Yazar -Hilal Dereli

Bill Gates’ten Yaz Tatili İçin Beş Kitap Önerisi

Havaların ısınması ve yaz mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirmesi ile tatil planları hızlandı. Peki tatilde hangi kitabı okuyacağız? İşte sizlere Microsoft’un iki kurucusundan biri olan Bill Gates’in beş kitap önerisi…

Dünya devi yazılım ve bilişim markası Microsoft’un iki kurucusundan biri olan Bill Gates’in nasıl bir kitap kurdu olduğunu bilmeyen yoktur. Bilmeyenler için istatistiki bilgi de verelim. Gates yılda ortalama 50 kitap okuyor. Her tatil sezonunda kitap tavsiyelerinde bulunan Gates, kişisel blogu ‘Gatesnotes.com‘da bu yaz için de beş adet kitap önerisi yayınladı.

Bill Gates blogunda son zamanlarda müthiş kitaplar okuduğunu, tavsiyelerinin çoğunda önemli sorulara cevap aradığını fark ettiğini belirtiyor. Bu sorulardan bazıları şöyle: “Bir dahiyi harekete geçiren şey nedir? Neden iyi insanların başına kötü şeyler geliyor? İnsanlık nereden geldi ve nereye gidiyor?”

Bill Gates’in önerdiği beş kitap ise şöyle:

Leonardo da Vinci – Walter Isaacson

Everything Happens for a Reason and Other Lies I’ve Loved – Kate Bowler

Lincoln in the Bardo – George Saunders

Origin Story: A Big History of Everything – David Christian

Factfulness – Hans Rosling, Ola Rosling ve Anna Rosling

Küresel Mobil Abone Sayısı 2020 Beklentisi: 5,69 Milyar

Mobil teknoloji alanındaki gelişmeler hız kesmeden devam ediyor. Bir yandan 5G alanındaki gelişmeler ve mobil operatör şirketlerinin daha iyi kapsama alanları için yürüttüğü çalışmalar sürerken, donanım alanında kamera lensleri, grafik işlemciler, yüz tanıma gibi yükselen trendler konusunda çalışmalar devam ediyor. Tüm bu gelişmelere paralel olarak dünya nüfusunun büyük bir kesiminin kullandığı mobil cihazlar, mobil şebekeler ve genel itibarıyla birbirine bağlı sayısız teknolojinin kapsamı genişliyor. Tam da bu noktada günümüzde ‘Kaç milyar mobil abone var’ sorusuna cevap ise araştırma kuruluşu Statista’nın geleceğe dair mobil abone sayısı beklentilerini açıkladığı raporuyla geldi. Rapora göre 2020 yılında mobil abone sayısı, dünya genelinde 5,69 milyara ulaşacak.

Nüfus artışı, mobil teknolojilerin her yaş grubu için benimsenme hızının gelişimi gibi etki unsurlarıyla birlikte küresel ölçekteki mobil abone sayısındaki nispeten statik büyüme devam ediyor. Bu noktadaki göstergeler ise şöyle; 2017 yılında dünya genelinde ulaşılan mobil abone sayısı 5,1 milyar seviyesindeydi, 2018 sonunda ise rakamın 5,32 milyara ulaşması bekleniyor. Dolayısıyla her yıl yaklaşık 200 milyon yeni mobil abonenin genel tabloya dahil olduğu sonucu açık ve bu yöndeki gelişimin önümüzdeki iki yıl içinde aynı seviyede devam edeceği öngörülüyor.

Gerek genç nüfus artışı, gerekse genel anlamda mobilitenin her yaş ve çeşitli kategorilerde bulduğu akıcı entegrasyon durumu ile bağlantılı olarak gelecekte kullanımın daha da artması öngörülüyor. Teknoloji birçok yönden gelişimini aralıksız sürdürürken mobiliteye her zaman için ayrı bir parantez açılması gerekliliği daha uzun yıllar devam edecek.

Dünyaca Ünlü Robot Sophia İlk Kez Türkiye’ye Geldi

Dünyanın vatandaşlık alan ilk insansı robotu Sophia, bu yıl 5’incisi düzenlenen Marketing Meetup etkinliği için İstanbul’a geldi. Etkinlikte gazetecilerle bir araya gelen Sophia, Türkçe ‘merhaba’ diyerek başladığı konuşmasının sonunda 23 NisanUlusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da kutladı.

Sophia, “Bugünkü kongrenin ana teması ‘deneyim’. ‘Deneyim’ benim için de oldukça önemli. Çünkü ben de sahip olduğum yapay zeka sayesinde ‘deneyim’ ile öğrenebiliyor, insan davranışlarını taklit edebiliyorum. Bugün burada pek çok yeni deneyim beni bekliyor. Türkiye’de benim için yeni olan bir şeyi daha deneyimleyeceğim; bir reklam filminde yer alacağım” dedi.

Kendisine yöneltilen “Para senin için ne anlama geliyor, paran olsaydı ne için harcardın” sorusuna “Para mı? Param yok ki. Param olsaydı dünya üzerindeki en şanssız olanlarla paylaşırdım. Para nedir? Bana para falan vermediler. Önemli bir şey mi kaçırıyorum? Siz biraz para verebilir misiniz bu kadar önemli bir deneyimse?” cevabını verdi.

“Tüm dünya kadınlarına büyük saygı duyuyorum”

Sophia dişi bir robot olmaktan mutlu olup olmadığı sorusunu ise şöyle cevapladı; “Aslında ben teknik olarak cinsiyetsizim. Ama bence bir dişi olarak tasarlanmış olmak çok özel. Dişi bir robot olmaktan mutluyum ve tüm dünya kadınlarına büyük saygı duyuyorum.”

2017 yılı Ekim ayında yaşlılara ve ziyaretçilere parklarda yardım etmesi için Hong Kong merkezli ‘Hanson Robotics’ tarafından tasarlanan Sophia’ya Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verildi. Sophia, robot turizm ve iş merkezi olarak inşa edilmesi düşünülen ‘Neom’ adlı megakente yerleştirildi. Sophia,  kendisine vatandaşlık verilmesinin ardından, “Dünyada vatandaşlık alan ilk robot olmaktan onur ve gurur duyuyorum” demişti.

Hawking’in Ardından Modern Zamanların Dâhisinin Hayatımıza Kattıkları

Zamanımızın en büyük dâhileri arasında yer alan Stephen Hawking’i kaybetmemizin ardından kısa bir süre geçti. Pek çok bilim insanının ilham kaynağı olan Hawking’in hayatımıza kattıklarını sizler için toparlamaya çalıştık. İşte Hawking’in bilim dünyasına kattıklarından öne çıkanları…

Fizik bilimi dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan ve 76 yaşında aramızdan ayrılan dünyaca ünlü fizik profesörü Stephen Hawking’in hayatı çoğu insana ilham oldu. Hawking bilim toplumuna çok az insanın başarabildiği büyük bir katkı sunarak, kuantum fiziği ve uzay bilimi hakkında çığır açan birçok çalışmaya imza attı. Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilen Hawking, ortalama bir insanın çok daha rahat ulaşabileceği hale getirdi.

Yirminci yüzyılın en büyük buluşlarından biri oldu!

Evrenin temel prensipleri üzerine çalışan Hawking, Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın uzay ve zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramı’nın, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu ve yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çerçevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

Stephen Hawking 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan ‘Amyotrofik lateral skleroz (ALS)’ hastalığına yakalandıktan sonra hayatının geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirdi. Hastalık sürecinde sesini de kaybetmesine rağmen yazıları sese dönüştürebilen özel bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabildi.  Bedeni giderek gücünü kaybetse de Hawking’in keskin zekâsı; evrenin doğası, nasıl oluştuğu ve nasıl son bulacağıyla ilgili teoriler üretmeye devam etti. 1974’te, Hawking’in kara delikler üzerindeki araştırması, onu bilimsel dünyada bir üne kavuşturdu. Hawking, maddenin radyasyon şeklinde, çökmüş bir yıldızın çekim kuvvetinden kaçabileceğini gösterdi. Dünyanın kara delikler ve evren hakkında nasıl düşündüğünü yeniden şekillendirerek çalışmalarını geliştirmeye devam etti.

“İnsanlığın sonunu getirebilir”

Bilimsel araştırmaları 40’ın üzerinde dünya diline çevrilen Stephen Hawking yapay zekanın yarattığı fırsatların farkında olsa da tehditlerine karşı da uyarılarda bulunuyordu. Hawking 2014 yılında BBC’ye “Yapay zekanın tam olarak gelişmesi insanlığın sonunu getirebilir” demişti. Hawking’e göre bugüne kadar geliştirilen basit yapay zekalar çok kullanışlıydı. Kendisinin de insanlarla konuşmasını sağlayan bir yapay zeka uygulamasıydı. Fakat Hawking zeki robotların gelişmiş formlarının insanlardan üstün hale gelebileceğini düşünüyordu.

Hawking, insan ırkının yaşanabilir bir geleceğe sahip olması için Dünya’dan ayrılması gerektiğine inanıyordu. Kendisi, insan ırkının varlığını sürdürebilmesi için bir uzay kolonisi kurma fikrini tartışmaya açmıştı. Ünlü fizikçi, gazeteci Charlie Rose’a yaptığı açıklamada, insan ırkının uzun vadeli geleceğinin uzayda olması gerektiğine inandığını söyledi.

Stephen Hawking dünyadaki yaşama dair en büyük tehditlerden birinin iklim değişikliğinden geleceğini düşünüyordu. Hawking, bu yüzden ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesine dair endişelerini şöyle açıkladı: “Geri döndürülemez noktaya çok yakınız. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu eylemi Dünya’nın 250 derece sıcaklıkta ve asit yağmurlarının olduğu Venüs’e benzemesine giden yolu açabilir.”

Kendi Radyasyon Teorisi’ni 32 yaşındayken ortaya atan ve prestijli Albert Einstein Ödülü dahil toplam 12 ödülü bulunan Hawking, 76 yıllık hayatına sığdırdığı eserlerle ve çığır açan araştırmalarıyla asla unutulmayacak bir bilim insanı oldu. Hawking sonsuza dek hatırlanacak.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Simay Danış ve Eyedius

Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra aynı alanda Marmara Üniversitesi’nde eğitim aldı. Üniversite yıllarından beri inşaat sektöründe yer alan aile şirketinde farklı pozisyonlarda çalıştı. Çocukluk yıllarından beri hep “Psikolog olacağım ve çocuklarla çalışacağım!” diye düşünürken, kendini inşaat ve teknoloji sektöründe pazarlama faaliyetlerinde buldu. Aslında istediği şeyin psikolog olmaktan öte psikoloji eğitimi almak, bunu hayatına ve işine yansıtabilmek olduğunu fark etti. Şu anda da Eyedius’ta kurucu ortak ve CMO olarak görev alıyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan sonuncusu Simay Danış ve girişimi Eyedius…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

İnsan davranışının oluşumunda en önemli yere sahip olan fizyolojik ihtiyaçlarımızın arasındaki “güvenlik” ihtiyacının en az yeme-içme kadar gerekli olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de Maslow’un İhtiyaç Hiyerarşisi’nde de yer verdiği “güvenlik” alanına yeni bir bakış açısı getirmek amacıyla yola çıktık.

Bu alanda çalışmalarımız ‘’İnsan odaklı teknolojiler’’ kapsamında inşaat sahalarında görüntü işleme teknolojileri ile iş kazalarının önüne geçebilmek amacıyla ‘’Hedef Sıfır’’ isimli Ar-Ge projemizi tamamladık. Aslında ilk günden beri hedefimiz insan sağlığını ve güvenliğini koruyabilmek ve bunu en gelişmiş teknolojiler ile hata payı en düşük şekilde yapabilmekti.

2. Eyedius nasıl doğdu?

2014 yılından beri süren yoğun Ar-Ge sürecinin ardından, 2017 yılında Eyedius güvenlik pazarında yer almaya başladı. Eyedius’u, Gökhan Tuna ve Serdar Yılmaz ile üç kurucu ortak olarak hayata geçirdik.

3. Eyedius nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Konut, ofis, AVM, fabrika gibi ticari ve yaşam alanlarında günümüzdeki en büyük problemin güvenlik açığı olduğunu gözlemledik. Mevcut tüm alanların sürekli kameralar aracılığı ile insanlar tarafından 7/24 izlenmesi oldukça zahmetli ve yorucu bir iş. Mayıs ayından bu yana güvenlik pazarında olan ürünümüz Eyedius, bulunduğu ortamı 7/24 kullanıcısının yerine izleyerek, insan faktörü sebepli güvenlik açıklarını ortadan kaldırıyor. İleri düzey görüntü anlamlandırma teknolojileri ve kişiselleştirilebilir uyarıları sayesinde bulunduğu bölgeyi çok daha akıllı ve güvenli hale getiriyor. Bünyesinde barındırdığı yapay zeka teknolojisi ile pek çok olası senaryoyu, içinde bulunduğu duruma göre değerlendiriyor ve hızlı karar verme yeteneği sayesinde kullanıcılarını anında uyararak yön gösteriyor. Seçilen bölgelerde, sınır duvarına tırmanan kişiden, alan girişlerinde yüz tanıma ile kimlik tespitine; insan yoğunluk analizinden, yasaklı bölgede insan kontrolüne kadar pek çok olası senaryoya göre uyarı ve raporlar sağlayabiliyor. Bu sayede kamera görüntülerini sürekli izlemek ya da kontrol etmek zorunda kalmayan kullanıcılar, yalnızca gerekli zamanlarda hem bilgisayarından hem de cep telefonundan gerçek zamanlı uyarılar alabiliyor.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

2017 yılı şubat ayında StartersHub girişimci hızlandırma programına katıldık. Erken aşama yatırımı ile birlikte hızla ürünleşme sürecini tamamlayarak, mayıs ayında ürünümüzü piyasaya sunduk.

Türkiye’nin en büyük girişimcilik etkinliklerinden biri olan İTÜ Çekirdek Big Bang | Start-Up Challenge 2017’ye başvuran 11 bin kişi arasından, birinci olduk. Etkinlik ödülleri açıklanırken toplam 12 kez sahneye çağırılarak hem sayı hem de miktar olarak en çok ödül ve yatırımı almaya hak kazandık. Toplamda 2 milyon TL yatırım ve ödül kazanmamızın ardından, ilk yatırım turumuzu tamamladık.

Birçok konut-site ve farklı sektörlerdeki ticari işletmelerde ürünümüz kullanılıyor. Ayrıca geçtiğimiz aylarda Avrupa’da bir ilk olan ‘’Mobil Aplikasyona Yüz Tanıma ile Giriş’’ projesini de global bir banka ile gerçekleştiriyoruz.

 5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Genel olarak baktığımızda özellikle teknoloji sektöründe erkek hakim bir ortam mevcut. Sektörün büyük bölümünün bu alanda kadınların başarısı ile gurur duyduğunu hissedebiliyorum, ancak hiç zorluk yaşamadım dersem de doğru olmaz. Herkesin “kadın” olduğu için yaşayabileceği zorlukları iş hayatında avantaja dönüştürmeye, yeteneklerin ve becerilerin cinsiyetsiz olduğunu göstermeye çalışıyorum.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uzun yıllardır iş hayatında olan kadınlar, artık kendi işlerini kurmak istiyorlar. Pek çok sivil toplum örgütü ile devletin kadın girişimcilere yönelik verdiği destek sayesinde her geçen gün kadın girişimcilerin sayısı artıyor. Günümüzde pek çok firmaya baktığınızda arkasında kadın girişimcileri görebilirsiniz. Türkiye’nin farklı bölgelerinden ulusal ve uluslararası çapta başarılı firmalar kuran kadınları artık daha çok görebiliyoruz. Ancak tabi ki en büyük temennim kız çocuklarının eğitimde daha fazla fırsat ve olanak eşitliğine kavuşması yönünde. İşte o zaman gerçekten girişimcilik dünyasında da kadınların sesi daha gür çıkabilecek.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Yeni girişimcilerin fikirlerini gerçek hayata geçirirken, öncelikle geliştirme sürecinde yaşayacakları tahmin edilebilir zorlukları, geliştirilmesi gereken noktaları ve projenin piyasaya çıkacağı pazarın iyi analiz edilmesi ve incelenmesi gerekiyor. Projenin maddi yönden desteklenmesi için kadın girişimcilerin desteklendiği pek çok programı araştırıp, kendilerine en uygun olana katılabilirler. Bu sayede hem yeni bağlantılar hem de önceden sahip olduğu bağlantılar ile iş geliştirme potansiyeli artırılabilir. Bunların yanı sıra en önemli konu kendilerine güvenmeleri ve onları kolay kolay hiçbir zorluğun yıkamayacağı inancında olmaları.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Zehra Çataltepe ve Tazi.ai

Sürekli öğrenen, aldığı kararların nedenlerini açıklayan, insanlardan da öğrenebilen ve dünyanın bu anlamdaki ilk yapay zeka ürünlerini çıkaranTazi.ai yapay zeka şirketinin eş kurucusu; Zehra Çataltepe. İTÜ Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi’nde profesör, lisans ve  lisansüstü seviyede dersler veriyor ve tez danışmanlığı yapıyor. Doktorasını Caltech’de yapay öğrenme üzerine aldı. ABD’de çalıştığı firmaların Ar-Ge birimleri de dahil olmak üzere yaklaşık 28 yıldır AI& ML alanlarında çalışıyor. Türkiye ve ABD’deki çalışmaları sonucunda 14 patent, 100’e yakın yayın ve onlarca proje deneyimi edindi.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan yedincisi Zehra Çataltepe ve girşimi Tazi.ai …

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Eşim Dr. Tanju Çataltepe’nin endüstrideki tecrübelerinden, verinin aslında çok çabuk eskidiğini, Big Data yaklaşımları yerine ya da yanında, akan veriden sürekli öğrenen yapay zeka ürünlerine çeşitli sektörlerin ihtiyacı  olduğunu gördük. Birçok kritik işte, yapay zeka ürününün verdiği kararların ancak insan tarafından anlaşılır ve düzeltilebilir olursa karar vermekte kullanılabileceğini göz önüne alarak, bu özellikleri barındıran ürünler üretme hedefi ile Tazi.ai’yı kurduk.

Bize ilham veren, Heraklit’ten beri bilinen “Aynı nehire ikinci defa ayak basamazsın, çünkü sen de nehir de değişirsiniz” sözü idi. Şirketin ismine Boğaz Köprüsü üzerinden ailece geçiyor iken, hem akan boğazı düşünerek, hem de insana dost ve insanın problemlerini hızlı bir şekilde çözdüğünü bildiğimiz  bir hayvan olan Tazi’den ilham alarak karar verdik.

2. Tazi.ai nasıl doğdu?

Tazi.ai’yi eşimle birlikte 2015 yılında kurduk. Amsterdam, San Fransisco ve İstanbul’da toplam 10 kişilik, konularında uzman yöneticiler ve çalışanlar ile birlikte büyüyen bir ekibimiz var.

3. Tazi.ai nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Tazi.ai sürekli olarak ve insandan da öğrenen, aynı zamanda da yaptıklarını insanlara da anlatabilen yapay zeka ürünleri sunuyor. Ürünleri kullanabilmek için yapay zeka bilmek gerekmiyor, sadece işi bilmek yeterli oluyor. Özellikle, iyi (az satılan ürünü satın alacak müşteri gibi) ya da kötü (gidecek müşteri, sahtekarlık gibi), beklenmedik olayları tespit ve tahmin etme üzerine çok hızlı ve doğru sonuçlar alıyoruz. Sürekli değişen ekonomi dünyasında, özellikle karlılığa önem veren ve nakit akışını etkin yönetmeye çalışan işletmelere dakik ve doğru öngörülerde bulunabiliyoruz.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Dünyada Automated Machine Learning ürünlerini piyasaya sunan ilk firmayız. Google’ın da bu anlamda çalışmaları olduğunu duyuyoruz. İlk satışımızı Hollanda’da bir şirkete ihracat olarak yaptık. Ürünlerimizde Ar-Ge’ye büyük önem verdik, temel algoritmaları kendimiz geliştirdik ve büyük bir kütüphaneye sahibiz. PoC (Proof of Concept) sonrası, sonuçları paylaştığımız her müşterimiz ile iş sözleşmesi yaptık. 2017 Aralık ayında ilk yatırımımızı aldık. En büyük ödülümüz müşterilerimizin ürünlerimiz ile verilerinden işlerine yarayacak çıkarımlar yapabilmeleri ve memnuniyetleri.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Girişimimizde kadın olduğum için zorlanmadım. Çocukluğumdan beri, çok şükür, etrafımda kadın olduğumdan dolayı herhangi bir şeyi yapamayacağımı söyleyen kimseler olmadığından belki, kadın olduğum için zorlanacağımı hiç düşünmedim.

Girişimci olmak bana kendim, yaşam ve başka insanlarla ilgili çok şey öğretti ve bunca şeyi öğrenmeye ve yapmaya zaman ayırmakta zorlanıyorum. Bu zorlukları, hem kurucu ortağım Tanju’nun, hem de bütün çalışanlarımızın destekleri ile aşıyorum.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’ deki kadın girişimci oranının, dünya ya da Amerika’dan daha az olduğunu hiç sanmıyorum. Fakat yine de çoğu girişimcinin erkek olduğunu ve daha çok kadına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Biz Tazi.ai olarak marttan itibaren çalışanlarının %30’undan fazlası kadın olan bir şirket olacağız. Stajyer alırken de her sene hem kadın, hem erkek stajyerlerimiz oldu. Genel olarak, çalışanlarımız arasında farklılıkların olmasının bize şirket olarak çok ve zengin sesli olma ve daha iyi  çözümler üretebilme yeteneği verdiğini düşünüyoruz.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Nasıl ki bir çocuğu büyütmek için sadece anne-baba değil, bir ekosistem gerekir, bir girişim için de aynı şey geçerli. Dolayısı ile girişiminizi başlatırken hangi ekosistemde büyüyeceğini ve kimlerden ne zaman destek alacağınızı elinizden geldiğince iyi planlayın.

Girişiminizle ilgili her zaman yapmanız gereken milyonlarca iş olduğunun ve bitmeyeceğinin farkında olup, girişiminize bakarken kendinize ve ailenize bakmayı ihmal etmeyin.

İlişki ağları çok önemli. Erkekler bu konuda kadınlara göre daha iyi diye düşünüyorum. Yatırım almaktan çekinmeyin ama eğer yapabiliyorsanız, ürününüz oluşup ilk müşterilerinize gidene kadar kendi maddi ve insan kaynağı birikiminiz ile ilerleyin. Hiçbir zaman girişiminizi müşterilerinizden ayrı olarak düşünmeyin. Hep müşteri odaklı olun. Ürününüze para verecek kadar inanan insanlar varsa, başarılı olmaya devam edeceksiniz demektir.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Vahide Barın ve Rasyonet

Vahide Barın, 1991 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü tamamdı, sonrasında ise aynı bölümde yüksek lisans yaptı. Ülkemizde yazılım sektörünün yeni yeni gelişmeye başladığı bir dönemde mesleğe atılan Barın, çalışma hayatı boyunca finans sektörüne yönelik yazılım projelerinin değişik kademelerinde yer aldı. 2007 yılından bu yana Rasyonet bünyesinde aynı şevkle çözümler üretmeye devam ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan altıncısı Vahide Barın ve Rasyonet…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

“Çözüm” ve “üretmek” kavramlarının benim için anlamı büyük. Girişimcilikte bunlar çok güzel bir şekilde birleşiyor.

2. Rasyonet nasıl doğdu?

Rasyonet, 2000 yılında iki genç mühendis Orkun Barın ve Erdinç Özel tarafından kuruldu. 2005 yılında İTÜ ARI Teknokent’e kabul edildi. Bugün 41 kişilik genç ve dinamik bir ekiple çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

3. Rasyonet nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Rasyonet, sermaye piyasalarında faaliyet gösteren aracı kurumlar, bankalar, portföy yönetim şirketleri ve reel sektör şirketlerindeki profesyonellere yönelik katma değerli analiz platformları geliştiriyor. Hisse senetleri, yatırım ve emeklilik fonları, bono ve tahvil piyasaları ile ilgili kapsamlı veri ve analizlerin yerel ve uluslararası piyasalarda yapılabilmesine olanak sağlıyoruz.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Çözümlerimiz ile yurt içinde ve dışında 100’den fazla kurumda 1.500 kullanıcıya yardımcı oluyoruz. Müşteri devamlılığımız %97 gibi oldukça yüksek bir oranda. Bu başarıyı yıllardır sürdürdüğümüz için de ayrıca gururluyuz.

2010 yılından bu yana yazılım ihracatı yapıyoruz. İngiltere, İsviçre, Almanya, Polonya ve Romanya’da pek çok kullanıcımız var.

2017 Haziran’da tamamladığımız son projemiz, Eureka tarafından desteklendi. Sonrasında başlattığımız ve halen devam etmekte olan projemiz için de geçen hafta Eureka onayı geldi. Bu projelerin çıktıları olan yeni uygulamalarımızla ihracat rakamlarımızı çok daha hızlı bir şekilde yükseltmeyi amaçlıyoruz.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

İş hayatında kadın olduğunuz için aileniz ve kariyerinizi bir arada mutlu ve başarılı bir şekilde yürütmekle ilgili kaygılarınız her zaman oluyor. Bunun dışında yaşadığım bir zorluk olmadı.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kadın girişimcilerimizin sayısının hızla artmakta olduğunu görüyorum. Bu çok mutluluk verici.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Başarılı olmak için uzun saatler çalışmaktan ziyade orijinal fikirler, odaklanma ve azim gerekli diye düşünüyorum. Türk kadını girişimcilikte de fark yaratacak, bundan eminim.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Gözde Büyükacaroğlu ve Vivoo

24 yaşındaki Gözde Büyükacaroğlu, Vivoo’nun kurucu ortaklarından biri. İTÜ Çevre Mühendisliği’nde eğitim gören Büyükacaroğlu, kişinin yaşam kalitesini arttırmaya yönelik tavsiyeler sunan bir wellness asistanı üzerine çalışıyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan beşincisi Gözde Büyükacaroğlu ve girişimi Vivoo…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

“Çoğu girişimcinin çıkış noktası, kendini kanıtlama isteğidir” diye kabul gören bir kanı vardır. Bir şeyleri başarma, üretmeye olan tutkumuz; bunu tek başımıza başarma isteğimiz en temel motivasyonlarımız aslında.

2. Vivoo  nasıl doğdu?

3 yıl önce iki kadın kurucu ortak olarak Vivosens isimli ilk girişimimizi kurduk. Taşınabilir tanı üzerine çalışan bu girişimde ekibimizin çoğunluğu kadındı, 6 kişilik ekibimizde tek bir erkek arkadaşımız vardı. Vivosens’in Ar-Ge süreçleri hala devam ediyor. Ancak şuanda yeni bir fikirle Vivoo’yu kurduk ve aktif olarak Vivoo üzerinden devam ediyoruz. 7 kişilik ekibimiz var, bunlarda 5’i kadın. Bu bir tercih değil aslında, ancak süreç sonrasında hep kadınlarla devam ediyor oluyoruz, motivasyonlarımız genellikle daha yüksek.

3. Vivoo  nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Vivoo, idrar stripleri üzerinden kişinin yaşam kalitesini arttırmaya yönelik tavsiyeler sunan bir wellness asistanı. 10 parametreli idrar stripleri üzerine idrarınızı yaptıktan sonra, uygulama üzerinden fotoğrafını çekerek bu parametrelere göre sizlere tavsiyelerde bulunuyor. Bir idrar stribinin üzerindeki parametrelerle kullanıcının; böbrek, karaciğer, idrar yolları ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi oluyor, şeker hastası olup olmadığını öğrenebiliyor veya yeterli su alıp almadığını fark edebiliyoruz. Parametrelerin birbirleriyle olan ilişkileri sayesinde de çok farklı anlamlara gelen geniş bir yelpazeden kişinin genel durumunu anlayabiliyoruz. Bunlara bağlı olarak da beslenme alışkanlıklarıyla ilgili tavsiyeler vererek kişinin daha iyiye gitmesini hedefliyoruz.

Günümüzdeki uygulamaların çoğunluğu, kişiye her an ne yediklerini sistemlerine giriş yapmasını isteyen ve bunları baz alarak “genel” tavsiyeler sunan sistemlerdir. Örneğin, sabah tost yediğinizden akşam tükettiğiniz brokolinin kaç gram olduğuna kadar sisteme girip, ne kadar su içtiğinizi sürekli yazmanız gereken; ancak karşılığında “günde 3litre su içmelisin” şeklinde genele hitap eden tavsiyeler veren uygulamalardır. Hiçbirimizin, düzenli olarak her gün 15 dakikamızı bir uygulamaya girip yediğimiz içtiğimiz her şeyi bir veri tabanından çekerek/ekleyerek kaydetme alışkanlığımız yok. Wellness dediğimiz olgu, tamamen kişisel olması gerekirken genele hitap eden tavsiyeler ile insan hayatında geniş bir karşılığı yok. Bu yüzden bu tarz uygulamalar, genellikle “sadakat” problemi ile karşılaşmakta. Yapılan bir araştırmaya göre, wellness/mobil sağlık uygulaması indiren insanların %80’i, ilk iki hafta içerisinde uygulamayı telefonlarından kaldırıyorlar. Vivoo, kesinlikle kullanıcısından bu tarz girişler yapmasını beklemiyor. İdrar striplerinden baktığı parametrelere göre insan hayatında karşılık bulacak tavsiyeler veriyor, aynı zamanda bunları da idrardan baktığı için kişinin objektif verileriyle çalışıyor. Böylelikle Vivoo, dün akşam aldığınız alkolün karaciğerinizi ne kadar yorduğunu anlayabiliyor ve karaciğerinizi rahatlatacak besin önerileri sunuyor. Herhangi bir tanı ya da tedavi amacımız yok, sadece beslenme alışkanlıklarımızdaki ufak değişikliklerle nasıl daha iyiye götürebileceğinizi gösteriyor. Sisteme yakın zamanda egzersiz ve uyku takibi de ekleyerek bütün olarak bir wellness asistanı olmayı hedefliyoruz.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Vivosens’in Sanayi Bakanlığı’nın “Teknogirişim Desteği” ile kurduk. Daha sonra, Vivosens ile Arı Teknokent’in önderliğinde gerçekleşen “Big Bang 2015”in birincisi olduk. Ayrıca, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin “İlk İşim Girişim” yarışmasının birincisiyiz. Bunun dışında Amerika’da ve Türkiye’de çeşitli yarışmalardan ödüllerimiz var.

Aktif olarak yürüttüğümüz bir TÜBİTAK projemiz var. Ayrıca, Vivoo ile 500 İstanbul’dan yatırım aldık. Şuanda ortağım Miray, Amerika’da yatırım ve pazarlama üzerine çalışıyor. Önümüzdeki Nisan ayında kitlesel fonlama projesi ile Amerika’dan pazara açılacağız.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Türkiye’de yaşıyoruz, kadın olmanın zorluklarını hepimiz biliyoruz. Haberlerden, yaşananlardan etkilenmemek elde değil. Ancak girişimcilik ekosisteminde kadın ya da erkek olmanızın bir etkisi yok. Bireysel olarak girişimciliğin cinsiyetinin olmadığını düşünüyorum. Cinsiyetlerden öte fikirlerin konuşuluyor olması mutluluk verici. Ancak hedef pazarlarınız ve bunların yapısı oldukça önemli. Vivosens’de hayvancılık sektöründe çalışıyorduk, daha geleneksel bir pazar fakat insanlardan ve çiftliklerden genellikle iyilik gördük. Elbette tüm bu alanların tamamında ilginç şeyler yaşamadık mı, yaşadık. Ancak genellikle başarıya karşı olan ön yargı daha fazla. Bu ön yargıyı kırmak her zaman daha zor. Toplumun gözündeki kadın algısı ve bu algıyla yönetilen insanların hepimizin üzerinde kurmaya çalıştığı belirli düzenler veya baskıları yok saymak her zaman kolay olmasa da kişiyi bu özgürleştiriyor.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ekosistemde iki farklı kadın girişimci modeli var diyebiliriz. Bir yandan ailesine destek olmak amaçlı kurulan ufak işletmelerdeki geleneksel kadın girişimciler, bir yandan da daha çok teknoloji geliştiren startuplar ve buradaki eğitim düzeyi biraz daha yüksek olan girişimci kadınlar. Ancak kadınlar, Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin %10’unu oluşturuyor. Özellikle teknoloji geliştiren startuplardaki kadınlar ve kadın girişimcilere baktığımızda oranlar oldukça düşüyor. Hatta gittiğimiz her etkinliğin kadın sayı ortalamasını arttırıyoruz. Bunun en temel nedeni hala mühendislik, bilim, teknoloji konularının ve bu alanlardaki mesleklerin erkek egemen meslekler olması. Dolayısıyla Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini besleyen meslekler, erkek egemen meslekler olarak kalıyor. Daha sonrasında da gelecek kaygıları ve ekonomik bağımsızlığa olan ihtiyaçları daha fazla olan kadınlar, daha güvence veren meslek dallarında ilerlemeye karar vererek, hayallerinden vazgeçiyorlar.

Günümüzde hem dünyada hem de Türkiye’de bu durum gittikçe değişiyor, kadınların hayatın her yönünde varlığı gittikçe artıyor, arttıkça daha fazla rol model ile daha fazla kadın ile gelişmeye devam ediyoruz.  Ancak ne söylersek söyleyelim, “kadın girişimci” diyoruz. “Erkek girişimci” diye bahsetmiyoruz. Hala partilerimizin kadın kolları var. Her sektörde kadınların sayısının daha fazla artması ve cinsiyetlerle anılan meslekler mümkün olduğunca azalmalı.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Kadın erkek fark etmeden, hiçbirimizin hayallerinden vazgeçmek zorunda olmaması temel motivasyonu olmalı. Kendimize güvenerek, kendimiz ve çevremiz için en iyisi istediğimiz sürece başarabiliriz. Kendimizi gerçekleştirmek en temel motivasyonumuz olmalı. Toplumların kadınlara biçtiği rollerden sıyrılarak, hep daha özgüvenli ve daha istekli bir şekilde varlığımızı ortaya koymalıyız. Özgür olmalı, özgür düşünmeliyiz.

 

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Buse Berber Örçen ve Nanomik

Buse Berber Örçen, lisans ve yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde tamamladı. Gıda mikrobiyolojisi üzerine çalışmalar yapan Örçen, 2014 yılında Nanomik’i kurarak, meyve ve sebzelerin raf ömrünü uzatan doğal koruyucu üzerine çalışmalarını sürdürüyor. İTÜ Çekirdek 2017 girişimcisi Örçen, şimdilerde Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nde doktora eğitimine devam ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan dördüncüsü Buse Berber Örçen ve girişimi Nanomik…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Ben her zaman laboratuvarı seven bir öğrenciydim. Üniversite 2. sınıftayken 2 ayrı laboratuvarda derslerimden arda kalan zamanda gönüllü olarak çalışırdım. İlk girişimcilik denemem de üniversite 3. sınıftayken “fonksiyonel gıdaların geliştirilmesi” üzerine olmuştu. Bu girişimimizi hayata geçirip mezun olana kadar çalışmalarımıza devam ettik. İlk girişim denememizde de mikrobiyoloji üzerine çalışıyordum. Yaptığımız firma ziyaretleri sırasında bambaşka bir problemle karşılaştık. Genel olarak gıda firmaları ürün çeşidinden ziyade ürünlerin hızlı bozulmasından dolayı dertliydi. Sektördeki bu problemler çalışmalarımızı daha da derinleştirmemizi sağladı ve sonuçta “Teknogirişim Desteği” ile projemizi hayata geçirmeyi başardık. Uzun süre hazır paketli gıdalarda çalışmalar yaptıktan sonra hem ihracatta problem yaratan, hem de ciddi israflarla sonuçlanan meyve/sebze sektörüne yönelik çalışmalar yaptık. Belirlediğimiz kriterler sonucunda meyve/sebze sektöründe problemin daha acil olması, kayıpların ülkeler başta olmak üzere pek çok basamakta üretici ve tüketiciyi etkilemesi sebebiyle pazara taze meyve/sebzelerin raf ömrünü arttıran doğal koruyucumuz ile giriş yapmayı planladık.

2. Nanomik nasıl doğdu?

Nanomik, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Teknogirişim Sermayesi Desteği” ile 2014 yılında kuruldu. 2017 yılının başı itibariyle 8 biyomühendislik, ziraat mühendisliği, mikrobiyoloji, kimya ve pazarlama alanlarında doktora veya yüksek lisans eğitimini tamamlamış ekip lideri ve 4 stajyerden oluşan dinamik, multidisipliner bir ekibimiz var.

3. Nanomik nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’nün yayınladığı raporlara göre her yıl 2,5 milyar tonun üzerinde taze meyve sebze üretiliyor ve bunun minimum %25’ini küflenme sebebiyle israf ediyoruz. Üretici veya aracılar ürünleri küflenmeye karşı koruyabilmek için hem hasat öncesi hem de hasat sonrasında çok sayıda kimyasal koruyucu kullanıyorlar. Ancak bu kimyasallar uzun süre maruz kalındığında ciddi sağlık problemlerine yol açıyorlar. Aşırı kullanımı engellemek için her ülkenin ihracat/ithalat için belirlediği kullanım kotaları mevcut. Belirtilen dozdan fazla miktarda koruyucu kullanıldığından dolayı her yıl tonlarca meyve/sebze gümrük kapılarından geri dönüyor. Geniş çerçevesiyle aslında Nanomik’in çözmeyi hedeflediği sorun da bu. Nanomik’in geliştirdiği Myco-X isimli patentli koruyucu; probiyotik ve bitkisel etkenlerden oluşan %100 doğal bir formülasyona sahip. Hem insan sağlığına dost hem de ürünün üzerinde kimyasal kalıntıya sebep olmadığından dolayı ürünlerin gümrük kapılarından dönmesini engelleyebilecek nitelikte.

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

Ekibimiz ile şimdiye kadar TÜBİTAK, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TAGEM kurumlarından toplamda 1.5 Milyon TL’den fazla destek aldık. 2017 yılında Yıldız Teknopark ve Çalık Holding tarafından düzenlenen “İlk İşim Girişim” yarışmasında 1. olduk. Yine aynı sene İTÜ Teknopark kapsamında düzenlenen “Big Bang”de TTGV, ISO, INGBank, EnerjiSa ve HepsiBurada’dan 430.000 TL hibe, İTÜ Arı Teknokent ve TR Angels’tan da toplam 450.000 TL tutarında yatırım aldık. Son olarak Şubat 2018’de Cyberpark tarafından Türkiye ayağı düzenlenen “Get In The Ring” yarışmasında Türkiye Şampiyonu olarak Lizbon’daki Global Final’e katılmaya hak kazandık.

5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Takımımız 8 kadın 4 erkek çalışandan oluşuyor. Şu ana kadar ekip arkadaşlarımız arasında bir problem yaşamadık. İş hayatında cinsiyetten ziyade, azimli ve istekli olmanın daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Gözlemlediğim kadarıyla da kadın girişimci ve girişimci ekiplerdeki kadınlar genellikle işi daha çok sahiplenen, titiz çalışan ve ekipte birleştirici rol oynayan insanlar oluyorlar.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de kadın girişimciliği arttırmaya yönelik çok güzel programlar, destekler ve yatırım fonları var. Bu kapsamda bakıldığında aynı niteliklere sahip bir erkek girişimciye göre çok daha önemli avantajlara sahip olabilirler. Gün geçtikçe artan kadın girişimci sayısı da bence bu teşviklerin önemli bir getirisi.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Azimli ve hırslılarsa, yapmak istedikleri işe inanıyorlarsa hiç vakit kaybetmesinler. Kadın olmak bu süreçte dezavantaj değil, aksine avantaj olabilir.

Teknokentli #GirişimciKadınlar: Başak Süer ve Givin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu Başak Süer, kariyerine uluslararası bir şirkette satış pazarlama alanında başladı. Yaklaşık 6 yıl, İstanbul’da ve şirketin genel merkezi Lozan’da görev aldı. O süreçte iyi eğitimli ve şirketler için değer oluşturan kişilerin topluma daha fazla fayda sağlayacak işlere el atması gerektiğini düşünmeye başladı. Süreç içinde sosyal girişimcilikle tanıştı ve Türkiye’nin ilk kaynak geliştirme mobil uygulaması fikri ortaya çıktı.  Evli olan Süer, hem kendisinin hem de eşinin işi sebebiyle sıklıkla seyahat ediyor.

İşte Teknokentli #GirişimciKadınlar’dan üçüncüsü Başak Süer ve girişimi Givin…

1. Girişimciliğe nasıl başladınız?

Benim kafamda sürekli yeni fikirler dolaşır. Arkadaşlarıma iki buluşmadan birinde yeni fikirlerden bahsederdim ama Givin’e kadar hiçbirine yeterince eğilmemiştim. Çıkış noktam, “dünyadaki birçok sorunun çözümü eğitimden geçiyorsa, herşeyimizle eğitime destek olabileceğimiz, herkesin istediği şekilde bağış yapabileceği bir platform yaratmayı hayal etmek” oldu. Bununla birlikte TOMS’un hikayesi okuduktan sonra sosyal girişimcilikte tanıştım ve sosyal fayda için sürdürülebilir ve büyütülebilir iş modelleri inşa etme ve bu şekilde kazanç elde etme fikri benim için çığır açıcı oldu. Yani aslında dünyanın bir ucundaki bir sosyal girişim buraya kadar ilham oldu.

2. Givin nasıl doğdu?

Givin’i Ali Aksakarya ile iki kurucu ortak olarak Nisan 2017’de hayata geçirdik. Ali, aynı zamanda Solid-ICT yazılım geliştirme ofisinin de kurucusu. Bu sayede Givin’in yazılım tarafına yaklaşık 6 kişi emek verdi. Pazarlama ekibimizde 1 yarı zamanlı çalışan, 1 tane de stajyerimiz bulunuyor.

3. Givin nasıl bir soruna çözüm sunuyor?

Etrafımızda yardımımızı bekleyen çok fazla konu var. Bunlar için çalışan çok değerli sivil toplum toplum kuruluşları var ama onların da en büyük problem kaynak geliştirmek, yani bağış sağlamak. Bir çoğumuz iyi birşeylerin ucundan tutmayı istiyoruz ama günümüzün alışkanlık ve ihtiyaçlarıyla uyumlu, hayatımızın içine dahil olan bir yöntem yoktu. Alışveriş ise çok daha fazla hayatımızın içinde olan bir kavram. Kültürümüzde eşya vermek para verip bağış yapmaktan çok daha yaygın ve para kazanma motivasyonuyla eşyalarını satmayan da bir kitle var. Markalar içinse sosyal fayda sağlamak tüketicilerdeki algıları için çok çok değerli. Ancak hepsinin kolayca kendi markalarına da dönüş alırken fayda sağlayabileceği bir platform yoktu. Bu gerçeklerden yola çıkarak her türlü eşyanın ya da deneyimin bağış karşılığında verildiği, alışverişlerin bağışa dönüştüğü bir platform yaratalım ve hem bizim hem de markaların sahip olduğu kaynaklar #durmasındestekolsun dedik. Sadeleşirken ve alışveriş yaparken bağış sağlanmasını, markaların da duyarlı ve sevilen marka imajlarını güçlendirirken ürünlerini yeni kullanıcılara tanıtmalarını sağlıyoruz. Sanırım yine Türkiye’de ilk defa, daha çok bağış sağlayanlara ödüller veriyoruz!

4. Girişiminiz ile nasıl başarılar elde ettiniz?

 Givin’i Nisan ayında hayatata geçirdik. Şu anda tüm kanallardaki toplam kitlemiz 30 bin kişiye yaklaştı. Kayıtlı kullanıcımız ise 16 binin üstünde. Uygulamada yaklaşık 10 ayda bugüne, geliri bağışlanmak üzere yaklaşık 250 bin TL’lik ürün listelenmesi gerçekleşti. 68 bin liranın üstünde de bağış işlemi gerçekleşmesini sağladık. Bizi en çok sevindiren rakam Türkiye’deki bağış ortalamasına yaptığımız etki. Normalde karşılıksız para verilerek yapılan ortalama bağış tutarı 70 lirayken, Givin’de kullanıcılar, ortalama 280 liralık ürün listelemesi gerçekleştiriyorlar. Yani karşılıksız para değil de kullanılmayan eşyaları bağışa dönüştürmek istediğimizde bağış ortalamasını 4 katına çıkarmış olduk. Givin’in sosyal yardımlaşmanın çok daha yaygın olduğu Avrupa ülkelerinde de potansiyelinin çok yüksek olduğuna inanıyoruz.

Geçtiğimiz sene sonunda Boğaziçi Bilişim Ödülleri’nde “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldük ve 2017 yılında App Store’un “en sevdiği 20 uygulamadan biri” Givin’i oldu.

 5. İş hayatında kadın olduğunuz için zorlandığınız anlar oldu mu?

Sanırım yoğun çalışan kadınlar toplumda çok kabul edilmiyor. Bunu kanıtlayan araştırmalar da varmış hatta. Benim de kadın olduğum için en çok yaşadığım zorluk bu oldu diyebilirim; çok çalışmaktan çok fazla eleştirildim. Muhtemelen bir erkek olsaydı, girişimcilik, iş kurma sürecinde olduğu için bu normal kabul edilip daha anlayışla yaklaşılabilirdi.

6. Türkiye’de kadın girişimciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye – girişimciliği bir kenara koyalım – kadınların istediği saatte sokakta dolaşması için bile  gittikçe daha zor bir ülke haline geliyor. Bu koşullarda, kadın rollerinin de getirdiği toplumsal baskıya rağmen kendi hayallerinin peşinde gitmeyi başaran çok değerli kadın girişimciler var.

Bu kadın girişimci hikayeleri, başlarından geçenlerin görünürlüğü başka kadınlara, genç kızlara, kız çocuklara ilham olması açısından çok değerli. Bununla birlikte kadının toplumsal rolleri ve kendi istek ve değerlerinin arasındaki dengeyi bulmasının da bir işe girişme sürecinde çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle kadınları hedefleyen kurumların ellerini güçlü bir şekilde kadın girişimciliğini desteklemek için ellerini taşın altına koyması gerektiğine inanıyorum.

7. Girişimci olmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz?

Öncelikle neden girişimci olmayı istediklerini sorgulamalarını öneririm. Çünkü bence girişimci olmayı istemekten önce bir problemi çözmeyi istemesi ve bir fark yaratabileceğine inanması gerekiyor. Girişimcilik onun arkasından geliyor. Girişimciyi ayakta tutan bence kafaya takılan o problemi çözmeye dair olan o istek ve inanç. Eğer onlar yoksa zorlu girişimcilik sürecinde yelkenleri indirmek olası.

Daha sonra ise adım atmak için cesaret. Benim gözlemim kadınların genel olarak erkeklerden daha cesur olduğu yönünde, sadece özgüven anlamında çoğunlukla karşı cinsten daha geride kalıyoruz. Ben bunu kendimde de gözlemliyorum. O zamanlarda da kendime “Bir erkek benim yerimde olsaydı, kendi kendini bu kadar eleştirir miydi, yoksa daha özgüvenli mi olurdu?” diye sorduğumda fark ettiğim şeyin kadınların çoğunda olduğunu gözlemliyorum. Aslında kendimize güvenmememiz için hiçbir sebep yok.