektörü olduğu gibi havacılık sektörünü de yakından etkiliyor. Yakın bir gelecekte hipersonik yolculukları, biyoyakıtı ve otonom uçuşları göreceğimiz bu sektörde son dönemin gündemi ise elektrikli uçaklar… Roland Berger Danışmanlık şirketine göre günümüzde geliştirilmekte olan elektrikli uçakların sayısı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50 artarak 170’e yükseldi. Bu yeni teknolojiye olan yatırımların artmasının altında ise tabii ki “verimlilik” yatıyor.

Oyunun adı verimlilik

Küresel havacılık endüstrisi tüm karbondioksit (CO2) emisyonlarının yüzde 3’ünü üretiyor ve jet yakıtı için yılda yaklaşık 180 milyar dolar harcanıyor. Nitekim Roland Berger’in kıdemli danışmanı Nikhil Sachdeva’ya göre verimliliğin arttırılması uçak satışlarında oyunun adı olurken ‘elektrik’ de bunun bir sonraki aşaması olacak.

Dokuz yolcu taşıyor

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen ve yeni teknolojilere sahip onlarca uçak modelinin tanıtıldığı Paris Air Show’a “elektrikli uçak” damgasını vurdu. Havacılık sektöründe yeni bir çağın habercisi olarak kabul görülen ve havacılık şirketi Eviation Aircraft tarafından lanse edilen “Alice” tek şarjla 650 mil yani yaklaşık 1,050 km mesafe gidebiliyor. Dokuz yolcuyu taşıyabilen uçak, aynı zamanda 10,000 fit’te yaklaşık 450 km/saat ile 1,050 km boyunca yol alabiliyor.

2022’de göklerde

Uçağın ABD sertifikasyonunu 2021’de alması beklenirken; ardından Kuzey Amerika pazarına giriş yapması hedefleniyor. Havayolu işletme maliyetlerini yüzde 70 oranında azaltabileceği iddia edilen Alice tahmini olarak 2022’den itibaren kullanılabilir hale gelecek. Öte yandan şirket daha uzun mesafeler için ayrıca bir modelin daha geliştirilme aşamasında olduğunu da açıkladı. Uçak için düşünülen fiyat ise 3,5 – 4 milyon dolar arasında yer alıyor. Bununla birlikte uçağın donanımına göre fiyatının değişmesi bekleniyor.

Uzay Turizmine Hazır Mısınız?

Yaz turizmi, kış turizmi, sağlık turizmi, kültür turizmi derken uzun zamandır konuşulan uzay turizmi de sonunda resmiyet kazanarak ilk müşterilerini beklemeye başladı. NASA, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak resmi UIuslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) vatandaşları kabul edebileceğini duyurdu. İnsanların uzaya olan merakı ve ilgisi göz önüne alındığında ISS artık turistlerin yeni uğrak yeri olabilir. İlk gelen bilgilere göre tabii söz konusu seyahat her keseye uygun olacağa benzemiyor.

 ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) Uluslararası Uzay İstasyonu’nu (ISS) 2020’den itibaren turizme açacağını açıkladı. Ticari uzay araçlarıyla yörüngeye çıkarılacak uzay turistleri ISS’de 30 güne kadar kalabilecek ve ISS’e yılda en fazla iki özel seyahat gerçekleştirilebilecek. Tek seferde uzaya gönderilecek yolcu sayısı ise yalnızca 4 olacak. Uzay İstasyonu’na gitmeye hak kazanmak için turistlerin NASA’nın belirlediği tıbbi standartlara uygun olması ve özel eğitimleri geçmesi gerekiyor.

50 dolara internet

 ISS’ye biletler ise tahmin edildiği üzere pek de ucuz olmayacak. Gelen ilk bilgilere göre uzaya çıkmak isteyen turistler bunun için gecelik yaklaşık 35 bin dolar ödeyecek. Bu ücretin 11 bin 250 doları yaşamsal ihtiyaçlar ve tuvalet, 22 bin 500 doları yemek, tıbbi ihtiyaçlar ve egzersiz, 50 doları 1 GB’lık interneti içeriyor. Uzay araçlarıyla yörüngeye çıkarılacak turistler Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 30 güne kadar kalabilecek. Yani, bir ayını uzay istasyonunda geçirmek isteyen turistler bunun için 1 milyon doları aşkın bir bedel ödemek zorunda kalacak.

Seyir zevki yüksek olacak

Yeryüzünden 350 kilometre yukarda, saatte 28 bin kilometreden daha yüksek bir hızda dünyanın etrafında dönen ISS’de 2011’den beri aralıksız olarak insanlar yaşıyor. Dünyanın etrafındaki dönüşünü 90 dakikada tamamlayan ISS’de günde 16’şar kere gündoğumu ve günbatımı izlemek mümkün. Bu da turistler için seyir zevki yüksek anılar anlamına geliyor.

 NASA uzun yıllar direndi

Bu arada NASA’nın uzun zamandan beri uzayla ilgili faaliyetlerini ticarete dökmekte gönülsüz olduğunu hatta bu fikre direndiğini söylemek mümkün. Bununla birlikte özel sektör şirketlerinin uzay teknolojileri konusunda ilerlemeye başlamaları NASA’nın bu katı tutumunu yumuşatmışa benziyor. Nitekim 2024 yılında Ay’a gitme planları yapan NASA, özel şirketlerin bu hedefleri için yardımcı olacaklarını umut ediyor.