Yazar -Hilal Dereli

Kuantum Bilgisayarların En Güçlüsü Geliyor

ABD merkezli Honeywell şirketi, önümüzdeki birkaç ay içinde şimdiye kadarki en güçlü kuantum bilgisayarı piyasaya süreceğini açıkladı. En az 64 kuantum hacmine ulaşmayı başardığı iddia edilen bilgisayarda aynı zamanda iyon tuzakları denilen bir teknoloji de kullanılıyor.

Önümüzdeki üç ay içerisinde şimdiye kadarki en güçlü kuantum bilgisayarı piyasaya sürülecek. Bu iddianın sahibi uzay-havacılık, kimya ve perakende gibi pek çok sektörde faaliyet gösteren ABD merkezli Honeywell şirketi… Kuantum bilgisayar dendiği zaman akla ilk olarak Google, IBM ve Microsoft gibi küresel teknoloji şirketleri gelse de Honeywell, sürpriz bir atılım yaparak listenin en güçlü adayları arasında yer almaya hazırlanıyor. Kuantum bilgi işlem hizmetleri Microsoft Azure Quantum ile ortaklık kurduğunu açıklayan şirket, aynı zamanda kuantum yazılım ve algoritma girişimleri Cambridge Quantum Computing (CQC) ve Zapata Computing’e de stratejik yatırımlar yapıyor.

Mevcudun iki katına ulaşıldı

Honeywell’in iddiasına göre söz konusu bilgisayar en az 64 kuantum hacmine ulaşmayı başarıyor. IBM’in geliştirdiği kuantum bilgisayarlarda sadece 32 kuantum hacminin görüldüğü düşünülürse iddia edilen hacim, oldukça büyük bir anlam kazanıyor. Honeywell’in kuantum bilgisayarı aynı zamanda ‘iyon tuzakları’ denilen bir teknoloji de kullanıyor. Bu teknoloji sayesinde yüklü atomları üst üste binmiş halde tutan şirkete göre, kuantum hesaplama duraklatabilecek ve sonuçlara bağlı olarak farklı bir şekilde yeniden başlatılabilecek. Honeywell’in yeni kuantum bilgisayarının sektördeki gelişmeleri ve rekabeti nasıl etkileyeceği ise şimdiden merak ediliyor.

 

Kaynak: https://fossbytes.com/worlds-most-powerful-quantum-computer-honeywell/

İlham Veren Türk Kadınları

Onlar kariyerlerinde pek çok ilke imza attılar. Sadece kendi başarıyla yetinmediler aynı zamanda tüm kadınların da ilham kaynağı oldular. Yaşadıkları dönem itibariyle birçok zorlukla karşı kaşıya kalsalar da tutkularından vazgeçmediler ve bildikleri yoldan şaşmadılar. Onlar bir taraftan isimlerini kendi dönemlerine bir daha silinmemecesine yazdırırken; bir yandan da geleceği şekillendirdiler. Bizler de İTÜ ARI Teknokent olarak bilim, teknoloji ve girişimcilik yolunda ileriye gitmek isteyen tüm kadınlara destek olmak için elimizden geleni yapıyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun!

 

Yasakları tiyatro aşkıyla delen kadın: Afife Jale

Türk tiyatrosunda sahne alan ilk Türk kadın oyuncu Afife Jale, 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. 1918’te Darülbedayi’ye talebe olarak kabul olunan Beyza, Refika, Behire ve Memduha adlı beş kızdan biriydi. Kendisi ve Refika hariç diğer kızlar ‘nasılsa sahneye çıkamayacakları’ gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı. Afife ile Refika ise yollarına devam etti. Aynı yıl Refika tiyatronun suflör, Afife de stajyer oyuncu kadrolarına alındı. Afife bir yıl süreyle bütün provalara devam etmesine rağmen bir türlü sahneye çıkamamıştı. 1920’nin 13 Nisan gecesi prömiyeri yapılacak olan, Hüseyin Suat’ın ‘Yamalar’ adlı oyununda, Emel rolü, Eliza Binemeciyan’ın tiyatrodan ayrılması sebebiyle ortada kaldı. Darülbedayi yöneticileri rolü Afife’ye oynatma kararı verdiler. Böylelikle Afife, 22 Nisan gecesi, Kadıköy’deki Apollon Sineması’nda Emel rolünü oynayarak sahneye çıkan ilk Türk kadını oldu. ‘Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!’ diyen Afife tiyatroya olan tutkusu nedeniyle, Müslüman kadınlara sahneye çıkma yasağını tanımayarak ağır bedeller ödese de bu sevdasından vazgeçmedi. Afife, 1923’de Atatürk’ün Müslüman kadınlara sahne yasağını kaldırması üzerine, tekrar oyunculuğa başladı ve turnelere çıktı. Zorlu sınavlardan geçen ve tiyatroya olan sevgisi için mücadele eden Afife, tutku ile bağlı olduğu sahnede birçok role hayat verdi.

 

Gökyüzüne sevdalı bir yürek: Bedriye Tahir Gökmen

Uçsuz bucaksız, mavi gökyüzünde süzülen bir uçak ve onu kullanan ilk kadın Türk pilotu Bedriye Tahir Gökmen… Uçmaya ve gökyüzüne olan sevdasını şöyle anlatmıştı o zamanlar: “Çocukluğumdan beri kuşların uçuşlarını, kanat çırpıntılarını, dönüşlerini büyük bir dikkatle seyreder ve bundan zevk alırdım. Tayyarecileri seyrederken tatlı bir heyecan duyar ve bu insanlar ne mesut, ben de böyle uçsam diye düşünürdüm.  Benim nazarımda tayyareciler insanlığın fevkinde büyük bir kudret sahibi kimselerdi, onlara karşı kalbimde büyük bir hayranlık ve hürmet hisleri dolu idi, benim içim onlar bambaşka birer varlıktı.” 1932’de Vecihi Uçuş Okulu’nda havacılık eğitimine başlayan ve bir yandan memurluk yaparken bir yandan uçuş eğitimlerini sürdüren Gökmen, 1933’te bröve aldı. Brövelerin onaylanması için gerekli olan sınavın teknik nedenlerle yapılamamasından dolayı ise pilotluğu onaylanamadı. Havacılık uğraşısı yüzünden çok tepki alan ve engellemelerle karşılaşan Gökmen’in bu sebeplerle aylığından ceza kesildi, sonunda ise işinden kovuldu. O ise tüm yaşadıklarına rağmen kalbinden bu tutkuyu hiçbir zaman atamadı.

 

Kadınların edebiyattaki ilk kalemi: Fatma Aliye

Türk edebiyatının ilk kadın roman yazarı olan Fatma Aliye, inandığı değerler uğruna ömrünü harcayan bir kadın aynı zamanda… Kendini geliştiren ve Fransızca’yı iyi bir şekilde öğrenen Aliye, evlenip dört çocuk sahibi olduktan sonra bile okumaya olan tutkusunu yitirmedi ve çeviriler yaparak edebiyat dünyasına adım attı. Başarılı çevirilerinin ardından roman yazmaya başlayan Aliye, 1892’de ‘Muhadarat’ adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı. Romanları edebiyat çevrelerinde o denli başarılı bulundu ki ‘Nisvan-ı İslâm’ ve ‘Udi’ adlı eserleri Fransızca’ya çevrildi. Romanlarında bireyleşmeye çabalayan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanları ele aldı. Kariyeri boyunca kadın sorunlarına ilişkin makaleler kaleme alan ve bu yazılarda kadın haklarını savunan Aliye, aynı zamanda ülkedeki ilk resmi kadın derneklerinden biri olan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’nin kurucusu oldu.

 

Yeşil sahalarda var olan ilk kadın: Lale Orta

Başarısıyla kendini kanıtlayan bir isim Lale Orta… Sahip olduğu kariyerde pek çok ilki başardı. ‘Dünyada ve Türkiye’de futbol organizasyonları üzerine analitik bir yaklaşım’ teziyle ilk kadın futbol doktoru olan Orta, Türkiye’nin ilk kadın futbol takımı olan Dostlukspor’da kaleci ve kaptan olarak futbol oynadı. Tüm bunların yanında Türkiye’nin profesyonel futbol liglerinde antrenörlük ve teknik direktörlük yapabilecek diplomayı alarak ilk kadın futbol antrenörü olarak görev yaptı. 1986-2005 arasında futbol hakemi olarak profesyonel ve amatör toplamda bin 500’ün üzerindeki maçta görev alan Orta, Türkiye Profesyonel Birinci, İkinci ve Üçüncü Ligi’nde maç yöneten ilk kadın hakem oldu. Orta, Profesyonel Birinci Lig seviyesinde Avrupa’da hakem olarak görev yapan ilk kadın olmayı da başardı. Orta’nın başarıları sadece ulusal alanda kalmadı ve 1995’de FIFA tarafından seçilen 27 ülkeden 54 kadın hakem arasına girerek ‘Dünyanın ilk FIFA kokartlı hakemleri’ arasında yer aldı. Türkiye’nin ilk FIFA kokartlı kadın hakemi olarak 11 yıl uluslararası hakemlik yaptı ve 150 uluslararası maç yönetti. 2003‘de ise UEFA tarafından Avrupa Kıtası’nın 17 en iyi hakemi arasına seçilerek ‘First Class’ listesine alındı.

 

Kız çocukların eğitimi için harcanan bir ömür: Refet Angın

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın öğretmeni olan Refet Angın, henüz küçük bir çocukken öğretmen olmaya karar verdi. Okuma yazmayı annesinden öğrenen Angın’ın Mustafa Kemal Atatürk ile yolları birçok kez kesişti. Bu karşılaşmaların hikayesi ise şöyleydi: “Refet Angın, birinci karşılaşması olan ilkokul yıllarında Atatürk’ün ‘Büyüyünce ne olacaksın çocuk?’ sözüne, ‘Öğretmen’ diye cevap verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir ve Atatürk’e ‘Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte’ dediğinde, Atatürk onun Gelibolu’daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. ‘Matematik’ cevabını alınca ‘Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir’ sözü üzerine Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir.” Özellikle kız okullarında eğitim veren, köy enstitülerinde görev yapan ve binlerce öğrencinin hayatına dokunan Refet Angın, öğretmek için yaşadı. Aynı zamanda kız meslek liselerinin kuruluşunda görev alarak yaşamı boyunca genç kızların hayata karışması ve eğitim alması için çabaladı.

 

İstikbalin göklerde olduğuna inanan bir kuşağın ilk temsilcisi: Sabiha Gökçen

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanına sahip Sabiha Gökçen aynı zamanda toplumun dayattığı kuralların dışında bir rota çizebilen sıra dışı bir isim….  1913’te Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın altıncı çocuğu olarak Bursa’da dünyaya gelen ve anne babasının ölümünün ardından abisinin yanında kalan Gökçen’in yaşamı 1925’te tamamen değişti. O yıllarda Bursa’da olan Atatürk’e ulaşan ve okumak istediğini söyleyen Gökçen, Atatürk tarafından alınarak evlat edinildi. Gökçen’in başarılı geçen bir eğitim hayatının ve kısa süreli sağlık sorunlarının ardından yaşamı 1935’te ikinci kez yeniden değişti. O yıl Türkkuşu’nun açılış töreninde planör gösterilerini izlerken havacılığa sevdalandı ve Atatürk’ün de desteğiyle Türk Hava Kurumu’nun Türkkuşu Sivil Havacılık Okulu’na kaydoldu. Ankara’da yüksek planörcülük brövelerini alan, sonrasında Rusya’ya gönderilerek yüksek planörcülük eğitimini tamamladı. 1936’da Eskişehir Askeri Hava Okulu’na girdi. Buradaki görevlerini başarıyla yerine getirerek dünyanın ilk ‘Kadın Savaş Pilotu’ unvanını kazandı. 1937’de Türk Hava Kurumu’nun yetiştirdiği ilk kadın pilot olması nedeniyle kurumun ‘9 numaralı Murassa (iftihar) Madalyası’ ile ödüllendirildi. 1955’e kadar Türk Hava Kurumu Türkkuşu’na başöğretmen tayin edildi. 1991’de Uluslararası Havacılık Federasyonu Altın Madalyası’nı alan Gökçen, 1996’da ise Amerika’da düzenlenen Kartallar Toplantısı’nda dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri seçilerek bu ödüle layık görülen ilk kadın havacı oldu.

 

Kaynakça:

https://www.afife.org

http://www.tayyareci.com

https://islamansiklopedisi.org.tr

http://www.futbolekonomi.com

https://tr.wikipedia.org

https://www.sgairport.com

https://tr.wikipedia.org/wiki/Afife_Jale

https://www.turktoyu.com/ilk-kadin-pilotumuz-bedriye-tahir-gokmen

https://islamansiklopedisi.org.tr/fatma-aliye-hanim

Derin Uzay Artık Daha Yakın: Arrokoth’un Sırrı Çözülüyor

Kırmızı, soğuk, 4 milyar yaşında üstelik patates şeklinde… Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, (NASA) Güneş Sistemi’nin dışında insanlık tarafından keşfedilen en uzak gök cismi olan Arrokoth’a dair detaylar paylaştı.

Güneş Sistemi’nin en uç gezegeni Pülton’dan 1,6 milyar kilometre uzaklıkta yer alan Arrokoth’dan ilk görüntü yıldız gözlemcileri tarafından yayınlandı. Amerikan yerlilerinden Powhatan halkının diline göre “gökyüzü” anlamına gelen Arrokoth; binlerce cüce gezegene ev sahipliği yapan geniş bir halka şeklindeki  bölge olan Kuiper kuşağında yer alıyor. Plüton’un ötesindeki evrenin sırlarını açığa çıkarmayı hedefleyen New Horizons’un Arrokoth ile ilgili dünyaya gönderdiği bilgiler 6 milyar kilometre uzaktan geliyor ve bu da iletişim sürecini “sancılı” hale getiriyor.

Sadece bir uzay patatesi değil

St Louis’deki Washington Üniversitesi’nden Profesör Bill McKinnon Arrokoth’dan şimdiye dek gök cismi hakkında öğrenilenlerin oldukça şaşırtıcı olduğunu söyleyerek “Bize güneş sistemimiz hakkında bazı derin gerçekleri anlatıyor. Bu sadece bir uzay patatesi değil. Bize olağanüstü bir hikaye anlatan olağanüstü bir dünya” diyor. New Horizons’un baş araştırmacısı Dr. Alan Stern ise buranın güneşten çok uzakta olduğunu hatta sıcaklığın tamamen sıfır olduğunu belirterek “Nesneleri bir çeşit durağanlık ya da zaman kapsülü içinde koruyor” diyor.

Teorileri tersine mi çevirdi?

Arrokoth’dan gelen verileri yorumlayan bilim insanları, gök cisminde çok az kratere rastlandığını, yüzeyinin de nispeten pürüzsüz olduğunu bildirirken; bir ucundan diğer ucuna 36 kilometre uzunluğunda olduğu öngörülen yüzeyinde suya rastlanmadığını söylüyor. Güneş Sistemi’nin 4,6 milyar yıl önce oluştuğu dönemden kalan ve gezegen oluşumu sürecini tamamlamamış olan birbirine yapışık iki yumru şeklinde olan bu gök cisminin nasıl oluştuğuna dair fikirler de oluşmaya başladı. Dr. Stern ve ekibine göre şiddetli çarpışmaya dair herhangi bir bulguya rastlamazken; iki yumrunun birleştiği kısımda çarpışma sonucu bir düzleşme veya çatlaklar olmaması, parçaların yavaşça birbirine tutunmuş olduğunu gösteriyor ki bu da gök cisminin parçacıkların yavaş bir şekilde bir araya gelmeleri sonucunu güçlendiriyor. Arrokoth’dan gelen bu bilgiler gezegenlerin oluşumuna ilişkin uzaydaki cisimlerin hızla birbirine çarparak daha büyük parçaları oluşturduğu ve sonrasında da gezegen halini aldığı yönünde olan yerleşik görüşü de çürütecek nitelikte…

https://www.theguardian.com/science/2020/feb/13/not-just-a-space-potato-nasa-unveils-astonishing-details-of-most-distant-object-ever-visited-arrokoth

https://listelist.com/arrokoth-gok-cismi/

Corona ile Mücadelede Robot Dönemi

Tüm dünya Corona virüsü ile mücadele ederken; hastalığın ortaya çıktığı Çin, virüse karşı giriştiği savaşta teknolojiyi kullanıyor. Ülkede yeni corona virüsü ile ilgili pnömoniyi önlemek ve kontrol etmek için drone ve robotlar kullanılıyor. Aynı zamanda Çinli teknoloji uzmanları, virüsün tespitini sağlayan boğaz testini yapabilecek robotlar üretmek için de çalışmalara başladı.

 

Çin’de ortaya çıkan ve Ulusal Sağlık Komisyonu tarafından ismi “yeni corona virüsü zatürresi” olarak duyurulan hastalık nedeniyle meydana gelen can kayıpları SARS nedeniyle ölenlerin sayısını geçmiş durumda… Tüm dünya hastalıkla mücadelede farklı tedbirler uygularken; Çin’de drone ve robotlar gibi yüksek teknolojili ürünler kullanılıyor. Wuhan’da birçok hastanede robot asistanlar, hastalara veya hastalık şüphesiyle karantinada tutulan kişilere ilaç ve yemek götürüyor, kişilerin yattığı yatakların çarşaflarını değiştirmek ve çöplerini toplamak gibi genel hijyen kuralları doğrultusunda hizmet veriyor. Hatta Eyalet Konseyi Bilgi Bürosu Hangzhou Haber Merkezi’nden bir rapora göre, Zhejiang Halk Hastanesi’nde bir robot, ilk Corona virüs hastasını teşhis etmeyi başardı. Hastanelerde kullanılan robotların sayısı her geçen gün artarken; hastaların bir tıp uzmanından ziyade bir robot tarafından yardım edilmesinin şokunu aşması bir veya iki dakika sürebiliyor. Guangzhou’daki bir alışveriş merkezinin önünde ise robotlar, çevreden geçen herkesin vücut ısısını kontrol ediyor. Böylelikle vücut ısısı fazla olanlar kontrol edilerek hastalığın yayılması engelleniyor.

Maskesiz insanlar tespit ediliyor

Sokaklarda ise dezenfeksiyon için drone’lar tercih ediliyor. Bir drone, her seferinde taşıdığı 10 kg’lık dezenfektan maddeyle 5 bin metrekarelik bir alanı temizleyebiliyor. Aynı zamanda açık alanlarda ve toplum içerisinde maske takmayan vatandaşlar için cezai yaptırım uygulanan ülkede, buna uymayan vatandaşlar da drone’lar ile denetleniyor. Açık alanlarda maske takmadan gezen vatandaşlar drone ile tespit ediliyor, sonrasında ise vatandaşlara uyarıda bulunuluyor. Drone kullanımı aynı zamanda hasta numuneleri ve tıbbi nakil personeli arasındaki teması azaltıyor ve teslimat sürelerini hızlandırıyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda bir tıbbi dağıtım dronu, Xinchang İlçesi Halk Hastanesi’nden Hastalık Kontrol Merkezi’ne uçtu.

Boğaz testini robotlar yapacak

Öte yandan Çinli bilim uzmanları virüsün tespitini sağlayan boğaz testini yapabilecek robotlar üretmek için de kolları sıvadı. Şu anki Corona virüs testinde hemşireler hastanın boğazından pamuklu bir çubuk yardımıyla örnekler toplamak zorunda kalıyor. SIASUN Robot & Automation Co Ltd’ye göre ise yılan şeklinde mekanik bir kol ve bir çubuk toplama parçası içerecek olan robot, sağlık personelinin enfekte olmasını önlemek için uzaktan kumanda edilebilecek.

https://www.ainonline.com/aviation-news/general-aviation/2020-02-07/drones-enlisted-fight-corona-virus-china

https://dailygamingworld.com/how-do-you-protect-hospital-assistants-from-coronavirus-use-robots/

https://www.khmertimeskh.com/50687829/china-working-to-develop-robots-for-virus-testing

Nükleer Atıktan Elmas Bataryaya

Nükleer tesisler ile ilgili en sık tartışılan konuların başında nükleer atıklar geliyor. Bir nükleer tesis kapatıldıktan sonra bu atıkların depolanması ve uzun yıllar korunması başlı başına bir mesele… Bu sorun üzerine çalışmalar yapan bilim insanları artık kullanılmayan nükleer tesislerdeki materyallerle elmas bataryalar üretmeyi başardı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın 2018 yılı verilerine göre dünyada 31 ülkede 450 nükleer reaktör işletme halinde bulunuyor, 18 ülkede ise 59 nükleer reaktörün inşası devam ediyor. 2017 itibariyle dünya genelindeki elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 11’ini karşılayan nükleer santrallerden 169’u da ömrü dolduğu için kapatıldı… Peki, kapatılan nükleer santrallerde bulunan ve binlerce, hatta milyonlarca yıl boyunca radyoaktif özelliğini koruyan nükleer atıklara ne yapılıyor?

Birçok ülkede bu atıklar reaktörlerin bulunduğu yerlerde ya derin beton havuzlarda su içinde ya da çelik kaplı beton varillerde, reaktör binalarının hemen dışında tutuluyor. Şimdilerde ise bilim insanları çevre için büyük risk oluşturan nükleer atık sorununa çözüm bulmuş gibi görünüyor.

Nükleer tehlike yaratır mı?

Birleşik Krallık’taki ilk nükleer tesislerden bir tanesi olan ve 1989’da kullanıma kapatılan Berkeley Tesisi’nde çalışmalar yapan bilim insanlarından Tom Scott, elmasın içerisindeki radyoaktif materyalin sarmalanarak elmas bataryalar vasıtasıyla elektriğe dönüştürülebileceğini söylüyor. Elektrik üretimindeki en kritik nokta ise tesiste kullanılan grafitteki radyoaktif karbon 14 izotopu…

Son birkaç yıldır radyoaktif çürümeden elektrik üretebilen ultra düşük güçlü sensörler geliştirdiklerini söyleyen Scott, bataryalar için grafik karbonun elmasa dönüştürülmesinin kullanımı sonlandırılmış tesislerde de gerçekleştirilebileceğini belirtiyor. Ekibinin prototip elmas bataryaların volkanlarda kullanıldığını ve oldukça kullanışlı olduğunu söyleyen Scott, bataryaların en önemli kullanım alanlarından bir tanesinin de uzay uçuşları olabileceğinin altını çiziyor. Nükleer bir tesiste kullanılan materyallerden batarya üretilmesi fikri akla ilk olarak radyoaktivite tehlikesini getirse de bilim insanları, radyoaktivitenin elmasın içerisine sıkıştırılması dolayısıyla herhangi bir tehlikenin söz konusu olmayacağını söylüyor.

 

Kaynak: https://www.popularmechanics.com/science/a30613776/nuclear-waste-diamond-battery/

 

İşte CES 2020’nin “en”leri…

 Oyun konsolları, akıllı aynalar, insansı robotlar, giyilebilir cihazlar, drone’lar, uyku teknolojileri, fotoğraf makineleri, ses sistemleri, ekran teknolojileri, elektrikli ulaşım araçları… Teknolojinin geleceğini sergileyen ve 20 bin ürünün lansmanının yapıldığı CES 2020, yine birbirinden çarpıcı yeniliklere ev sahipliği yaptı. Etkinlikte öyle ürünler vardı ki kimileri korkuttu, kimileri fiyatıyla şaşırttı kimileri de inovasyonuyla göz doldurdu.  

 

CES 2020’de ürpertici robotlar

Hepimiz günlük işlerde bize yardımcı olabilecek, gerçekten havalı, insan benzeri bir robot istemiyor muyuz? Buradaki problem; CES 2020’de tanıtılan robotların biraz ürpertici olması… Bunlardan ilki Rus startup şirketi Promobot tarafından üretilen bir yüze sahip olan insansı robot… “İnsanlar hakkında neler hissediyorsun” veya “Dünyanın en kalabalık ülkesi hangisidir” gibi sorulara mantıklı cevaplar verebilen robot, yüz kaslarını hareket ettirerek, yüzlerce farklı insan ifadesini taklit edebiliyor.

İkinci ürün her ne kadar sevimli olsa da yine de biraz ürkütücü… Tombot, gerçek bir destek hayvanının ihtiyaçlarını karşılayamayabilecek insanlar için yalnızlık ve depresyon tedavisi gibi çeşitli pratik kullanımlar için tasarlanmış robotik bir duygusal destek köpeği… Arkadaşınızın evine gidip kanepede bu köpeği gördüğünüzü hayal edebiliyor musunuz? İlk bakışta, çok gerçekçi ama çok sert bir köpek görmek büyük ihtimalle köpeğin öldüğünü düşündürür ki bu da oldukça endişe verici olsa gerek…

İhtiyaç duymadığınız halde satın almak istediğiniz ürünler

Bir teknolojik ürün hayal edin, çılgınlar gibi sahip olmak istiyorsunuz ama aslında o kadar da ihtiyacınız yok. Üstelik ihtiyaç duysanız bile zaten satın alabilecek paraya sahip değilsiniz. İşte bu akıl almaz kategoride onlarca ürün CES 2020’de sahneye çıktı. Bunlar arasında neler mi var; su geçirmez drone’lar, yapay zeka destekli çamaşır makineleri, hatta 8K televizyonlar… CES 2020’de görücüye çıkan Lamborghini, Amazon Alexa desteğiyle yapılan en pahalı araç olma özelliğine sahip. Her ne kadar araçlara Alexa entegrasyonu yeni bir teknoloji olmasa da 2020 model araçlarda sürücüler arkadaşlarını arayabilecek ve onlara mesaj gönderebilecek, klima ayarlayabilecek ve güç aktarımı özelliklerini aktive edebilecek.

Diğer bir ürün olan Samsung 8K televizyonun ise ekranının tüm gövdeye oranı yüzde 99. Henüz 8K televizyonlara yönelik fazla içerik bulunmadığı için cihaza yoğun bir ilgi bulunmasa da 8K’nın birkaç ay içinde satışa çıkacağı ve fiyatının 4 bin dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.

CES 2020’nin en çılgın ürünleri

4 bin 500’den fazla şirketin en son ürünlerini sergilediği CES 2020’de pek çok yeni teknolojide kullanıcılar tarafından oldukça “çılgın” bulundu. Bu ürünlere verilebilecek ilk örnek, geleceğin akıllı şehirlerinde otomobillerin yerini almak için tasarlanan Segway S Pod tekerlekli koltuk… Koltuğun yan kısmına yerleştirilen joystick ile yönetilen Segway S Pod elektrikli ve saatte 30 kilometre hıza kadar ulaşabiliyor.

Çoğunluğu kilolarca ağırlıkta olan kameralar artık hem daha hafif hem de daha küçük… Insta360 Go isimli ürün sadece 20 gram ağırlığında üstelik bu kamerayı rakiplerinden ayıran yanı bir gözlüğe monte edilip kullanılabilmesi. Sağlık saatlerinin her şeyi yaptığını mı düşünüyorsunuz? Aslında yanılıyorsunuz zira Withing’in yeni saati, uyku kesintilerini hissetmek için optik kan oksijen sensörlerini kullanıyor. Ayrıca EKG’ye de sahip olan ScanWatch atriyal fibrilasyonu tespit edebiliyor.

Kaynakça:

https://www.imore.com/creepy-robots-ces-2020-will-give-you-nightmares

ttps://www.imore.com/ces-2020-crazy-expensive-tech-nobody-needs-everybody-wants

Işınlanma Artık Hayal Değil!

Bilimkurgu filmlerinin vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan ışınlama için kurgudan gerçeğe dönüşme vakti gelmiş görünüyor. Zira Bristol Üniversitesi ve Danimarka Teknik Üniversitesi’ndeki bilim insanları, kuantum dolanıklık sayesinde yeni bir kuantum ışınlama teknolojisi geliştirerek ilk kez iki çip arasında veri ışınlamış oldu.

Bir zamanların fenomen dizisi Uzay Yolu’na dair neler hatırlarsınız desek alacağımız cevapların çoğu Kaptan Kirk’ün beylik lafı “Işınla beni Scotty” olurdu herhalde…  İnsanların bir yerden başka bir yere saniyeler içinde transferini sağlayan bu teknoloji çoğumuz için hâlâ bir bilim-kurgu malzemesi…  Oysa daha önce bazı deneysel çalışmaların yapıldığı veri ışınlanmasında bir adım daha ileri gidildi ve Bristol Üniversitesi ve Danimarka Teknik Üniversitesi’ndeki bilim insanları kuantum dolanıklık sayesinde yeni bir kuantum ışınlama teknolojisi geliştirdiklerini duyurdu. Bu, ilk kez iki çip arasında veri ışınlandığı anlamına gelirken; bilim insanları bu atılımın hem kuantum bilgisayarlar hem de kuantum internet için imkan sağladığını düşünüyor.

Çalışmanın odağında “kuantum” var

Işınlanmanın gerçekleşmesini sağlayan “kuantum dolanıklık”, iki parçanın uzun mesafelerde iletişime geçebilecek kadar iç içe geçebildiği yer olarak düşünülebilir. Bu sayede bir parçacık üzerinde meydana gelen değişiklik anında diğer parçacık üzerinde gerçekleşirken; teorik olarak bu yaklaşımda herhangi bir mesafe engeli bulunmuyor. Çalışmalar sırasında çiplerde bir çift dolaşmış foton kullanan bilim insanları, ardından bir fotonun kuantum ölçümü gerçekleştirdi. Bu sayede çip üzerinde yapılan değişiklikler, diğer çipte bulunan ortak fotona da uygulanmış oldu. Daha sonra çiplerin her birini kuantum dolaşımını kullanan bir dizi gösteri yapması için programlayan bilim insanları, çipli ışınlanma deneyi sonrası, kuantum ölçümünü yaptıktan sonra bir parçacığın bireysel kuantum durumunun iki çip boyunca iletildiğini ortaya çıkardı.

Kuantum hesaplama için önemli bir adım

Söz konusu ışınlanma nesneleri bir yerden başka bir yere aktarmayı içermese de kuantum bilgisini hemen hemen her yere taşımaya olanak sağlıyor. Üstelik bilim insanlarına göre, kuantum ışınlanma deneyinin başarı oranı yüzde 91. Çalışmayı yapan bilim insanları ışınlanmanın sadece kuantum iletişimi için yararlı olmadığını, aynı zamanda kuantum hesaplamanın da temel yapı taşı olduğunu söylüyor. Ekipten Dan Llewellyn, bu çalışmayla laboratuvardaki birbirine dolanmış iki çip arasında bir iletişim bağlantısı kurmanın zor olsa da kanıtlandığını söyleyerek yeni süreçlerinin daha kaliteli, daha hızlı kuantum devreleri sağlayacağını ve bugüne kadar üretilen en verimli yöntemlerden biri olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda Dr. Llewellyn, bunun “kuantum hesaplama ve iletişimde gerekli olan daha karmaşık kuantum devrelerinin” oluşturulmasına yol açabilecek önemli bir adım olduğunu da söylüyor.

Kaynak: https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-7830043/Information-TELEPORTED-two-chips-time.html

Önümüzdeki 10 Yılda Dünyayı Değiştirebilecek Büyük Keşifler Neler Olacak?

Son 10 yılda bilim dünyası büyük keşiflere imza attı. Neler mi? Örneğin, Higgs bozonunun keşfi, gen düzenleme için CRISPR kullanımı devrim yaratan gelişmelerden sadece birkaçı…  Peki, önümüzdeki 10 yılda bilimde neler yaşanması ve hangi teknolojilerin geliştirilmesi bekleniyor? İşte uzmanların ağzından 2020’lerde yaşanabilecek en heyecan verici keşifler, teknikler ve gelişmeler…

Evrensel grip aşısı

Uzunca bir süredir üzerinde çalışılan ama bir türlü geliştirilemeyen evrensel bir grip aşısı, önümüzdeki 10 yıl içinde geliştirilebilecek çığır açan tıbbi bir gelişme olabilir. Uzmanlara göre gelinen noktada evrensel grip aşılarına yönelik çeşitli yaklaşımlar ileri düzeyde ve şimdiden ümit verici sonuçlar birikmeye başladı. Teorik olarak, evrensel bir grip aşısının gribe karşı uzun süreli koruma sağlaması bu nedenle de her yıl grip aşısı yapma ihtiyacını ortadan kaldırması bekleniyor. Grip virüsünün bazı kısımları sürekli değişirken, pek çok kısmı da çoğunlukla yıldan yıla değişmeden kalıyor. İşte geliştirilmesi beklenen evrensel grip aşısına yönelik tüm yaklaşımlar, virüsün bu daha az değişken olan kısımlarını hedefliyor.

Evrensel grip aşısı için insanlardaki ilk denemeler Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nde (NIAID) başladı. Bu denemelerde, deneysel aşının güvenliğine ve katılımcıların aşıya karşı bağışıklık tepkilerine bakılacak. Bilim insanları araştırmanın ilk sonuçlarını da bu yılın başlarında bildirmeyi planlıyor.

Daha büyük ve daha iyi beyinler

Bilim insanları son 10 yıl içerisinde insan kök hücrelerinden üretilen ve “organoid” olarak bilinen mini beyinleri başarıyla yetiştirdi. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi’nden Nörobilim Profesörü olan Dr. Hongjun Song’a göre beyin organoidleri sadece erken fetal gelişiminde küçük bir beyin parçasına benzeyecek şekilde yetiştirilebiliyor. Bununla birlikte bu gelişme önümüzdeki 10 yıl içinde değişebilir. “Sadece hücre tipi çeşitliliği değil, hücresel mimariyi de gerçekten modelleyebiliriz” diyen Song’a göre olgun nöronlar kendilerini beyinde katmanlar, sütunlar ve karmaşık devreler halinde düzenliyor. Şu anda, organoidler sadece bu karmaşık bağlantıları besleyemeyen olgunlaşmamış hücreler içeriyor. Öte yandan Dr. Song, önümüzdeki on yılda bu zorluğun üstesinden gelinebileceğini düşünüyor. Beynin minyatür modelleriyle bilim insanları nörogelişimsel bozuklukların nasıl ortaya çıktığını anlamaya yardımcı olabilir; hatta gelecekte beynin hasarlı bölgelerinin yerini almak için sinir dokusunun “fonksiyonel birimlerini” bile büyütebilirler.

Dönüştürülmüş enerji sistemleri

İçinde yaşadığımız son 10 yılda yaşanan aşırı yağışlar, kuraklık, yükselen deniz seviyeleri aslında üstünde yaşadığımız gezegenin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Bu ciddi sorunun çözümlerinden birini dönüştürülmüş enerji sistemleri oluşturuyor. Illinois Üniversitesi’nde atmosfer bilimleri profesörü Donald Wuebbles, şiddetli hava koşullarından ve belki de deniz seviyesinin yükselmesinden kaynaklanan etkilerin nihayet iklim değişikliğini ciddiye almaya başlamamıza neden olduğunu belirterek “Enerji ve ulaşım sistemlerinin yenilenebilir enerjilere dönüştürülmesine yönelik yeni yaklaşımlar ve teknolojiler geliştirilecek” diyor. Penn State Üniversitesi’nde tanınmış Meteoroloji Profesörü Michael Mann ise önümüzdeki 10 yılda iklim konusunda harekete geçileceğini ancak bu geçişi hızlandıracak politikalara ve bu politikaları destekleyecek politikacılara ihtiyaç bulunduğunu söylüyor.

Axion’un keşfi

Son 10 yılda, çok küçük dünyamızdaki en büyük haber, diğer parçacıklara kütlelerini ödünç veren gizemli “Tanrı parçacığı” olan Higgs bozonunun keşfiydi. Bu keşif şu açıdan da önemliydi; Higgs’in bulunmasıyla diğer parçacıklar da yavaş yavaş öne çıkmaya başladı. Nitekim Nobel ödüllü fizikçi Frank Wilczek’e göre bu varsayımsal parçacıklardan birini bulma konusunda makul bir şansımız bulunuyor.

Aslında Axion, sıradan maddelerle nadiren etkileşime giren bir parçacık sınıfı yani tek bir parçacık değil. Karanlık maddeyi açıklamaya yardımcı olacak ve madde-antimadde dengesizliği hakkında bilgi verecek olan Axion keşfiyle bilim insanları, yerçekimi dalgalarını veya uzay zamanındaki dalgalanmaları tespit etmeyi hedefliyor. Axion’u bulmak için yapılan girişimler arasında şu ana dek Axion Karanlık Madde deneyi ve CERN Axion Güneş Teleskobu bulunuyor.

Dünyaya benzeyen bir atmosfer

6 Ekim 1995’te bir çift gökbilimci, güneşe benzer bir yıldızın yörüngesinde dolaşan ilk dış gezegenin keşfini açıkladığında evrenimiz daha da büyüdü. NASA’ya göre bu keşif sonsuza dek “evreni ve içindeki yerimizi görme biçimimizi” değiştirdi. On yıldan fazla bir süre sonra, gökbilimciler güneş sistemimizin dışında yıldızların etrafında dönen 4.104 dünyayı doğruladı ve artık şimdi 10 yıl önce bilinmeyen birçok dünya mevcut.

Astrofizikçi Seager’a göre önümüzdeki 10 yıl, James Webb Uzay Teleskobu’nun (JWST) beklenen lansmanı ile astronomi ve dış gezegen bilimi için oldukça heyecan verici olacak. Hubble Uzay Teleskobu’nun kozmik ardılı olan JWST’nin 2021’de piyasaya sürülmesi planlanırken; bilim insanları ilk kez öte gezegenleri kızılötesinde görebilecek. Tabii gelişmeler bununla da kalmayacak. Söz konusu teleskopla dünya benzeri atmosfere sahip kayalık gezegenlerdeki su buharı da tespit edebilecek. Su buharı da canlılar için yaşam anlamına geldiği için bilim insanları bunu umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriyor.

Kaynak: https://www.livescience.com/next-decade-biggest-scientific-advances.html

 

Yerli Otomobil Kornaya Bastı

Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun, 2022 yılında üretimine başlayacağı yerli otomobil Gebze’de tanıtıldı. Elektrikli, bağlantılı ve akıllı olmasıyla dikkat çeken Türkiye’nin Otomobili, sahip olduğu yeni teknolojiler ile kullanıcılarının otomobil deneyimini farklı bir boyuta taşımayı hedefliyor.

Fikri mülkiyet haklarına Türkiye’nin sahip olduğu, küresel ölçekte rekabet edecek bir otomobil markası yaratma hedefiyle Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell, Zorlu ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin güçlerini birleştirerek 25 Haziran 2018’de kurduğu Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. (TOGG) ilk lansmanını gerçekleştirdi. TOGG’un yerli elektrikli otomobilinin SUV ve Sedan modelleri kamuoyuna tanıtıldı. Otomobilin üretileceği fabrika yapımının 2020’de bitmesi, ardından yerli otomobilin üretimine başlanması planlanırken; yerli otomobilin ilk serisinin üretiminin ise 2022’de tamamlanması hedefleniyor. Aynı zamanda TOGG’un 2030 yılına kadar da fikri ve sınai mülkiyet hakları tamamen kendisine ait bir ortak e-platform üzerinde 5 farklı model üretmesi bekleniyor.

Yüzde 100 TOGG ile yüksek teknoloji

TOGG otomobil gamının tüm modellerine altyapı oluşturacak tamamen yeni ve doğuştan elektrikli araç platformunu özgün, modüler ve üstün olmak üzere 3 ana başlık ile tanımlıyor. TOGG bu başlıkların içeriğini “Otomotiv sektöründe daha önce ortaya çıkarılmış hiçbir platform ile ilişkisi olmayan, tamamıyla TOGG mühendisleri tarafından geliştirilen ve tüm fikri ve sınai mülkiyet hakları yüzde 100 TOGG’a ait olan, yüksek teknolojiye sahip doğuştan elektrikli ve bağlantılı platform… Azami verimlilik, konfor, dayanıklılık ve güvenlik gerekliliklerini bir arada sağlayabilen; farklı genişlik ve uzunluklara olanak veren modüler mimari… Sınıfının en uzun aks mesafesini sunarak otomobil içindeki yaşam alanının genişlik, ferahlık ve konforunu en üst düzeye taşıyan altyapı…” şeklinde sıralıyor.

2 farklı pil seçeneği ve hızlı şarj

Görüntüsü kadar teknolojisiyle de dikkat çeken elektrikli otomobil, 300+ kilometre veya 500+ kilometre menzil sağlayan iki farklı pil seçeneği sunuyor. Hızlı şarj ile 30 dakikadan kısa sürede yüzde 80 pil doluluk seviyesine ulaşabilecek otomobil, 0-100 kilometre/saat hızlanmasını 400 beygir güç sunan motor seçeneğinde 4,8 saniyede tamamlıyor. Doğuştan elektrikli modüler platform ile 300 ve 500 kilometre menzil opsiyonlarına sahip aynı zamanda merkeze sürekli bağlı olacak ve güncellemeleri uzaktan 4G/5G bağlantısıyla alabiliyor.

Euro NCAP 5 yıldız seviyesine uyumlu, platforma entegre edilmiş batarya ile yüksek çarpışma dayanımı ve yüzde 30 daha fazla burulma direncine sahip olacak. Aynı zamanda araç menziline yüzde 20’ye kadar katkı sağlayan geri kazanımlı frenleme de otomobilin önemli özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gelişmiş batarya yönetim ve aktif termal yönetim sistemlerinin sağladığı uzun ömürlü batarya paketine sahip olan otomobil, 200 beygir güç ile 7,6 saniye, 400 beygir güç ile de 4,8 saniye altında 0-100 km/s hızlanabiliyor.

Akıllı yaşamın tam merkezinde

Türkiye’nin Otomobili bağlantılı altyapısıyla internete bağlanabilmek için farklı bir cihaza ihtiyaç duymuyor ve tüm akıllı şehir altyapısı, elektrik şebekesi, cihazlar, evler ve binalar ile iletişim halinde olabiliyor. İlerleyen yıllarda, özellikle 5G teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte bağlantılı otomobil akıllı yaşamın merkezine yerleşmeyi ve kullanıcılara farklı bir mobilite deneyimi yaşatmayı hedefliyor.

2023’den itibaren dünyada ilk kez Türkiye’nin Otomobili’nde kullanılmaya başlanacak olan “Holografik Asistan” teknolojisi için de hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yenilikçi asistan, sıradan bir sanal gösterge panelinin çok ötesinde bir kullanıcı deneyimi yaşatmak amacı ile ileri göz takip algoritmaları ve holografik üç boyutlu görüntüleme teknolojilerinden faydalanacak. “Holografik Asistan” teknolojisi günümüzde otomobil içerisinde kullanılmakta olan 2 boyutlu ekran teknolojilerinin yerine ilk kez üç boyutlu görüntüleme ve artırılmış gerçekliği getirerek araç içi deneyimini sil baştan şekillendirecek. Bu teknoloji sayesinde sürücü gözünü yoldan ayırmadan aracın gösterge ekranında verilen bilgileri görmekle kalmayacak, aynı zamanda yol ve çevre hakkında ihtiyacı olabilecek diğer tüm bilgilere ulaşabilecek.

2019’un En Popüler Teknoloji Eğilimleri

Teknolojideki gelişmeler nefes kesen bir hıza ulaştı… Dünyanın her yerinde, her gün yeni bir gelişme yaşanırken özellikle bazı teknolojiler sağladıkları fayda ve yarattıkları ekonomik hacimle diğerlerine oranla baskın çıkıyor. İşte 2019’da en çok konuşulan, en çok kazandıran ve en popüler teknolojiler…

Nesnelerin İnterneti (IoT)

2019 yılı itibariyle her saniyede 127 yeni cihaza bağlanan 26 milyardan fazla Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazı bulunuyor. Söz konusu teknoloji akıllı ev teknolojisinden akıllı şehirlere ve akıllı tarıma kadar her şeyi kapsıyor. Şu anda IoT’nin 2019’daki en büyük uygulamalarından ikisi sağlık (kalp sağlığını takip eden akıllı saatler dahil) ve imalat… Endüstriyel üretim şirketlerinin yüzde 80’inden fazlası, verimliliği ve yeniliği artırmayı vaat eden IoT cihazlarını kullanıyor veya kullanmayı planlıyor. Nitekim üretimin 2019’da endüstriyel IoT harcamalarının yüzde 53’ünü veya en büyük oranını oluşturması söz konusu.

Yarı Otonom Araçlar

Steve Wozniak’ın en son tahminlerine inanıyorsanız, tamamen özerk araçlar hâlâ çok uzun bir yol olabilir. Zira 69 yaşındaki Apple’ın kurucu ortağı, herhangi bir sürücünün olmadığı otonom araçların kendisi hayattayken ortaya çıkmayacağına inanıyor. Bununla birlikte, günümüzde şerit merkezli direksiyon, adaptif hız sabitleyici ve eller serbest direksiyon dahil olmak üzere kendi kendine sürüşün belirli yönlerini sağlayan ve sayısı giderek artan araba bulunuyor. Cars.com, 2019 için bu özellikleri sunan 33 ana markadan 200 otomobilin kapsamlı bir listesini derledi.

Elektrikli Araçlar

Elektrikli araç popülaritesi son yıllarda önemli ölçüde arttı. Pazar şu anda Norveç’te (elektrikli araçlar Mart 2019’da tüm Norveç’in otomobil satışlarının neredeyse yüzde 60’ını oluşturdu) ve Çin’de (2018’de 1,1 milyon elektrikli araç satıldı) oldukça baskın.  ABD’de ise satışlar 2017-2018 arasında yüzde 81 arttı ve özellikle pillerin giderek daha uygun hale gelmesiyle katlanarak büyümeye devam edeceği bekleniyor.

Dünya daha sürdürülebilir bir gelecek için baskı kurarken; işletmeler de dağıtım sistemleri için cleantech’e (temiz teknoloji) yatırım yapıyor. Amazon kısa süre önce 100 bin elektrikli minibüs aldı ve DHL ise 2050’ye kadar lojistikle ilgili emisyonları sıfıra indirme taahhüdünün bir parçası olarak 2019’da 63 elektrikli minibüsü filosuna kattı.

Blockchain (Blok zincir)

Dünyanın teknoloji uzmanları bile bazen blockchain’in ne olduğunu ve ne yaptığını özlü bir şekilde tanımlamak için mücadele ediyor. Hacker Noon ise bu teknolojiyi basitçe “güvenlik, şeffaflık ve adem-i merkeziyetçilik sağlarken; işlem kayıtlarını tutan bir veri yapısı” olarak tanımlıyor.

Bitcoin gibi kripto para birimleri oluşturmak, günümüzde blockchain teknolojisinin en yaygın uygulamalarından biri. Nitekim Eylül 2019 itibarıyla ABD’de 3 bin 571 bitcoin ATM’si bulunuyor. 2013’te 1.48 milyar dolar olan bitcoin piyasa değeri 2019’un üçüncü çeyreğinde 144.96 milyar dolara sıçradı. Blockchain teknolojisi, sigorta taleplerinin işlenmesi, akıllı sözleşmeler, sağlık kayıtlarının kodlanması ve saklanması, tedarik zinciri görünürlüğü ve müzik sahipliği haklarında da kullanılabiliyor.

Bulut Teknolojisi

Bulut bilişim bir süredir varlığını sürdürüyor ancak kullanımı son yıllarda hızla arttı. Bugün, şirketlerin yüzde 90’ı bir tür bulut hizmeti kullanıyor ve sadece ABD’de söz konusu teknolojiye bu yıl 124,6 milyar dolar harcanması bekleniyor. Dünya çapındaki harcamaların ise yüzde 23,8 oranında artarak 210 milyar dolara ulaşması tahmin ediliyor.

İşletmelerin bulut bilişim kullanma biçimi de gelişiyor. Veriler giderek daha fazla çevrimiçi depolandığından, sunucu entegrasyonu yakında gereksiz olabilir. Bu yılın başlarında, Gartner Kıdemli Araştırma Direktörü Ross Winser, “Küresel kuruluşların yüzde 20’sinden fazlası 2020’ye kadar sunucusuz bilgi işlem teknolojilerini kullanacak” diyor.

Kimilerince “yeni bulut” olarak da adlandırılan uç bilgi işlem de popülerlik kazanıyor. Bu da veri depolama alanını verilerin kaynağına yaklaştırarak gecikmeyi ve bant genişliği kullanımını azaltıyor.  Mobil uç bilgi işlem harcamalarının 2019’da 1,3 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Drone Teslimatı

2019’da Uber Eats, Amazon ve Apple da dahil olmak üzere drone teknolojilerini geliştirmek için çalışan bir dizi şirket uçuşlar gerçekleştirdi. Öte yandan bir Google yan kuruluşu Wing ve UPS, Federal Havacılık İdaresi (FAA) sertifikası alan ilk şirketler oldu. Sertifikasyonu bir pilotun aynı anda birden fazla drone ile uçmasına izin veren Wing, ilk drone teslimatını ekim ayında Virginia, Christiansburg’da tamamladı. Şirket, şehrin 22 bin sakinine deneme uçağı teslimat hizmeti sunmayı planlıyor.

En başarılı drone teslimat şirketlerinden biri olan ve 1,2 milyar dolar değerinde olan Zipline de Ruanda ve Gana’da yaklaşık 22 milyon kişiye kan ve aşı gibi acil ilaçlar sunuyor. Öte yandan güvenlik, hava durumu, menzil ve gürültü kirliliği gibi drone teslimatını çevreleyen bazı endişeler de sürüyor.

Yapay Zeka

Bugün yapay zeka, işletmelerin yüzde 83’ü için stratejik bir öncelik. 2025’e kadar da yapay zekanın 190 milyar dolarlık bir endüstri haline gelmesi bekleniyor. Twitter, tweet’lerde nefret dolu ve rahatsız edici içeriği filtrelemek için yapay zeka alt kümesi olan makine öğrenimini kullanıyor. Amazon’un Alexa’sı çeşitli komutları yerine getirmek için konuşma tanıma özelliğini kullanıyor, HDFC Bank ise 0.4 saniyede veya daha kısa sürede yanıtlar sağlamak için binlerce kaynaktan bilgi toplayan EVA adlı bir yapay zeka sohbet botu kullanıyor.

Yapay zeka henüz bir insan gibi düşünemiyor veya empati kuramıyor. Bununla birlikte şirketler yüz ifadelerini tanımayı ve yorumlamayı, hasta davranışını izlemeyi ve pazarlama kampanyalarında tüketici tepkilerine yanıt vermeyi yapay zeka sistemlerine öğreterek bu yetenekleri artırmaya çalışıyor.

Sanal Gerçeklik ve Artırılmış Gerçeklik (VR & AR)

2019’da 14 milyon artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) cihazının satılacağı öngörülüyor. VR, kullanıcıları üç boyutlu bilgisayar tarafından oluşturulan bir dünyaya tamamen daldırırken; AR, kullanıcının mevcut canlı görünümüne (Snapchat lensleri veya Pokemon Go gibi) dijital özellikler ekliyor.

Video oyunları, yılsonunda 15 milyar dolara ulaşması beklenen VR oyun ekipmanlarının toplam satış geliri ile pazarın en büyük payını temsil ediyor. Bununla birlikte, söz konusu teknolojinin mahkumların topluma geri dönüşe hazırlanmalarına yardımcı olma ve tüketicilerin rezervasyondan önce bir tatil deneyimi yaşamaları gibi oyun dünyasının dışında uygulamaları da bulunuyor.

Üretim sektöründe AR, çalışanları makine arızaları hakkında bilgilendirerek ve potansiyel olarak tehlikeli durumlarla ilgili uyarılar vererek giderek daha faydalı hale geldi. Ayrıca tasarım ve montaj konusunda kapsamlı eğitim ve uzaktan uzman yardımı sağlamak için de kullanılabiliyor.

 

Kaynak: https://www.thomasnet.com/insights/8-top-technology-trends-of-2019/