Yazar -Hilal Dereli

İşte CES 2020’nin “en”leri…

 Oyun konsolları, akıllı aynalar, insansı robotlar, giyilebilir cihazlar, drone’lar, uyku teknolojileri, fotoğraf makineleri, ses sistemleri, ekran teknolojileri, elektrikli ulaşım araçları… Teknolojinin geleceğini sergileyen ve 20 bin ürünün lansmanının yapıldığı CES 2020, yine birbirinden çarpıcı yeniliklere ev sahipliği yaptı. Etkinlikte öyle ürünler vardı ki kimileri korkuttu, kimileri fiyatıyla şaşırttı kimileri de inovasyonuyla göz doldurdu.  

 

CES 2020’de ürpertici robotlar

Hepimiz günlük işlerde bize yardımcı olabilecek, gerçekten havalı, insan benzeri bir robot istemiyor muyuz? Buradaki problem; CES 2020’de tanıtılan robotların biraz ürpertici olması… Bunlardan ilki Rus startup şirketi Promobot tarafından üretilen bir yüze sahip olan insansı robot… “İnsanlar hakkında neler hissediyorsun” veya “Dünyanın en kalabalık ülkesi hangisidir” gibi sorulara mantıklı cevaplar verebilen robot, yüz kaslarını hareket ettirerek, yüzlerce farklı insan ifadesini taklit edebiliyor.

İkinci ürün her ne kadar sevimli olsa da yine de biraz ürkütücü… Tombot, gerçek bir destek hayvanının ihtiyaçlarını karşılayamayabilecek insanlar için yalnızlık ve depresyon tedavisi gibi çeşitli pratik kullanımlar için tasarlanmış robotik bir duygusal destek köpeği… Arkadaşınızın evine gidip kanepede bu köpeği gördüğünüzü hayal edebiliyor musunuz? İlk bakışta, çok gerçekçi ama çok sert bir köpek görmek büyük ihtimalle köpeğin öldüğünü düşündürür ki bu da oldukça endişe verici olsa gerek…

İhtiyaç duymadığınız halde satın almak istediğiniz ürünler

Bir teknolojik ürün hayal edin, çılgınlar gibi sahip olmak istiyorsunuz ama aslında o kadar da ihtiyacınız yok. Üstelik ihtiyaç duysanız bile zaten satın alabilecek paraya sahip değilsiniz. İşte bu akıl almaz kategoride onlarca ürün CES 2020’de sahneye çıktı. Bunlar arasında neler mi var; su geçirmez drone’lar, yapay zeka destekli çamaşır makineleri, hatta 8K televizyonlar… CES 2020’de görücüye çıkan Lamborghini, Amazon Alexa desteğiyle yapılan en pahalı araç olma özelliğine sahip. Her ne kadar araçlara Alexa entegrasyonu yeni bir teknoloji olmasa da 2020 model araçlarda sürücüler arkadaşlarını arayabilecek ve onlara mesaj gönderebilecek, klima ayarlayabilecek ve güç aktarımı özelliklerini aktive edebilecek.

Diğer bir ürün olan Samsung 8K televizyonun ise ekranının tüm gövdeye oranı yüzde 99. Henüz 8K televizyonlara yönelik fazla içerik bulunmadığı için cihaza yoğun bir ilgi bulunmasa da 8K’nın birkaç ay içinde satışa çıkacağı ve fiyatının 4 bin dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.

CES 2020’nin en çılgın ürünleri

4 bin 500’den fazla şirketin en son ürünlerini sergilediği CES 2020’de pek çok yeni teknolojide kullanıcılar tarafından oldukça “çılgın” bulundu. Bu ürünlere verilebilecek ilk örnek, geleceğin akıllı şehirlerinde otomobillerin yerini almak için tasarlanan Segway S Pod tekerlekli koltuk… Koltuğun yan kısmına yerleştirilen joystick ile yönetilen Segway S Pod elektrikli ve saatte 30 kilometre hıza kadar ulaşabiliyor.

Çoğunluğu kilolarca ağırlıkta olan kameralar artık hem daha hafif hem de daha küçük… Insta360 Go isimli ürün sadece 20 gram ağırlığında üstelik bu kamerayı rakiplerinden ayıran yanı bir gözlüğe monte edilip kullanılabilmesi. Sağlık saatlerinin her şeyi yaptığını mı düşünüyorsunuz? Aslında yanılıyorsunuz zira Withing’in yeni saati, uyku kesintilerini hissetmek için optik kan oksijen sensörlerini kullanıyor. Ayrıca EKG’ye de sahip olan ScanWatch atriyal fibrilasyonu tespit edebiliyor.

Kaynakça:

https://www.imore.com/creepy-robots-ces-2020-will-give-you-nightmares

ttps://www.imore.com/ces-2020-crazy-expensive-tech-nobody-needs-everybody-wants

Işınlanma Artık Hayal Değil!

Bilimkurgu filmlerinin vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan ışınlama için kurgudan gerçeğe dönüşme vakti gelmiş görünüyor. Zira Bristol Üniversitesi ve Danimarka Teknik Üniversitesi’ndeki bilim insanları, kuantum dolanıklık sayesinde yeni bir kuantum ışınlama teknolojisi geliştirerek ilk kez iki çip arasında veri ışınlamış oldu.

Bir zamanların fenomen dizisi Uzay Yolu’na dair neler hatırlarsınız desek alacağımız cevapların çoğu Kaptan Kirk’ün beylik lafı “Işınla beni Scotty” olurdu herhalde…  İnsanların bir yerden başka bir yere saniyeler içinde transferini sağlayan bu teknoloji çoğumuz için hâlâ bir bilim-kurgu malzemesi…  Oysa daha önce bazı deneysel çalışmaların yapıldığı veri ışınlanmasında bir adım daha ileri gidildi ve Bristol Üniversitesi ve Danimarka Teknik Üniversitesi’ndeki bilim insanları kuantum dolanıklık sayesinde yeni bir kuantum ışınlama teknolojisi geliştirdiklerini duyurdu. Bu, ilk kez iki çip arasında veri ışınlandığı anlamına gelirken; bilim insanları bu atılımın hem kuantum bilgisayarlar hem de kuantum internet için imkan sağladığını düşünüyor.

Çalışmanın odağında “kuantum” var

Işınlanmanın gerçekleşmesini sağlayan “kuantum dolanıklık”, iki parçanın uzun mesafelerde iletişime geçebilecek kadar iç içe geçebildiği yer olarak düşünülebilir. Bu sayede bir parçacık üzerinde meydana gelen değişiklik anında diğer parçacık üzerinde gerçekleşirken; teorik olarak bu yaklaşımda herhangi bir mesafe engeli bulunmuyor. Çalışmalar sırasında çiplerde bir çift dolaşmış foton kullanan bilim insanları, ardından bir fotonun kuantum ölçümü gerçekleştirdi. Bu sayede çip üzerinde yapılan değişiklikler, diğer çipte bulunan ortak fotona da uygulanmış oldu. Daha sonra çiplerin her birini kuantum dolaşımını kullanan bir dizi gösteri yapması için programlayan bilim insanları, çipli ışınlanma deneyi sonrası, kuantum ölçümünü yaptıktan sonra bir parçacığın bireysel kuantum durumunun iki çip boyunca iletildiğini ortaya çıkardı.

Kuantum hesaplama için önemli bir adım

Söz konusu ışınlanma nesneleri bir yerden başka bir yere aktarmayı içermese de kuantum bilgisini hemen hemen her yere taşımaya olanak sağlıyor. Üstelik bilim insanlarına göre, kuantum ışınlanma deneyinin başarı oranı yüzde 91. Çalışmayı yapan bilim insanları ışınlanmanın sadece kuantum iletişimi için yararlı olmadığını, aynı zamanda kuantum hesaplamanın da temel yapı taşı olduğunu söylüyor. Ekipten Dan Llewellyn, bu çalışmayla laboratuvardaki birbirine dolanmış iki çip arasında bir iletişim bağlantısı kurmanın zor olsa da kanıtlandığını söyleyerek yeni süreçlerinin daha kaliteli, daha hızlı kuantum devreleri sağlayacağını ve bugüne kadar üretilen en verimli yöntemlerden biri olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda Dr. Llewellyn, bunun “kuantum hesaplama ve iletişimde gerekli olan daha karmaşık kuantum devrelerinin” oluşturulmasına yol açabilecek önemli bir adım olduğunu da söylüyor.

Kaynak: https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-7830043/Information-TELEPORTED-two-chips-time.html

Önümüzdeki 10 Yılda Dünyayı Değiştirebilecek Büyük Keşifler Neler Olacak?

Son 10 yılda bilim dünyası büyük keşiflere imza attı. Neler mi? Örneğin, Higgs bozonunun keşfi, gen düzenleme için CRISPR kullanımı devrim yaratan gelişmelerden sadece birkaçı…  Peki, önümüzdeki 10 yılda bilimde neler yaşanması ve hangi teknolojilerin geliştirilmesi bekleniyor? İşte uzmanların ağzından 2020’lerde yaşanabilecek en heyecan verici keşifler, teknikler ve gelişmeler…

Evrensel grip aşısı

Uzunca bir süredir üzerinde çalışılan ama bir türlü geliştirilemeyen evrensel bir grip aşısı, önümüzdeki 10 yıl içinde geliştirilebilecek çığır açan tıbbi bir gelişme olabilir. Uzmanlara göre gelinen noktada evrensel grip aşılarına yönelik çeşitli yaklaşımlar ileri düzeyde ve şimdiden ümit verici sonuçlar birikmeye başladı. Teorik olarak, evrensel bir grip aşısının gribe karşı uzun süreli koruma sağlaması bu nedenle de her yıl grip aşısı yapma ihtiyacını ortadan kaldırması bekleniyor. Grip virüsünün bazı kısımları sürekli değişirken, pek çok kısmı da çoğunlukla yıldan yıla değişmeden kalıyor. İşte geliştirilmesi beklenen evrensel grip aşısına yönelik tüm yaklaşımlar, virüsün bu daha az değişken olan kısımlarını hedefliyor.

Evrensel grip aşısı için insanlardaki ilk denemeler Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nde (NIAID) başladı. Bu denemelerde, deneysel aşının güvenliğine ve katılımcıların aşıya karşı bağışıklık tepkilerine bakılacak. Bilim insanları araştırmanın ilk sonuçlarını da bu yılın başlarında bildirmeyi planlıyor.

Daha büyük ve daha iyi beyinler

Bilim insanları son 10 yıl içerisinde insan kök hücrelerinden üretilen ve “organoid” olarak bilinen mini beyinleri başarıyla yetiştirdi. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi’nden Nörobilim Profesörü olan Dr. Hongjun Song’a göre beyin organoidleri sadece erken fetal gelişiminde küçük bir beyin parçasına benzeyecek şekilde yetiştirilebiliyor. Bununla birlikte bu gelişme önümüzdeki 10 yıl içinde değişebilir. “Sadece hücre tipi çeşitliliği değil, hücresel mimariyi de gerçekten modelleyebiliriz” diyen Song’a göre olgun nöronlar kendilerini beyinde katmanlar, sütunlar ve karmaşık devreler halinde düzenliyor. Şu anda, organoidler sadece bu karmaşık bağlantıları besleyemeyen olgunlaşmamış hücreler içeriyor. Öte yandan Dr. Song, önümüzdeki on yılda bu zorluğun üstesinden gelinebileceğini düşünüyor. Beynin minyatür modelleriyle bilim insanları nörogelişimsel bozuklukların nasıl ortaya çıktığını anlamaya yardımcı olabilir; hatta gelecekte beynin hasarlı bölgelerinin yerini almak için sinir dokusunun “fonksiyonel birimlerini” bile büyütebilirler.

Dönüştürülmüş enerji sistemleri

İçinde yaşadığımız son 10 yılda yaşanan aşırı yağışlar, kuraklık, yükselen deniz seviyeleri aslında üstünde yaşadığımız gezegenin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Bu ciddi sorunun çözümlerinden birini dönüştürülmüş enerji sistemleri oluşturuyor. Illinois Üniversitesi’nde atmosfer bilimleri profesörü Donald Wuebbles, şiddetli hava koşullarından ve belki de deniz seviyesinin yükselmesinden kaynaklanan etkilerin nihayet iklim değişikliğini ciddiye almaya başlamamıza neden olduğunu belirterek “Enerji ve ulaşım sistemlerinin yenilenebilir enerjilere dönüştürülmesine yönelik yeni yaklaşımlar ve teknolojiler geliştirilecek” diyor. Penn State Üniversitesi’nde tanınmış Meteoroloji Profesörü Michael Mann ise önümüzdeki 10 yılda iklim konusunda harekete geçileceğini ancak bu geçişi hızlandıracak politikalara ve bu politikaları destekleyecek politikacılara ihtiyaç bulunduğunu söylüyor.

Axion’un keşfi

Son 10 yılda, çok küçük dünyamızdaki en büyük haber, diğer parçacıklara kütlelerini ödünç veren gizemli “Tanrı parçacığı” olan Higgs bozonunun keşfiydi. Bu keşif şu açıdan da önemliydi; Higgs’in bulunmasıyla diğer parçacıklar da yavaş yavaş öne çıkmaya başladı. Nitekim Nobel ödüllü fizikçi Frank Wilczek’e göre bu varsayımsal parçacıklardan birini bulma konusunda makul bir şansımız bulunuyor.

Aslında Axion, sıradan maddelerle nadiren etkileşime giren bir parçacık sınıfı yani tek bir parçacık değil. Karanlık maddeyi açıklamaya yardımcı olacak ve madde-antimadde dengesizliği hakkında bilgi verecek olan Axion keşfiyle bilim insanları, yerçekimi dalgalarını veya uzay zamanındaki dalgalanmaları tespit etmeyi hedefliyor. Axion’u bulmak için yapılan girişimler arasında şu ana dek Axion Karanlık Madde deneyi ve CERN Axion Güneş Teleskobu bulunuyor.

Dünyaya benzeyen bir atmosfer

6 Ekim 1995’te bir çift gökbilimci, güneşe benzer bir yıldızın yörüngesinde dolaşan ilk dış gezegenin keşfini açıkladığında evrenimiz daha da büyüdü. NASA’ya göre bu keşif sonsuza dek “evreni ve içindeki yerimizi görme biçimimizi” değiştirdi. On yıldan fazla bir süre sonra, gökbilimciler güneş sistemimizin dışında yıldızların etrafında dönen 4.104 dünyayı doğruladı ve artık şimdi 10 yıl önce bilinmeyen birçok dünya mevcut.

Astrofizikçi Seager’a göre önümüzdeki 10 yıl, James Webb Uzay Teleskobu’nun (JWST) beklenen lansmanı ile astronomi ve dış gezegen bilimi için oldukça heyecan verici olacak. Hubble Uzay Teleskobu’nun kozmik ardılı olan JWST’nin 2021’de piyasaya sürülmesi planlanırken; bilim insanları ilk kez öte gezegenleri kızılötesinde görebilecek. Tabii gelişmeler bununla da kalmayacak. Söz konusu teleskopla dünya benzeri atmosfere sahip kayalık gezegenlerdeki su buharı da tespit edebilecek. Su buharı da canlılar için yaşam anlamına geldiği için bilim insanları bunu umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriyor.

Kaynak: https://www.livescience.com/next-decade-biggest-scientific-advances.html

 

Yerli Otomobil Kornaya Bastı

Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun, 2022 yılında üretimine başlayacağı yerli otomobil Gebze’de tanıtıldı. Elektrikli, bağlantılı ve akıllı olmasıyla dikkat çeken Türkiye’nin Otomobili, sahip olduğu yeni teknolojiler ile kullanıcılarının otomobil deneyimini farklı bir boyuta taşımayı hedefliyor.

Fikri mülkiyet haklarına Türkiye’nin sahip olduğu, küresel ölçekte rekabet edecek bir otomobil markası yaratma hedefiyle Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Zorlu ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin güçlerini birleştirerek 25 Haziran 2018’de kurduğu Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (TOGG) ilk lansmanını gerçekleştirdi. TOGG’un yerli elektrikli otomobilinin SUV ve Sedan modelleri kamuoyuna tanıtıldı. Otomobilin üretileceği fabrika yapımının 2020’de bitmesi, ardından yerli otomobilin üretimine başlanması planlanırken; yerli otomobilin ilk serisinin üretiminin ise 2022’de tamamlanması hedefleniyor. Aynı zamanda TOGG’un 2030 yılına kadar da fikri ve sınai mülkiyet hakları tamamen kendisine ait bir ortak e-platform üzerinde 5 farklı model üretmesi bekleniyor.

Yüzde 100 TOGG ile yüksek teknoloji

TOGG otomobil gamının tüm modellerine altyapı oluşturacak tamamen yeni ve doğuştan elektrikli araç platformunu özgün, modüler ve üstün olmak üzere 3 ana başlık ile tanımlıyor. TOGG bu başlıkların içeriğini “Otomotiv sektöründe daha önce ortaya çıkarılmış hiçbir platform ile ilişkisi olmayan, tamamıyla TOGG mühendisleri tarafından geliştirilen ve tüm fikri ve sınai mülkiyet hakları yüzde 100 TOGG’a ait olan, yüksek teknolojiye sahip doğuştan elektrikli ve bağlantılı platform… Azami verimlilik, konfor, dayanıklılık ve güvenlik gerekliliklerini bir arada sağlayabilen; farklı genişlik ve uzunluklara olanak veren modüler mimari… Sınıfının en uzun aks mesafesini sunarak otomobil içindeki yaşam alanının genişlik, ferahlık ve konforunu en üst düzeye taşıyan altyapı…” şeklinde sıralıyor.

2 farklı pil seçeneği ve hızlı şarj

Görüntüsü kadar teknolojisiyle de dikkat çeken elektrikli otomobil, 300+ kilometre veya 500+ kilometre menzil sağlayan iki farklı pil seçeneği sunuyor. Hızlı şarj ile 30 dakikadan kısa sürede yüzde 80 pil doluluk seviyesine ulaşabilecek otomobil, 0-100 kilometre/saat hızlanmasını 400 beygir güç sunan motor seçeneğinde 4,8 saniyede tamamlıyor. Doğuştan elektrikli modüler platform ile 300 ve 500 kilometre menzil opsiyonlarına sahip aynı zamanda merkeze sürekli bağlı olacak ve güncellemeleri uzaktan 4G/5G bağlantısıyla alabiliyor.

Euro NCAP 5 yıldız seviyesine uyumlu, platforma entegre edilmiş batarya ile yüksek çarpışma dayanımı ve yüzde 30 daha fazla burulma direncine sahip olacak. Aynı zamanda araç menziline yüzde 20’ye kadar katkı sağlayan geri kazanımlı frenleme de otomobilin önemli özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gelişmiş batarya yönetim ve aktif termal yönetim sistemlerinin sağladığı uzun ömürlü batarya paketine sahip olan otomobil, 200 beygir güç ile 7,6 saniye, 400 beygir güç ile de 4,8 saniye altında 0-100 km/s hızlanabiliyor.

Akıllı yaşamın tam merkezinde

Türkiye’nin Otomobili bağlantılı altyapısıyla internete bağlanabilmek için farklı bir cihaza ihtiyaç duymuyor ve tüm akıllı şehir altyapısı, elektrik şebekesi, cihazlar, evler ve binalar ile iletişim halinde olabiliyor. İlerleyen yıllarda, özellikle 5G teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte bağlantılı otomobil akıllı yaşamın merkezine yerleşmeyi ve kullanıcılara farklı bir mobilite deneyimi yaşatmayı hedefliyor.

2023’den itibaren dünyada ilk kez Türkiye’nin Otomobili’nde kullanılmaya başlanacak olan “Holografik Asistan” teknolojisi için de hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yenilikçi asistan, sıradan bir sanal gösterge panelinin çok ötesinde bir kullanıcı deneyimi yaşatmak amacı ile ileri göz takip algoritmaları ve holografik üç boyutlu görüntüleme teknolojilerinden faydalanacak. “Holografik Asistan” teknolojisi günümüzde otomobil içerisinde kullanılmakta olan 2 boyutlu ekran teknolojilerinin yerine ilk kez üç boyutlu görüntüleme ve artırılmış gerçekliği getirerek araç içi deneyimini sil baştan şekillendirecek. Bu teknoloji sayesinde sürücü gözünü yoldan ayırmadan aracın gösterge ekranında verilen bilgileri görmekle kalmayacak, aynı zamanda yol ve çevre hakkında ihtiyacı olabilecek diğer tüm bilgilere ulaşabilecek.

2019’un En Popüler Teknoloji Eğilimleri

Teknolojideki gelişmeler nefes kesen bir hıza ulaştı… Dünyanın her yerinde, her gün yeni bir gelişme yaşanırken özellikle bazı teknolojiler sağladıkları fayda ve yarattıkları ekonomik hacimle diğerlerine oranla baskın çıkıyor. İşte 2019’da en çok konuşulan, en çok kazandıran ve en popüler teknolojiler…

Nesnelerin İnterneti (IoT)

2019 yılı itibariyle her saniyede 127 yeni cihaza bağlanan 26 milyardan fazla Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazı bulunuyor. Söz konusu teknoloji akıllı ev teknolojisinden akıllı şehirlere ve akıllı tarıma kadar her şeyi kapsıyor. Şu anda IoT’nin 2019’daki en büyük uygulamalarından ikisi sağlık (kalp sağlığını takip eden akıllı saatler dahil) ve imalat… Endüstriyel üretim şirketlerinin yüzde 80’inden fazlası, verimliliği ve yeniliği artırmayı vaat eden IoT cihazlarını kullanıyor veya kullanmayı planlıyor. Nitekim üretimin 2019’da endüstriyel IoT harcamalarının yüzde 53’ünü veya en büyük oranını oluşturması söz konusu.

Yarı Otonom Araçlar

Steve Wozniak’ın en son tahminlerine inanıyorsanız, tamamen özerk araçlar hâlâ çok uzun bir yol olabilir. Zira 69 yaşındaki Apple’ın kurucu ortağı, herhangi bir sürücünün olmadığı otonom araçların kendisi hayattayken ortaya çıkmayacağına inanıyor. Bununla birlikte, günümüzde şerit merkezli direksiyon, adaptif hız sabitleyici ve eller serbest direksiyon dahil olmak üzere kendi kendine sürüşün belirli yönlerini sağlayan ve sayısı giderek artan araba bulunuyor. Cars.com, 2019 için bu özellikleri sunan 33 ana markadan 200 otomobilin kapsamlı bir listesini derledi.

Elektrikli Araçlar

Elektrikli araç popülaritesi son yıllarda önemli ölçüde arttı. Pazar şu anda Norveç’te (elektrikli araçlar Mart 2019’da tüm Norveç’in otomobil satışlarının neredeyse yüzde 60’ını oluşturdu) ve Çin’de (2018’de 1,1 milyon elektrikli araç satıldı) oldukça baskın.  ABD’de ise satışlar 2017-2018 arasında yüzde 81 arttı ve özellikle pillerin giderek daha uygun hale gelmesiyle katlanarak büyümeye devam edeceği bekleniyor.

Dünya daha sürdürülebilir bir gelecek için baskı kurarken; işletmeler de dağıtım sistemleri için cleantech’e (temiz teknoloji) yatırım yapıyor. Amazon kısa süre önce 100 bin elektrikli minibüs aldı ve DHL ise 2050’ye kadar lojistikle ilgili emisyonları sıfıra indirme taahhüdünün bir parçası olarak 2019’da 63 elektrikli minibüsü filosuna kattı.

Blockchain (Blok zincir)

Dünyanın teknoloji uzmanları bile bazen blockchain’in ne olduğunu ve ne yaptığını özlü bir şekilde tanımlamak için mücadele ediyor. Hacker Noon ise bu teknolojiyi basitçe “güvenlik, şeffaflık ve adem-i merkeziyetçilik sağlarken; işlem kayıtlarını tutan bir veri yapısı” olarak tanımlıyor.

Bitcoin gibi kripto para birimleri oluşturmak, günümüzde blockchain teknolojisinin en yaygın uygulamalarından biri. Nitekim Eylül 2019 itibarıyla ABD’de 3 bin 571 bitcoin ATM’si bulunuyor. 2013’te 1.48 milyar dolar olan bitcoin piyasa değeri 2019’un üçüncü çeyreğinde 144.96 milyar dolara sıçradı. Blockchain teknolojisi, sigorta taleplerinin işlenmesi, akıllı sözleşmeler, sağlık kayıtlarının kodlanması ve saklanması, tedarik zinciri görünürlüğü ve müzik sahipliği haklarında da kullanılabiliyor.

Bulut Teknolojisi

Bulut bilişim bir süredir varlığını sürdürüyor ancak kullanımı son yıllarda hızla arttı. Bugün, şirketlerin yüzde 90’ı bir tür bulut hizmeti kullanıyor ve sadece ABD’de söz konusu teknolojiye bu yıl 124,6 milyar dolar harcanması bekleniyor. Dünya çapındaki harcamaların ise yüzde 23,8 oranında artarak 210 milyar dolara ulaşması tahmin ediliyor.

İşletmelerin bulut bilişim kullanma biçimi de gelişiyor. Veriler giderek daha fazla çevrimiçi depolandığından, sunucu entegrasyonu yakında gereksiz olabilir. Bu yılın başlarında, Gartner Kıdemli Araştırma Direktörü Ross Winser, “Küresel kuruluşların yüzde 20’sinden fazlası 2020’ye kadar sunucusuz bilgi işlem teknolojilerini kullanacak” diyor.

Kimilerince “yeni bulut” olarak da adlandırılan uç bilgi işlem de popülerlik kazanıyor. Bu da veri depolama alanını verilerin kaynağına yaklaştırarak gecikmeyi ve bant genişliği kullanımını azaltıyor.  Mobil uç bilgi işlem harcamalarının 2019’da 1,3 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Drone Teslimatı

2019’da Uber Eats, Amazon ve Apple da dahil olmak üzere drone teknolojilerini geliştirmek için çalışan bir dizi şirket uçuşlar gerçekleştirdi. Öte yandan bir Google yan kuruluşu Wing ve UPS, Federal Havacılık İdaresi (FAA) sertifikası alan ilk şirketler oldu. Sertifikasyonu bir pilotun aynı anda birden fazla drone ile uçmasına izin veren Wing, ilk drone teslimatını ekim ayında Virginia, Christiansburg’da tamamladı. Şirket, şehrin 22 bin sakinine deneme uçağı teslimat hizmeti sunmayı planlıyor.

En başarılı drone teslimat şirketlerinden biri olan ve 1,2 milyar dolar değerinde olan Zipline de Ruanda ve Gana’da yaklaşık 22 milyon kişiye kan ve aşı gibi acil ilaçlar sunuyor. Öte yandan güvenlik, hava durumu, menzil ve gürültü kirliliği gibi drone teslimatını çevreleyen bazı endişeler de sürüyor.

Yapay Zeka

Bugün yapay zeka, işletmelerin yüzde 83’ü için stratejik bir öncelik. 2025’e kadar da yapay zekanın 190 milyar dolarlık bir endüstri haline gelmesi bekleniyor. Twitter, tweet’lerde nefret dolu ve rahatsız edici içeriği filtrelemek için yapay zeka alt kümesi olan makine öğrenimini kullanıyor. Amazon’un Alexa’sı çeşitli komutları yerine getirmek için konuşma tanıma özelliğini kullanıyor, HDFC Bank ise 0.4 saniyede veya daha kısa sürede yanıtlar sağlamak için binlerce kaynaktan bilgi toplayan EVA adlı bir yapay zeka sohbet botu kullanıyor.

Yapay zeka henüz bir insan gibi düşünemiyor veya empati kuramıyor. Bununla birlikte şirketler yüz ifadelerini tanımayı ve yorumlamayı, hasta davranışını izlemeyi ve pazarlama kampanyalarında tüketici tepkilerine yanıt vermeyi yapay zeka sistemlerine öğreterek bu yetenekleri artırmaya çalışıyor.

Sanal Gerçeklik ve Artırılmış Gerçeklik (VR & AR)

2019’da 14 milyon artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) cihazının satılacağı öngörülüyor. VR, kullanıcıları üç boyutlu bilgisayar tarafından oluşturulan bir dünyaya tamamen daldırırken; AR, kullanıcının mevcut canlı görünümüne (Snapchat lensleri veya Pokemon Go gibi) dijital özellikler ekliyor.

Video oyunları, yılsonunda 15 milyar dolara ulaşması beklenen VR oyun ekipmanlarının toplam satış geliri ile pazarın en büyük payını temsil ediyor. Bununla birlikte, söz konusu teknolojinin mahkumların topluma geri dönüşe hazırlanmalarına yardımcı olma ve tüketicilerin rezervasyondan önce bir tatil deneyimi yaşamaları gibi oyun dünyasının dışında uygulamaları da bulunuyor.

Üretim sektöründe AR, çalışanları makine arızaları hakkında bilgilendirerek ve potansiyel olarak tehlikeli durumlarla ilgili uyarılar vererek giderek daha faydalı hale geldi. Ayrıca tasarım ve montaj konusunda kapsamlı eğitim ve uzaktan uzman yardımı sağlamak için de kullanılabiliyor.

 

Kaynak: https://www.thomasnet.com/insights/8-top-technology-trends-of-2019/

Yapay Zekanın Gözü Bankacıların Yerinde

Yapay zeka gelişimini gün geçtikçe hızlandırıyor, birçok sektör ise bu teknolojiden farklı şekillerde etkileniyor. Bu sektörlerden biri olan bankacılık da yapay zeka sayesinde otomatikleşecek ve 70 milyar dolar tasarruf edilebilecek.

Yapay zekanın adını anmadığımız gün yok gibi… Geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırma da bunu doğrular nitelikte… Buna göre Kuzey Amerika’daki bankaların yapay zeka ve otomasyon teknolojilerini kullanarak 2025 yılına kadar 70 milyar dolar tasarruf edebilmesi mümkün olacak. Hâl böyle olunca da gelecekte pek çok banka sistemlerini yapay zekâya emanet edebilir.

Farklı alanlara odaklanılacak

Accenture tarafından yapılan araştırmaya göre, bankacılık, sigorta ve sermaye piyasaları gibi sektörlerdeki yapay zeka yatırımları, çalışan sayısındaki düşüş ve üretimdeki artışla birlikte ilerleyecek. Araştırmalar, tasarrufların 140 milyar dolara ulaşabileceğini böylelikle çalışma saatlerinin azalmasıyla şirketlerin insan gücü, yüksek değerli faaliyetler, yenilikçilik, halkla ilişkiler ve müşteri deneyimi gibi alanlara odaklanabileceğini ortaya koyuyor. Accenture yetkilileri “Teknoloji değişimi, bir dizi tehdit ve zorluk yaratıyor. Ancak, ‘yeni bir işgücü, yeni çalışma yöntemleri ve yeni iş rolleri aracılığıyla önemli bir değerin kilidini açma fırsatı’ yaratıyor” diyor.

Yüzde 10’u otomatikleşecek

Araştırma sonuçları, tüm bankacılık işlemlerinin yakın gelecekte otomatikleşeceğini gösteriyor. Buna göre 2025 yılına kadar işlerin yüzde 7 ile yüzde 10’u otomatikleşecek. Accenture; inovasyon ve müşteri deneyimi gibi hizmetlerin önemli bir değer oluşturduğunu savunurken; kişisel finans danışmanları, veznedarlar ve müşteri hizmetleri temsilcileri tarafından yapılan işlerin yarısının otomasyon tarafından yapılacağına dikkat çekiyor. Çalışma aynı zamanda yapay zekanın devreye girmesiyle 2030’a kadar ABD’deki finansla ilgili 1.3 milyon işin ortadan kaybolma riski altında olduğunu gösteriyor.

Bugün Citigroup, Capital One, JPMorgan Chase gibi bankalar, çalışanlarına yardımcı olmak için yapay zekâ teknolojilerini kullanıyor. 2019 itibariyle bankacılık hâlâ en popüler mesleklerden bir tanesi olsa da bu sektördeki şirketler, otomasyon ve yapay zekâ yatırımlarıyla birlikte birçok kişinin işini kaybedeceğini bilerek yatırım yapıyor.

Kaynak:

https://www.somagnews.com/artificial-intelligence-will-replace-bank-employees-near-future-according-research/

Ve Plastik Yürümeyi Öğrendi!

Bilim insanları, yeni bir ışık kontrol tekniği sayesinde bir parça plastiğe “yürüme” eğitimi verdi. Uzmanlara göre, ilk defa cansız bir nesnenin bilgisayar yardımı olmadan hareket ettirildiği çalışmanın sonuçları özellikle yumuşak robotik alanında ilham verici olacak.

Ivan Pavlov’un köpeklerle yaptığı koşullandırma deneylerini bilmeyen yoktur. Rus bilim insanı, bu deneylerde köpeklere zille yiyeceği ilişkilendirmeyi öğretmiş daha sonra da köpekler yiyecek bir şey görmemiş olsalar bile zilin sesini duyduklarında salyalarını akıtmaya başlamışlardı. Aalto Üniversitesi ve Tampere Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, Pavlov’un deneylerinin üstünden neredeyse 100 yıl geçtikten sonra benzer bir çalışma yaparak bu kez sıvı kristal bir polimere hareket etmeyi ve belirli renkteki bir nesneye yapışmayı öğretti. Buna göre gelişmiş polimer (plastik) saniyede yaklaşık 1 mm mesafe kat ederek bir bahçe salyangozuyla aynı hızda hareket edebildi.

Öğrenme için hafıza gerekli

Araştırmayı yürüten ekipten Profesör Olli Ikkala, materyalin öğrenebilmesi için bir hafızası olması gerektiğine dikkat çekerek, malzeme ısıtıldığında orijinal olarak sıvı kristal polimerin yüzeyine yayılan boyanın malzemeye nüfuz ettiğini ve böylece belleği oluşturduğunu söylüyor. “Farklı boyalar ışığın farklı dalga boylarına tepki gösterir. Böylece başlangıçta nötr uyaran ile malzeme kontrol edilebilir” diyen Ikkala, malzemeyi tasarlarken moleküllerin malzeme ısıtıldığında istenildiği gibi tepki verecek şekilde konumlanması gerektiğini vurguluyor.

Yumuşak robotlara ihtiyaç var

Araştırmacılar, elde edilen fonksiyonları sınırlı olsa da “öğrenme” yeteneğine sahip yeni tür yumuşak materyallerin robotlarda kullanılabileceği konusunda ümitli…  Yumuşak robotların hem doğayı hem de insan vücudunu kopyaladığını kaydeden Ikkala, “Tipik bir mekanik robota çilek verirseniz ezebilir. Bu yüzden işleri çok yumuşak bir şekilde kavrayabilen robotlara ihtiyacımız var. Aynı zamanda geleneksel robotların güç kablosu ya da büyük ve ağır bir pili olması gerekiyor. Yumuşak robotik çalışmaları ise bu robotları dış kontrolle denetim altında tutmayı amaçlıyor. Mesela ışıkla” diyor. Aalto ve Tampere Üniversitesi’ndeki aynı bilim insanları daha önce de katı bir jeli ışığın etkisi ile sıvı hale getirmeyi başarmışlardı.

 

Kaynakça:

https://www.eurekalert.org/pub_releases/2019-12/au-lcp120219.php

Big Bang Start-Up Challenge’da Girişimcilere Dağıtılan Kaynak İkiye Katlandı!

Dünyanın girişimcilere en fazla kaynak sağlanan etkinliği ‘Big Bang Start-up Challenge’ bu yıl yeni bir rekora imza attı. Big Bang’te sahneye çıkmaya hak kazanan 20 finalist ve fuayede yer alan bazı yarı finalist gruplar ile ikinci tur yatırımlarını alan İTÜ Çekirdek girişimleriyle birlikte 52 milyon TL’lik ödül, nakit ve yatırıma ulaşılarak; bir önceki yıl dağıtılan kaynak ikiye katlandı.  52 milyon TL’nin yaklaşık 48 milyon TL’si yatırım olarak girişimcilerle buluşurken, 2019 Türkiye girişimcilik ekosisteminin ilk 3 çeyreğinde alınan yatırımın yarısının; yalnızca bir gecede dağıtılması da Big Bang’in gücünü gösterdi. Sahneye çıkan 20 finalist arasından en çok desteği alan ilk üç girişim Parxlab, Sensemore ve Earnado oldu.

İTÜ ARI Teknokent bünyesinde kurulan ve üniversitelerin girişimcilik kuluçka merkezleri sıralamasında dünyada ilk 5’te yer alan İTÜ Çekirdek’in her yıl yeni girişimlerin en iyilerini belirlediği ‘Big Bang Start-up Challenge’da yeni bir rekora imza atıldı. Her yıl yüzlerce girişimin başvurduğu, bu yıl ilk kez Türkiye dışında 30 farklı ülkeden de başvuru alındığı İTÜ Çekirdek’in final etkinliği, 28 Kasım 2019 Perşembe günü Uniq İstanbul’da yoğun bir katılımla gerçekleşti. Bu yıl ‘scale-up’ mottosuyla yola çıkan Big Bang’te sahneye çıkmaya hak kazanan 20 finalist ve fuayede yer alan bazı yarı finalist gruplar ile ikinci tur yatırımlarını alan İTÜ Çekirdek girişimleriyle birlikte 52 milyon TL’lik kaynağa ulaşıldı. 52 milyon TL’nin yaklaşık 48 milyon TL’si yatırım olarak girişimcilerle buluşurken, 2019 Türkiye girişimcilik ekosisteminin ilk 3 çeyreğinde alınan yatırımın yarısının; yalnızca bir gecede dağıtılması da Big Bang’in gücünü gösterdi.

TOP 20’de yer alan girişimler arasında aldıkları ödül, nakit ve yatırımla ilk üçte yer almaya hak kazanan girişimler; 4 milyon 225 bin TL ile Parxlab, 567 bin TL ile Sensemore ve 545 bin TL ile Earnado oldu.

 

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır: “Bütün hedefimiz Türkiye’den küresel düzeyde milyon dolarları aşmış girişimler çıkarmak”

Etkinlikte konuşan T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır; “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, Türkiye’de teknoloji ekosistemine, girişim ekosistemine, AR-GE ve inovasyona elimizden geldiğince destek olmaya gayret ediyoruz. Bugün Türkiye’de, 80’nin üzerinde Teknopark’ta, 5 binden fazla teknoloji geliştiren şirketimiz ve girişimimiz var. Özel sektörün AR-GE ve tasarım merkezlerinin sayısı bin 500’ü aşmış durumda. 2018 yılı AR-GE ve yenilik istatistiki verilerine göre, AR-GE’ye ayırdığımız payın bir önceki yıl olan 2017 ile karşılaştırdığımızda memnuniyetle artmış ve yüzde 1 barajını aşmış olduğunu görüyoruz. Hedefimiz ise bunu çok daha ileriye taşımak. Rakip ülkelerdeki gibi AR-GE’ye milli gelirden yüzde 3 ile yüzde 4 arası pay ayırabilmeyi ümit ediyoruz. Bütün bunlar aslında Türkiye’de büyük bir altyapının kurulduğunu gösteriyor. İTÜ ARI Teknokent gibi teknoparklarımız tabii bu sürecin öncüleri ve küresel düzeyde başarılı girişimci çıkarma iddiası taşıyorlar. Bizim de bütün hedefimiz, Cumhuriyetimizi 100. yılına taşırken Türkiye’den küresel ölçekte unicornlar, milyar dolar değerini aşmış girişimler çıkarmak. Buradaki girişimlerimiz, destekçilerimiz ve yatırımcılarımızla bunu başararak, Türkiye’deki girişim ekosistemini daha ileri yaşayacağız” dedi.

İTÜ Rektörü Prof. Dr. Karaca: “İTÜ Çekirdek’te ülkemizdeki girişimcilik ekosistemini desteklemeyi ve başarılı iş fikirlerini doğru yatırımcılarla buluşturmayı sürdüreceğiz”

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, “İTÜ Çekirdek Erken Aşama Kuluçka Merkezimizi, erken aşamadaki girişimcileri desteklemek üzere 2012 yılında kurduk. Kurulmadan önce dünyadaki belli başlı merkezlerin özelliklerini ve Türkiye’deki uygulamaların iyileşme alanlarını inceleyerek yola çıktık. Yola çıkarken sahip olduğumuz vizyonu hayata geçirme başarımız sayesinde de hem Türkiye’de hem dünyada tanınan bir kuluçka merkezi haline gelmiş bulunuyoruz. İTÜ Çekirdek, uluslararası üniversite kuluçka merkezleri performans sıralaması olan UBI Global verilerine göre; üniversitelerin girişimcilik kuluçka merkezleri arasında dünyada ilk 5’te yer alıyor.

İTÜ Çekirdek olarak kurulduğumuz yıldan beri 2 bini aşkın girişime ve 5 bini aşkın girişimciye destek verdik. 83 milyon TL’yi aşkın yatırım alan İTÜ Çekirdek girişimlerinin toplam değerlemesi 956 milyon TL’yi, toplam cirosu ise 65 milyon TL’yi aştı.

Bu yıl Türkiye dışında 30 farklı ülkeden 80’i aşkın grup ve Türkiye’de 63 farklı şehirden binlerce başvuru alan İTÜ Çekirdek’te ülkemizdeki girişimcilik ekosistemini desteklemeyi ve başarılı iş fikirlerini doğru yatırımcılarla buluşturmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Tunçalp: “Geçen yıl girişimcilere ulaştırdığımız kaynağı ikiye katlamanın mutluluğunu yaşıyoruz”

İTÜ ARI Teknokent olarak dünyada eşi benzeri olmayan bir ekosistem kurguladıklarını belirten İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Deniz Tunçalp şunları söyledi; “2019 start-up kavramının yanı sıra scale-up kavramını da sıkça duyduğumuz bir yıl oluyor. Girişimleri sadece başlatmak değil, scale-up aşamasına getirerek hızlı bir şekilde büyütmek, tüm dünyada ve Türkiye’de giderek önem kazanıyor. İTÜ ARI Teknokent ve İTÜ Çekirdek olarak biz de scale-up kavramına odaklanarak, girişimcileri kendilerini büyütecek yatırım ve desteklerle bir araya getiriyoruz. Yeni paydaşlarımız ve büyüyen girişimcilik ekosistemi ile geçen yıl girişimcilere ulaştırdığımız kaynağı, bu yıl ikiye katlamanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Vitesi büyüterek, Türkiye’ye ek 30 farklı ülkeden başvuru aldığımız bu yıl; yabancı girişimlere de kapımızı açtık. Big Bang’de yatırım ve hibe alan yabancı girişimler işlerini globalde büyütmek için bir ofislerini İstanbul’da, İTÜ ARI Teknokent’te açacak. Türkiye’nin dört bir yanından başvuran girişimciler ise İstanbul pazarına ve ihtiyaç duydukları teknik uzmanlığa İTÜ Çekirdek desteği ile ulaşarak bulundukları illerden ülke ve dünya pazarlarına doğru büyümelerine hızla devam edebilecekler. 2020 sektör dikeylerinde, önemli paydaşlıklar kurarak girişimcilere daha çok destek sağlayacağımız bir yıl olacak.”

Ev sahibi İTÜ ARI Teknokent, beş girişime İTÜ Çekirdek kapalı ofis ödülü, üç girişime ise Innogate ödülü verirken, diğer girişimlere ise İTÜ MAGNET ve açık ofis ödülleri verdiğini duyurdu. Etkinlikte ayrıca Elginkan Vakfı, İstanbul Sanayi Odası, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) , EnerjiSA, Anadolu Efes, Agito, Allianz, Anadolu Sigorta, PETKİM, 3M ve Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) de geleceğin girişimlerine destek oldu.

3D Yazıcıların Son Marifeti; Cilt Ve Kan Damarları

Bir süredir hayatımızda olan 3 boyutlu yazıcılar pek çok alanda kullanılıyor. 3 boyutlu yazıcılar şimdi de canlı cilt ve kan damarları üretmeyi başardı. Yazıcıdan aldıkları çıktıları bir fareye bağlayan bilim insanları, umut veren sonuçlar elde etti.

ABD’nin New York kentinde bulunan “Rensselaer Politeknik Enstitüsü” bünyesinde yapılan çalışma kapsamında bilim insanları, 3 boyutlu yazıcıları kullanarak canlı cilt ve kan damarları üretmeyi başardı. 3 boyutlu yazıcıdan alınan çıktıları başarılı bir şekilde fareye bağlayan bilim insanları, çalışmalarda herhangi bir sorun çıkmazsa bu tekniğin yakın bir zamanda insanlar üzerinde de uygulanabileceğini düşünüyor.

Araştırmanın başındaki isim olan Kimya Mühendisi Pankaj Karande’ye göre bu yeni teknik, yaralardaki düzelmeyi hızlandıracak üstelik oluşturulan cilt, ete kesinlikle yapışmayacak. Bu şu anlama geliyor; söz konusu yeni cilt, ihtiyaç dışı kaldığında yeniden çıkartılabilecek ya da bir yaranın kabuğu gibi kendi kendine dökülebilecek.

Bir adım daha yaklaşıldı

Aynı şekilde bu teknikle oluşturulan kan damarlarının da başarılı bir şekilde görevlerini yerine getirebildiğini söyleyen bilim insanları, ürettikleri damarların içerisine gerçek damarlarda olması gereken etken maddeleri ekleyebildiler ve bu sayede çok kısa bir süre içerisinde yapay damarların gerçekçi bir hale dönüşmesini sağlayabildiler. Bunu klinik düzeyde kullanılabilir hale getirmek için araştırmacıların, donör hücrelerini CRISPR gibi bir teknoloji kullanarak düzenleyebilmeleri gerekiyor. Böylece damarlar hastanın vücudu tarafından kabul edilebilir hale gelebilecek. Öte yandan Karande “Bunu gerçekleştirebilmek için hâlâ o adımda değiliz, ancak bir adım daha yakınız” diyor.

Diyabet ve ülsere yardımcı olabilir

Yanık hastaları ile ilgili, sinir ve damar kaybını içeren zorlukların üstesinden gelmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söyleyen Karande, öte yandan ekibinin yarattığı dokuların araştırmacıları diyabetik veya ülser gibi daha belirgin sorunları olan insanlara yardım etmeye daha da yaklaştırdığını düşünüyor. “Ülserler genellikle vücut üzerinde farklı yerlerde görünür ve daha küçük cilt parçalarıyla çözülebilir. Diyabetik hastalarda ise yara iyileşmesi tipik olarak daha uzun sürer ve bu da bu süreci hızlandırmaya yardımcı olabilir” diyen Karande’ye göre söz konusu hastalıklara sahip insanları için bunlar mükemmel olurdu.

Nasdaq’ın Güvenliği Yapay Zekaya Emanet

Hacim bakımından dünyanın en büyük borsası olmasından dolayı dolandırıcıların en cazip hedeflerinden olan Nasdaq’ın güvenliğinden bundan sonra yapay zeka sorumlu olacak. İnsan analistlerle beraber çalışacak yeni bir derin öğrenme sistemi, günlük yapılan yaklaşık 17,5 milyon işlemi gözetleyecek.

Hayatımızda yapay zekanın yeri artık yadsınamaz bir gerçek… Birçok sektörde yapay zekanın farklı kullanımını görebilmek mümkünken; finans sektörü de bu dönüşümden nasibini fazlasıyla alıyor. Bunun son örneği de şu aralar Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük üç borsasından biri olan Nasdaq’da yaşanıyor. Hacim anlamında dünyanın en büyük borsası olarak kabul edilen Nasdaq’da manipülasyonları ve dolandırıcılıkları tespit edecek yeni bir yapay zekâ sistemi kullanıma sokuluyor. Hacim büyüklüğü nedeniyle dolandırıcıların gözdesi olan borsada sürekli olarak sistemi alt edecek yasa dışı girişimlerin de gözlemlenmesi gerekiyor ki bunlar arasında manipülasyon ve hissenin kapanış fiyatının şişirilmesi gibi faaliyetler bulunuyor. Bu gibi işlemlerin önüne geçebilmek için günde 17,5 milyona yakın işlem, insan analistlerle beraber çalışarak derin öğrenme sistemi tarafından kontrol edilecek.

Yeni eskinin yerini almayacak

Konuya ilişkin bilgi veren Nasdaq Kuzey Amerika’nın Piyasa Gözetleme Yöneticisi Martina Rejsjo hisse senetleri piyasasında eski sistemde insan analistlerin izlemesi için günde 1.000 uyarı verdiğini söyleyerek “Bunların bir kısmının dolandırıcılık işlemi olarak onaylanıyor ve bu gibi durumlarda çok ağır cezalar veriliyor” diye konuşuyor. Yeni sistemde ise yapay zeka sayesinde dolandırıcılık modellerini tespit etmede daha yüksek doğruluk oranına sahip olunacak, insan analistlerin yükü azaltılacak ve daha komplike dolandırıcılık modelleri daha kolay belirlenebilecek. Nasdaq Yapay Zekâ Müdürü Doug Hamilton’a göre de yeni sistem, eski sistemle birlikte kullanılacak ve doğrudan eskiyle yeni değiştirilmeyecek. Bunun nedeni de bilgisayar korsanlarının sistemlerin kör noktalarını bularak onları kandırabilmesi…

Yılda 750 bin uyarı

ABD’nin sermaye piyasaları dünyadaki en büyük, en likit finansal ekosistem olduğunu ve perakende ile kurumsal yatırımcılar için piyasaları korumanın önemli bir sorumluluk olduğunu söyleyen Martina Rejsjo, “Bu, ticari faaliyetlerini daha iyi sürdürebilmek için yeni teknolojileri benimseme ve kaldıraç yapma yöntemimizi sürekli olarak geliştirmek anlamına geliyor. Yapay zekayı izleme sistemimize dahil ederek, algılama kapasitemizi keskinleştiriyoruz ve ülkemiz pazarlarının bütünlüğünü korumak için piyasa faaliyeti bakış açımızı genişletiyoruz” diyor. Halen, Nasdaq’ın ABD pazarındaki gözetim ekibi, olağandışı fiyat hareketleri, alım satım hataları ve olası manipülasyonları tespit ederek yılda 750 binden fazla uyarı inceliyor.

Diğer pazarlara uygulayabiliriz

Michael O’Rourke ise yapay zeka ve makine öğreniminin şirketlerinde daha zengin bir müşteri deneyimi sağlamaktan, piyasa trendlerini tahmin etmekten veya daha gelişmiş bir pazar gözetimi yetenekleri oluşturmaya kadar geniş uygulama yeteneklerine sahip olduğunu belirterek şöyle devam ediyor:  “ABD hisse senetlerini izleyen piyasa gözetim sistemimizde yapay zeka uygulayarak, özellikle kötüye kullanım, piyasa kötüye kullanma kalıplarını öğrenmek için benzersiz yaklaşımlar kullanabilir ve bu bilgiyi dünya çapındaki diğer pazarlara uygulayabiliriz. Yapay zeka, piyasa bütünlüğünü korumak için gözetim ekiplerini daha hızlı, daha akıllı ve daha doğru izleme yetenekleriyle güçlendirecek olan uyarlamalı algılama modellerine odaklanan gelecek nesil gözetim teknolojisinin oluşturulmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. ”